Avcı Temel köy kahvesinde oturmuş, maceralarından birini anlatıyormuş:
“Ormanda avlanmaya çıkmıştım. Kalabalık bir kuş sürüsüne rastladım. Tüfeği doğrulttum ve ateş etmeye başladım. Attığımı vuruyorum, attığımı vuruyorum…”
Temel ara vermeden atış yapmaya devam edince dinleyicilerden birisi dayanamamış ve sözünü kesmiş.
“İyi de kardeşim, kurşunun bitmiyor mu? Tüfeğini doldurmuyor musun?”
“Dur şimdi,” demiş Temel elini kaldırarak. “Kuşlar uçuyor. Tüfeği dolduracak zaman mı var?”
Zaman zaman hayatımızın karavana atış yapan Avcı Temel’in durumuna benzediğinin bilmem farkında mıyız?
Sabah saatin alarmıyla kalkıyor, apar topar hazırlanıyor, yola çıkıyoruz. Karşımıza çıkan bir yerde atıştırarak kahvaltıyı geçiştiriyor ve trafikle cebelleşip işimize ulaşıyoruz.
Toplantılar vesaire derken koşuşturmacayla bir gün bitiyor. Geri dönüş yolunda mücadele devam ederken alışveriş telaşı da ekleniyor listeye. Akşam yemeği sonrası yorgun argın televizyonun karşısına atıyoruz kendimizi.
Ertesi gün yeni bir koşuşturmaca başlıyor. Birbirinin benzeri günler gelip geçiyor. Bu arada ödenecek faturalar, alınacak yeni kıyafetler, otomobilin bakımı, yeni ev planları ve terfi hayalleri hayatımızı dolduruyor.
Yapay zekâya sahip robotlar gibi otomatiğe bağlamış ve programlanan işleri yaparak bir ömrü tüketiyoruz. Harala gürele geçip giden günlerin ardından bizi bekleyen şeyler; yaşlılık, hastalıklar ve ölüm korkusu…
Bu hengamede ihmal ettiğimiz çok önemli bir şey var: Durmak, derin bir nefes almak ve düşünmek.
Sahiden ne yapıyoruz biz? Bu koşuşturmanın sonu nereye varacak?
“Yapmadığın şeyi söyleme,” şeklindeki o muhteşem yaşam düsturunu her fırsatta paylaşırım. Peki, bu adam ne yapıyor?
Tam da bu satırları yazdığım günlerde hayatın koşuşturmacasına dur deyip bir soluk almaya karar verdim. İş yerinden bir hafta izin alıp yola çıktım.
Nereye?
Bilmiyorum. Soranlara da net yanıt veremiyorum bu yüzden. İşin güzelliği de burada zaten. Doğaçlama bir gezintiye çıkmaya karar veriyorum; plansız, programsız…
Hayatını bir plan dahilinde yürütmeyi tercih eden hatta yazılı programla çalışmayı her fırsatta öneren bu adam için plansız programsız seyahat ilginç bir deneyim olacaktı.
Gençlik yıllarımda bir yerlerden duyduğum tavsiyeyi hatırladım. Her yılın bir haftasını kendimize ayırmaya ihtiyacımız var. İşte ben o haftayı kendime ayırdım.
Hadi, zaman bulduk diyelim, iyi de para nerede?
Altınızda ekonomik bir otomobil ve yolunuzun üstünde kamunun uygun konaklama imkânları olunca asgari ücret bile harcamadan koca bir hafta dere tepe gezebileceğimizi gördüm. Bir yıl boyunca gereksiz harcamalarınızı kıstığınızda böyle bir bütçe ayarlamanın hiç de zor olmadığını siz de göreceksiniz.
Hayatımın en ucuz ama en dinlendirici seyahatlerinden birini yapmak istedim. Gönlümün estiği yöne doğru sürdüm aracımı. Yanımda hayat arkadaşım…
Yol boyunca yeni insanlarla tanıştık. Eski dostlarla karşılaştık. Oturduk, sohbet ettik. “İyi dostlar, iyi kitaplar ve bir de huzurlu bir vicdan,” demiş Mark Twain. “İşte ideal hayat.”
Toros dağlarında kartalları izledik. Yolumuza çıkan kaplumbağaların ağır ağır karşıya geçmesini bekledik. Sakin bir yer bulduğumuzda aracımızı yolun kenarına çekip seyyar sandalyelerimizi çıkardık. Muhteşem doğayı izlerken çekirdek çitledik. Yağmura yakalanınca apar topar aracımıza koştuk.
Tüm bunlar bedava!
Güzel bir müzik eşliğinde günlerce yolculuk ettik. Yolumuzu kesen keçi sürüsünün geçmesini sabırla bekledik. Acelemiz yok.
Daha önce hiç gitmediğimiz yörelere sürdük aracımızı. Güzel yurdumun yaylalarını seyrettik. Uzaktan güzel görünen bir köye kırdık direksiyonu. Tanıdığımız kimse yok. Şöyle bir turlayıp çıktık.
Mağaralara girdik, şelaleleri seyrettik. Hayatımızda ilk kez yaban tavşanı gördük doğada. Gerçek huzurun kaynağı olan şeylerin neredeyse tamamının bize ücretsiz sunulduğuna bir kez daha şahit olduk.
Hiçbir eğlence mekânının, hiçbir lüksün, hiçbir depresyon ilacının veremeyeceği huzur ve dinginlikle döndük evimize.
Peki, burada bırakalım mı? Yani kalan elli bir hafta gece gündüz koşuşturmaya devam mı edelim?
Kalan her haftanın bir gününü ve kalan her günün bir saatini hayatımızdaki en önemli insan için ayırmak hiç de zor değil. Dolayısıyla yaşam enerjimizi artıracak bu etkinliği bir yıla ve bir ömre yaymak mümkündür.
Can sıkıntısı ve anlamsızlığın girdabında boğulan milyonlarca insan var. Dolu dolu bir yaşamın aslında bir sır olmadığını keşke bilse herkes. Depresyon ilacı ya da alkole sığınacak yerde mesela doğayla ve dostlarla baş başa kalmak gibi bir seçeneğimiz de var.
Böyle bir molanın hediyesi sadece dinlenmiş bir ruh değildir. Artan yaşam enerjisi nedeniyle -nadasa bırakılmış toprak misali- kalan günleri daha verimli geçirmenin mümkün olduğunu göreceksiniz. Bu da dolu dolu yaşanmış, verimli, anlamlı, coşkulu ve başarılı bir hayat demektir!
Hayatın hediyesi olan ücretsiz huzur kaynaklarını keşfetmeniz dileklerimle…
hocam sizin izinizden gideceğim bundan sonra…Az kaldı…
Selamlar Mehmet Hocam. Böyle güzel şeyler yaptığım zaman beni takip etmen hoşuma gider. Ama birkaç güzel iş yapan insanlar, güvenimizi suistimal ederek yarın yanlış yollara götürebilirler, dikkat et!
Eline ve gönlüne sağlık. Çok güzel olmuş.
Hem de kurşunları doldurmaya vakit bulup öylece silahını ( kalemini) kullanmışsin…
Çok hoşuma gitti…🌹🌄♥️😊
İlginiz ve güzel yorumlarınız için teşekkürler.