Truman Show
Truman Show, 1998 yılında gösterime giren ilginç bir filmdir. Daha önce izlemeyen ya da çok eskiden izleyip unutanlar için bazı bilgileri hatırlatarak başlamak istiyorum.
Filmin kahramanı Truman Burbank, istenmeyen gebelik sonucu doğmuş ve bir televizyon şirketi tarafından yasal yollarla evlat edinilmiştir.
Truman için dev bir film stüdyosu minik bir dünya olarak tasarlanmıştır. Bu ortamda büyütülen kahramanımızın her hareketi binlerce kamera tarafından takip edilerek canlı olarak yayımlanmaktadır. Çevresindeki herkes oyunun bir parçasıdır. Yani kahramanımızın kendisi dışında herkesin bildiği bir film oynanmaktadır.
Truman açısından bakılınca başta pek sorun görünmüyor. Gerçek dünyadaki insanların çoğunun özendiği ve ideal sayılabilecek bir yaşam tasarlanmış kahramanımız için. Her gencin özlediği masa başı bir iş, güzel bir eş, güvenli bir yaşam ortamı…
Ama ciddi bir sorun var!
Truman’ın annesi, babası, yakın dostu hatta eşi bile kurgudan ibarettir.
Bir gün gelir başka bir kadına Truman âşık olur. Bu genç kadın (Lauren) sadece âşık değil aynı zamanda vicdan sahibidir. Truman’ın içinde bulunduğu durumdan rahatsız olmaktadır ama bilgi vermesi yasaklanmıştır.
Lauren, bir fırsatını bulduğunda tam kendisine gerçekleri açıklamak üzereyken şovun yapım ekibi tarafından yaka paça uzaklaştırılır. Truman’ın şüphelerini gidermek için de kendisine bu kadının şizofren olduğunu söylerler.
Truman, parçaları birleştirdikçe bir şeylerin doğru olmadığını sezinlemeye başlar. Hayatının birbirinin benzeri günlerden ve benzer ritüellerden ibaret olduğunu fark eder.
İlk bakışta istediğini yapmakta özgür gibi görünüyor Truman. Ama kendisi için kurgulanan hayatın dışına çıkma girişimleri değişik oyunlarla engelleniyor. Rastlantı görüntüsü verilen bu tezgâhları fark ettiğinde bu sefer zor kullanılarak kendisi için belirlenen çerçevenin içinde tutulmaya çalışılıyor.
Aradan çeyrek asır geçtikten sonra bu filmi bir kez daha izledim. Elbette ben artık eski ben değildim. Dikkatimi çeken şeyler de farklı oldu.
Bu sıra dışı filmin beni bu sefer daha çok etkilemesinin nedeni hemen her toplumda sahnelenen oyunların bir demosu gibi olduğunu fark etmemdi.
Dikkatli bir gözlem yaptığınızda kendisi için kurgulanan bir yaşamı sürdüren -Truman gibi- milyonlarca insan olduğunu göreceksiniz. Filmdeki gibi devasa bir film seti yok elbette ama pek çok insanın yaşamı, kendileri için dizayn edilmiş bir düşünce dünyası çerçevesinde sürüyor.
Kafası karışanlar -tıpkı filmde olduğu gibi- güvenli görünen bir ortamla oyalanmaya çalışılıyor. Farklı dünyaları merak edenlerin önüne engeller konuluyor. Farklı düşünen insanların kitaplarını okumaları bile çeşitli oyunlarla engelleniyor bazı insanların.
İçinde bulunduğu ortamdan şüphelenmeye başlayan, duvarları aşıp yeni dünyalara açılmak isteyen, haliyle kendisini sınırlayan kalıpları kırmaya çalışanları zapt etmek için din, millet, hizmet ve aile gibi duygusal kancalar alet ediliyor oyuna.
Truman bir şekilde yapım ekibini atlatıp kaçmayı başarınca herkesin organize bir şekilde onu aramaya çıkması bir başka etkileyici sahnedir. Tüm bu yaşananlar size de tanıdık gelecektir.
Bir şeylerin yanlış gittiğini sezinleyip ait olduğu grubun içinden sıyrılmak isteyenlerin karşılaştığı tepkileri düşünün. İhanet, aforoz ya da sapkınlık gibi ürkütücü ithamlarla psikolojik baskı altına alınır bu insanlar.
Ekibin içindeyken sadece birkaç iyi insanla birlikte çalıştığını sananlar özgürlüğe adım atma girişiminde bulununca çevresinde kalabalık bir örgüt ve organize bir sistem bulurlar. Dini ya da ideolojik çemberin dışına çıkmaya çalışanlar adeta linç edilir.
Truman bu ekosistemden kaçmasın diye her türlü tezgâh düzenlenir. Hatta finalde denize açılan genç adamın hayatını tehlikeye atma pahasına bazı önlemler alınır.
Filmin sonunda ortam sakinleşir ve Truman’ın teknesi duvara toslar. Sınırsız gökyüzü sandığı açık mavi manzara meğer boyanmış bir duvardan ibaretmiş. Kendisini sınırlayan engeller artık elle tutulur hale gelmiştir.
Truman duvarları aşıp kapıdan çıkarken hayatında ilk kez iletişime geçtiği yönetmenin kendisine söyledikleri dikkate değer:
“Dışarıda senin için yarattığım bu dünyada olandan daha fazla gerçek yok. Aynı yalanlar, aynı ikiyüzlülük… Ama benim dünyamda korkacak hiçbir şey yok.”
Film eski ama tespitleri hiç eskimeyecek gibi görünüyor. Truman’lar hep var çünkü. Kendisi için belirlenen yaşam kalıplarını aşabilecek, takip ettiği liderin söylemlerine itiraz edebilecek kaç insan tanıyorsunuz?
Size isim vermeyeceğim elbette. Çünkü isim verdiğimde bir gruba karşı olduğum izlenimi ortaya çıkar. Ve hemen akabinde rakip gruba dâhil edilirim. Şu dünyada tüm gruplardan bağımsız bir insan hayal etmek ne kadar zor, değil mi? Peki, Truman’ın dünyasından ne farkı var bizimkinin?
Tüm gruplara karşı olduğum şeklinde yanlış bir kanaat oluşmasını da istemem. İyi insanların birlikte hareket etmesi gerektiğine inanıyorum çünkü. Ama kitle içinde düşünmeden itaat eden bir figüran olmakla iyi bir amaç için toplanmış kalabalıklarda güçlü birey olmak çok farklı şeyler…
Kahramanımız tüm korkularına rağmen ilk bakışta belirsiz gibi görünen bu haliyle de korkutucu olan gerçek dünyaya adım atmak üzere dışarı çıkar. Duvarları aşar yani. Yıllardır bu filmi izleyen seyirciler kurtuluşu coşkuyla karşılar.
Ne diyeyim?
Darısı tüm Trumanlara…