Kırk kilometreyi aşan maraton koşusunu bitirmediniz. Boğazı yüzerek geçmediniz. Akşama kadar tarlada çalışmadınız.
Ama tüm bu şeyleri yapmış gibi yorgun hissediyorsunuz…
Neden?
“Kronik Yorgunluk Sendromu.”
Bu rahatsız edici tablonun kesin olarak bilinen bir nedeni olmadığı gibi öyle kolay bir tedavisi de yoktur. Ama şimdi size çok önemli bir nedenle birlikte harika bir tedavi yöntemi önereceğim.
Rus psikolog Bluma Zeigarnik, bir kafede otururken garsonun davranışları ilgisini çeker. Onlarca siparişi alırken not bile almayan adam hatasız olarak masalara servis yapmaktadır.
Kafeteryada işi biten ve hesabı ödeyen Zeigarnik çıkmadan önce geri döner ve garsona kendisinin az önce ne sipariş ettiğini sorar.
Sonuç kendisini şaşırtır. Çünkü garson hiçbir şey hatırlamıyordu. Sipariş tamamlanmış, işlem bitmiş ve zihin o dosyayı silmişti.
Bu minik gözlemini laboratuvara taşıyan ve araştıran Zeigarnik şu sonuçlara ulaşmış: İnsan beyni, yarım kalan işleri, tamamlanmış olanlara kıyasla iki kat daha fazla hatırlıyor. Böylece bu sonuç literatüre “Zeigarnik Etkisi” olarak geçmiş oldu.
Suya bırakılan nohut, bir süre sonra büyüyerek hacminin iki üç katına çıkar ve daha uzun kalırsa parçalanır. Bitmemiş işlerle ilgili düşüncelerimiz de buna benzer bir süreci takip eder.
Tamamlanmamış görevler, okunmamış dosyalar, verilmemiş kararlar… En önemlisi de sosyal ilişkilerimizde yaşadığımız iletişim kazalarının sonucu olan küskünlükler…
Dakikada yüz düşünce üretme potansiyeline sahip müthiş bir bilgisayar olan beynimiz, bitmemiş işleri zihnimizde evirip çevirirken yorgun düşer. Biz de bu yorgunluğu bedenimizde hissederiz.
Kronik yorgunluk dediğimiz o tatsız duygunun çok önemli bir nedeni keşfedilmiş oldu.
Zeigarnik Etkisi.
Peki, ya çözüm?
Bu sorunun en kolay yanıtı “işleri bitirmek” olurdu ama okur için bunun hiç de kolay olmadığını biliyorum. Söz verdiğim gibi harika, kolay ve uygulanabilir bir çözüm önereceğim.
Kildin Yasası!
Rus matematikçi Nikolay Kildin tarafından geliştiren bu yasa özetle karmaşık problemleri çözmek için yazılı yöntem kullanmaktır.
“Yazmak düşünceyi damıtır, berraklaştırır ve netleştirir,” der Stephen Covey. Kildin Yasası da böyle bir şeydir zaten. Problemi kâğıda yazmak ve soru-cevap şeklinde analiz etmek…
Alexis Carrel diyor ki;
“İyi ifade edilmiş bir problem, yarı yarıya çözülmüş demektir.”
Yazılı hale getirmek problemi somutlaştırır, elle tutulur, gözle görülür hale getirir. Dahası yazılı hale getirdiğimizde bilinçaltımız bu problemin çözümü için çalışmaya başlar.
Çözüm için bir takvim belirlemek bile zihnimizi rahatlatır. Kuru bir nohut misali en azından şişmeden durur zihnimizde düşünceler.
Bir kâğıt, bir kalem ve bir dakika…
Ne dersiniz?
Kronik yorgunluk dediğimiz bu sıkıntılı durumdan kurtulmak için bu kadarcık emek sarf etmeye değmez mi?
Bedelini ödemediğimiz hiçbir şeye gerçekte sahip olamayız. Huzur denen değerli hazinenin bedellerinden birisi de yazma terapisidir. Ve bu minik eylem dünyanın en kârlı alışverişlerinden biridir.
Kalın sağlıkla, huzurla…