Nasreddin Hoca cami avlusunda dostlarıyla sohbet ederken bir adam yaklaşır ve elindeki mektubu uzatır:
“Hocam, şu mektubu okuyuver.”
Hoca, mektuba şöyle bir göz atar ve adama döner:
“Evladım, bu mektup Farsça yazılımış ama ben Farsça bilmiyorum.”
Adam öfkelenir:
“Sen nasıl hocasın? Kafandaki şu kocaman kavuktan utan!”
Hoca sakince yerinden kalkar ve kafasındaki kavuğu çıkarıp davetsiz misafirin kafasına geçirir:
“Marifet kavuktaysa buyur sen oku.”
Kendi görev ve sorumluluklarını unutup başkalarından kusursuz hizmet bekleyen insanlar her asırda var.
Çocuğunu teslim ettiği öğretmenden abartılı beklentileri vardır mesela bazılarının. Çocuğu başarılı olmadığında eğiticileri suçlamak kolaydır. Oysa esas eğitim evde -yani ebeveynle- başlar.
Hasta olduğunda doktordan kusursuz hizmet bekleyenler için de durum farksızdır. Doktor olmak her hastalığı tedavi etme garantisi sunmaz kimseye. Ve en önemli hekim insanın kendisidir. Hiçbir hekim bir insana kendi çabalarından daha değerli sağlık hizmeti sunamaz.
Yöneticileri eleştirmek bir diğer yaygın örnektir. İddialarında haklı olanlar vardır ama sorun şu: Bu eleştiriler işe yaramaz. Yapmak zor, yapılanı eleştirmek kolaydır. Sabahtan akşama kadar eleştirenlere en güzel yanıt Nasreddin Hoca’nın kavuk hikâyesinden aldığım derstir.
“Daha iyisini biliyorsan ne duruyorsun?”
Okuma yazma oranının çok düşük olduğu eski zamanlarda insanlar mektuplarını bilenlere okuturlardı. Burada mektubu okuyana güvenmek gibi bir risk söz konusudur. Zira okuma yazma bilenlerin sizi aldatma ihtimali vardır.
İnsanı insan yapan şeyin beden dediğimiz et yığınından çok içindeki görünmez cevher yani ruh olduğunu unutuyoruz. Bazıları daha da ileri gidiyor, bedeni örten insan yapımı kıyafetlerin şekline bakarak insana değer biçme hatasına düşüyor. Bu yanılgının en vahim sonucu, kıyafetine bakıp bir insanın yol gösterecek donanımlı bir rehber olduğunu düşünmektir.
İş kılık kıyafete kalırsa bir kostüm tasarımcısı en cahil insanı bile allameye dönüştürebilir. Dış görünüşüne bakıp güvendiği insanın her söylediğini -sorgulama ihtiyacı duymadan- doğru kabul eden güruh ise dünyadaki en büyük felaketlerin nedeni olmuştur çoğu kez. Haksız yere bir adamı linç etmekten tutun binlerce insanın öldüğü savaşlara varıncaya kadar pek çok kitlesel harekette bunun örneklerini görebilirsiniz.
“Liderler tehlikeli değildir,” diyor İran’lı filozof Ali Şeriati (1933-77). “Asıl tehlike her şeye inanan, sorgulamayan ve menfaatleri uğruna her şeye sessiz kalan kişilerdir.”
İnsanlar okuma yazma bilse de danışmayı seviyor. Çünkü okumak zahmetli bir iştir. Konuşmanın bedava olduğu dünyada sormanın ciddi bir külfeti yoktur. Fakat okumak ve gerçeği araştırmanın külfetinden kurtularak kârlı çıktığını sanan insan bir ömrü hatta sonsuz bir hayatı riske atar farkına varmadan.
Bilinçli insanlara düşen görev, kolları sıvamak, hakikati bizzat ve en güvenilir kaynaklardan araştırmaktır.
Uyanan, kendine gelen, ne olduğunu hatırlayan ve nasıl yaşaması gerektiği üstünde düşünenlerin saflarına katılmak dileklerimle…
Yüreğinize sağlık. Çerçeveleyip göz öününe asılacak kıymette bir makale olmuş. İyi ki varsınız..
Muhteşem bir yazı gerçekten.
Sağlıklı ve mutlu ömrün uzun olsun İnşallah.
♥️
İlginiz ve yüreklendirici yorumlarınız için teşekkürler…
Daha aydınlık bir dünyanın özlemini kuranların sayısının artması dileklerimle…