Kör Nokta

 

Hepimiz körüz!

Evet, yanlış duymadınız, hepimiz -kısmen de olsa- körüz.

“Hayır, ben kusursuz görüyorum!”

Böyle bir iddiada bulunanlar varsa şimdi size bilimsel bazı gerçekleri açıklamak istiyorum.

Algı kusurlarımıza belki en çarpıcı örneklerden birisi görme alanımızdır. Şöyle gözlerimizi açıp karşıya doğru baktığımızda neredeyse her şeyi gördüğümüzü sanırız. Oysa sadece gözlerimizi odakladığımız noktayı net görürüz. Çevre görüş alanımız ise bulanıktır. Gördüğümüzü sanırız ama görme merkezimizden biraz uzakta duran bir yazıyı okuyamayız örneğin.

Üstelik her birimizin görme alanında kör nokta dediğimiz bir bölge vardır ki, o bölgeyi hiç görmeyiz ama bunun farkında bile değiliz. Ama önce görme işleminin nasıl gerçekleştiğini kısaca hatırlayalım.

Göz küremizin arkasında iç yüzeyi kaplayan retina isimli bir doku vardır. Retinada ışığa duyarlı milyonlarca sinir hücresi bulunur. Dışarıdan gelen görüntüler -ışık sayesinde- bu hassas hücreleri uyarır. Oluşan mesajlar milyonlarca sinir lifi tarafından beynin görme merkezine ulaşır ve burada işlenir. İşte bu lifler birleşerek bir sinir demeti oluşturur. Buna optik sinir (görme siniri) diyoruz.

Görme deyip geçmeyin!

Sahiden görebilmek için öncelikle ışıkları retinaya ulaştıran kornea dediğimiz ön camın sağlam olması gerekir. Bazen tedavi bazen de görsel amaçlarla takılan kontakt lenslerin neden olduğu enfeksiyondan tutun değişik yaralanma mekanizmaları bu ön cama zarar verebilir.

Korneayı geçen ışıklar bu sefer kendi lensimizde süzülecektir. Katarakt gibi hastalıklar bu lensin saydamlığını bozarak görme kusuruna neden olur.

Ön cam ve mercek sağlam olsa bile retinaya ulaşan ışıklar tek başına görmek için yeterli değildir. Retina dokusunun da sağlam olması gerekir. Özellikle diyabet hastalarında görülen retinopatiden sarı nokta hastalığına varıncaya kadar pek çok durum retina dokusuna zarar vererek görmeyi bozabilir.

İlk üç aşamayı geçen sinyaller toplanıp görme siniriyle beyne ulaşacaktır. Bu demektir ki, görme siniri ve beyindeki görme merkezinin de sağlam olması gerekir.

Gördüğünüz gibi, net bir görüntü için iyi çalışan asgari beş anatomik yapıya ihtiyacımız var. Ama hepsi sağlam olsa bile tamamen sağlıklı her insanın gözünde bir kör nokta var.

Retinada, görme sinirinin başladığı noktada görmeyi sağlayan hücreler yoktur. Yaklaşık toplu iğne başı büyüklüğündeki bu alana kör nokta deriz. Peki, buna rağmen nasıl tam görürüz? Ya da nasıl olur da tam gördüğümüzü sanırız?

Dimdik durun ve karşıda bir noktaya bakın. Sonra sol gözünüzü kapatın. Görüntünün yarısı kaybolmuyor, değil mi? Çünkü sağ gözünüzün görme alanı bir miktar sola doğru uzanır. İşte kör noktaları fark edemeyişimizin nedeni burada yatmaktadır. Diğer gözümüzün görme alanı bu kör noktayı telafi eder. Böylece görüntü bütünlüğü sağlanır ve tam gördüğümüzü sanırız.

Ama gözlerimizden birini kapattığımızda açık olan gözümüzden çevresel olarak yaklaşık on beş derecelik açıyla dışarıda bir noktayı görmeyiz. İnternette minik bir araştırma yaptığınızda ilgili görsellerle bunu siz de bizzat deneyimleyebilirsiniz.

Aslında az buçuk bilinen bu meseleyi bu kadar derinlemesine anlatmamın bir izahı olmalı. İşte şimdi sıra geldi tam da bu konuya.

Yeryüzündeki en zeki tür olan insanın bir sorunu, kendi sınırlarını bilememesidir. Tıpkı görme yeteneğinde olduğu gibi işitmeden dokunmaya pek çok yeteneğimiz sınırlıdır.

İnsan anatomisi ve fizyolojisine dair bilginiz derinleştikçe bu makinenin anlaşılamayacak kadar karmaşık olduğunu görürsünüz öncelikle. Sonra da bildikleriniz ve yapabildiklerinizin sınırlılığıyla yüzleşirsiniz.

Retinadaki kör nokta hayatınızı çok etkilemez. Çünkü diğer gözün görme alanı bu açığı telafi eder. Ama düşünce mekanizmamızdaki kör noktaları bilmemek –ya da kabul etmemek- kusursuz düşündüğümüz yanılgısına düşürür bizi.

Örneğin, çok paramız var. Başka konularda da insanlara nasihat etmeye kalkarız. Oysa ticarette iyi olmanız hayatın diğer alanlarında da iyi olduğunuzu göstermez.

Başarılı bir akademisyen olmanız evde iyi bir eş olmanın garantisi değildir. İyi bir futbolcu ya da sanatçı olmanız siyaseti diğer vatandaşlardan daha iyi bildiğinizi göstermez. Bu yüzden yapmamız gereken şey öncelikle mütevazı olmaktır.

Celalettin Rumi’ye sormuşlar: “O kadar okur, o kadar yazarsın. Peki, ne bilirsin?”

O da cevap vermiş: “Haddimi bilirim!”

Hiçbir şey bilmesek de haddimizi bilmeliyiz. Çizmeyi aşmak deyiminin hikâyesini duymuşsunuzdur:

Bir gün ünlü bir ressam sergideki resimlerinden birini dikkatle inceleyen adamı fark eder.  Merak edip yanına gider ve ilgisinin nedenini sorar.

Misafir sanatsever, resimdeki adamın çizmesinin körük kısmında sorunlar olduğunu söyler. Ressam dikkatle bakınca bunun doğru olduğunu görür ve şaşırır. Adama bunu nasıl fark ettiğini sorar.

Sanatsever, “Ben kunduracıyım, çizme dikerim,” der.

Ressam misafirine teşekkür ederek gerekli düzeltmeleri yapacağını ifade eder. Adam mutlu olur. Bu övgülerin kazandırdığı özgüvenle resmin diğer kısımları ile ilgili de yorumlar yapmaya kalkar.  Mesela, tam da pantolonuyla ilgili bir şeyler söylemeye başlayınca ressam misafirini susturur:

“Kunduracısınız, tamam. Çizmeyle ilgili yorumunuzu memnuniyetle dinledim. Ama bence çizmeyi aşmayın.”

Bir alandaki bilgi donanımı ya da başarımızın her konuda ahkâm kesecek bir dahi olduğumuzu sanmamıza neden olmasına izin vermemeliyiz. Aksi takdirde çizmeyi aşan kunduracının durumuna düşer ve mahcup oluruz.

Siyasi tartışma ve gönül ilişkileri gibi yoğun duygusal durumlarda karşılaşırız en çok kör nokta kazalarıyla. Televizyonu açın ve bir siyasetçiyi dinleyin. Rakibinin hatalarına öyle odaklanmıştır ki, güzel yönleri kör noktasında kalmıştır. Oysa “Yiğidi öldür ama hakkını yeme,” demiş atalarımız.

Gönül ilişkilerimiz de öyledir. Özellikle aklımızın bir karış havada olduğu, delikanlı diye nitelendirdiğimiz, duyguların beynimizi teslim aldığı dönemlerde büyük düşünce hataları yaparız.

Âşık oluruz örneğin. Aşk, akıl ve mantık yolundan uzaklaşmış kontrol dışı bir sevgidir. Gördüğümüz bir insandan ziyade o insanla ilgili zihnimizde oluşturduğumuz imgeye âşık olmuşuz ama bunun farkında değiliz. Ve büyük kör noktalar nedeniyle bu imge yanıltır bizi.

Örneğin, genç kızımız, zenginliği nedeniyle ilgi duyduğu genç adamın aslında nezaketten yoksun olduğunu anladığında artık iş işten geçmiştir. Zenginlik ve gösteriş görüş alanını öylesine bulanıklaştırmıştır ki, kör noktadaki karakter sorunlarını görememiştir. Ya da âşık olduğu genç kızın güzelliğine öylesine odaklanmıştır ki delikanlı, kızımızın aslında bencil ve huysuz olduğunu fark edememiştir.

Her şeyi bildiğini sananlardan değil de az da olsa bilenlerden olmak dileklerimle…

 

Related posts

Dunning-Kruger Etkisi

Ilık Suda Kurbağa

Timur ve Filler

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Mahmut Çırak

Benim de bildiğim tek bir şey var. O da hiçbir şey bilmediğim…😍🖐️♥️