Edebiyata dair bildiğim tüm şeyleri bir araya getirerek şu fıkrayı en nahif şekilde anlatmaya çalışayım:
Zengin bir çiftçi uçakla yolculuk yapmaya karar vermiş. Bütçe imkânlarını değerlendirerek First Class yani en üst düzeyde konfor sunan uçuş sınıfından biletini almış.
Uçağa binen kahramanımız koltuğuna oturmuş ve beklemeye başlamış. İlk kez uçmanın heyecanına beklemenin can sıkıntısı eklenince sağına soluna bakınmış. Hemen yan tarafında oturan düzgün giyimli bir beyefendi kitap okuyormuş.
İşte can sıkıntısını gidermek için harika bir fırsat!
Selam verip yol arkadaşının dikkatini çekmeyi başarmış zengin köylümüz. Adamcağız sağ elini kitabının üstüne koyup başını kaldırmış ve kahramanımıza dönmüş. Kibar bir şekilde selamını da alıp tekrar kitabını okumaya başlamış.
Ama çiftçimizin planı bu değil! Bir selamlaşma yetmez, daha uzun bir sohbet başlatma niyetindedir.
“Biliyor musunuz?” diyerek yol arkadaşının dikkatini bir kez daha çekmeyi -ya da dağıtmayı- başarmış. “Bilimsel araştırmalara göre yolculuk sırasında sohbet ederseniz vaktin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Canınız da hiç sıkılmaz…”
Aslında o dakikaya kadar zaten canı sıkılmayan adamcağız kurtuluş olmadığını görünce derin bir nefes almış. Okuduğu sayfaya ayıracı yerleştirip kitabı kapatmış. Sonra yakın gözlüklerini çıkarıp eline almış ve yol arkadaşına dönmüş.
“Peki,” demiş. “Buyurun sohbet edelim. Hangi mevzuda konuşmak istersiniz?”
Yurdum insanı durumdan memnun bir halde koltuğuna yaslanmış. Elini çenesine koymuş. Kısa bir beyin fırtınası sonrasında güzel bir konu bulmanın coşkusuyla gözleri parlamış.
“Mesela nükleer enerji,” demiş. “Bu konu hakkında konuşabiliriz!”
“Tamam,” demiş adam. Sonra yol arkadaşını tepeden tırnağa süzmüş. Aslında tahmin etmiş ama yine de sormuş. “Bu arada siz ne iş yapıyordunuz?”
“Ben çiftçiyim,” demiş kahramanımız. “İşlerimiz de iyidir şükürler olsun.”
“Nükleer enerji konusuna geçmeden bir şey sormama izin verir misiniz?”
“Elbette Beyim. Amacımız sohbet değil mi zaten?”
“Çiftçisiniz, çok iyi bilirsiniz. İnek, koyun ve at aynı yaylada aynı otla besleniyor. Ama bu hayvanların her birinin sindirim işleminden sonra geriye kalan artıkları farklı şekillerde dışarı çıkıyor. Sizce neden?”
Çiftçimiz şaşırmış. Gülümseyerek itiraf etmiş:
“Valla Beyim, ne yalan söyleyeyim, inanın bilmiyorum…”
Yol arkadaşı şöyle başını geri doğru çekip çiftçiye dönmüş. “İyi de birader,” demiş. “Hiçbir gübreden anlamıyor ama nükleer enerjiden mi konuşmak istiyorsun?”
Fıkralar, hayatın gerçeklerini çarpıcı bir şekilde gözümüzün önüne getirdiği için bizi güldürmeyi başarıyor. Bununla kalmıyor, derin düşüncelere sevk ediyor bizi edebiyatın bu zıpır ürünleri. Sahiden de etrafımızda fıkranın anlatmaya çalıştığı türden insanlar ne kadar fazla, değil mi?
Eline kitap almadığı halde insanların cahilliğinden dem vuranlar…
Kendi geçimini temin edecek bir işte tutunamayıp ülkenin dış ticaret açığını yorumlayanlar…
Evde eşiyle anlaşamazken Dünya barışı üzerine tezler üretenler…
İş yerinde mesai arkadaşıyla kavga ederken Amerika ve Çin arasındaki rekabet hakkında yorum yapanlar…
Kendi elinden sigarayı bırakacak iradeyi gösteremediği halde sokaktaki uyuşturucu bağımlılarına söylenenler…
Afili meseleler hakkında yorum yapmak bizi yüceltmez. Eğer kendimiz harika bir yaşamın gereklerini yerine getirmeden büyük laflar edersek komik duruma düşeriz, tıpkı fıkrada olduğu gibi.
Ben yine zaten iyi bilinen bazı tespitleri paylaştım ama burada bırakırsam boş konuşmuş olurum. Çözüm için başvurduğum kaynak Felsefe Eczanesi:
“Başkasının günahı seni aziz yapmaz.” (Çehov)
“Bir gram eylem, bir ton teoriden iyidir.” (Engels)
“Dünyada görmek istediğiniz değişikliğin kendisi siz olun.” (Gandhi)
“Kendini değiştirmenin ne kadar zor olduğunu düşünürsen başkalarını değiştirme şansının ne kadar az olduğunu anlarsın.” (Voltaire)