İçimizdeki Enerji

“Mutlu yaşam, tutku ve korku üzerinde mantığın ve düşüncenin elde ettiği bir zaferdir.”

Seneca.

 

 

İçimizdeki Enerji

 

Yaşanan savaşlar ve salgınlar nedeniyle tüm dünyada etkisini gösteren enerji kaynaklarındaki fiyat artışı, ister istemez tasarruf konusunu hatırlatıyor insanlara. Ama ben size şimdi enerji kaynağı olan yakıt türlerinden daha önemli bir şeyden bahsetmek istiyorum: İçimizdeki enerji yani sağlık, mutluluk ve başarı düzeyimizi belirleyen “Zihinsel Enerji”.

Hiç düşündünüz mü, neden bazı insanlar hep yorgun, bitkin, depresif ve hastayken bazıları enerjik, kıpır kıpır, neşeli ve sağlıklıdır?

Genetik, demeyin sakın!

Müdahale edemediğimiz, haliyle bize sorumluluk yüklemeyen genetik mazereti masal oldu. Günümüzdeki araştırmalar beden ve ruh sağlığımız üzerinde genetikten çok daha fazla etkili olan şeyin çevre olduğunu ifade ediyor. Peki, çevreyi de değiştiremeyeceğimizi söyleyerek oturup alnımıza yazılanların başımıza gelmesini mi bekleyelim?

Bilimsel düşünürseniz hayır, böyle bir mazeretin ardına sığınamayız. Zira çevrenin bizim üzerimizdeki etkisine izin vermek ya da çevreyi değiştirmek konusunda karar yine bizim tercihimize bağlıdır. Sonuç olarak neşeli, enerjik, sağlıklı ve başarılı olmak üzerinde en büyük etki ve katkıyı sağlayacak olan şey bizim tercihlerimizdir. Sanırım şimdi bu konunun minik bir izaha ihtiyacı var.

Henüz okumadıysanız size bir kitap önermek istiyorum. Biyokimyacı (lisans) ve nörolog (yüksek lisans) Joe Dispenza tarafından kaleme alından “Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak” isimli kitap tam da yukarıda ifade ettiğim şeylerin bilimsel izahını ikna edici bir dille anlatmış.

Ailemizde olmasa bile çevremizde bir epilepsi hastası vardır ve EEG terimini bir şekilde duymuşuzdur. Açılımı Elektroensefalografi olup kafaya yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla beyindeki elektrofizyolojik dinamikler hakkında bize değerli bilgiler veren bir teknoloji ürünüdür EEG. Endişelenmeyin, teknik ayrıntıya girip sizi bunaltmayacağım. İşin bilimsel izahı için minik bir bilgi aktarımı yapmak istiyorum sadece.

EEG ile tespit ettiğimiz beyin dalgaları sadece hastalıkları işaret etmez, ayrıca beynimizdeki faaliyetler hakkında değerli ipuçları verir. Mesela Delta dalgaları, derin uykuda rastlanan çok düşük aktiviteyi gösterir. Teta, derin uyku ve uyanıklık arasındaki alacakaranlık evresine işaret eder. Uyanırken ve uykuya dalarken gelişen Alfa, yaratıcı evre olarak tanımlanıp sanatçıların alanıdır. Bir de uyanık olduğumuzda gözlenen Beta dalgaları vardır. Biraz daha sabrınızı rica ediyorum, zira burası çok önemlidir.

Uyanık saatlerimizin çoğunu dikkatimizi dış çevreye vererek Beta evresinde geçiririz. Bunun üç seviyesi vardır. Düşük Aralıklı Beta; rahat, ilgili bir dikkat olarak tanımlanır. Örneğin, herhangi bir gayret olmadan belirli bir derece dikkat vererek kitap okumak bu tür bir etkinliktir.

Orta Aralıklı Beta, sürekli dış uyarıcıya verilen odaklanmış dikkat esnasında üretilir. Öğrenmek, iyi bir örnektir.

Yüksek Aralıklı Beta ise adrenalin gibi hayatta kalma kimyasallarının bedende üretildiği stresli durumlar esnasında gözlemlenir. Zihnin aşırı uyarıldığı ve haliyle yorulduğu bu dönemde aşırı enerji harcar ve yoruluruz.

Bir geyik, aslanla karşılaştığında yüksek aralıklı Beta evresine girer. Reflekslerinin ve enerjisinin zirvede olduğu bu dönem tam da o anda gereklidir. Fakat tehlike geçince geyik hiçbir şey olmamış gibi otlamaya devam eder. Kısa sürer yani bu stresli evre. Sıkı durun!

Ortada savaşılacak bir şey yokken kendi tercihiyle bu stresli evreye giren ve bunu çok uzun süre devam ettiren tek canlı türü insandır.

Gerçek bir tehlike anında işe yarayacak olan bu yüksek enerjili zihinsel durum uzun vadede zarar verir. Sürekli yüksek Beta evresinde olduğumuzda kendimizi unutur dış dünyaya odaklanırız. Herkesi eleştirir ve tartışmalara gireriz. Sorunlara odaklanır ama çözüm için bir şey önermeyiz. Sonuç?

Korku, öfke, rekabet, eleştiri ve tartışma gibi tüm olumsuz duygular zihnimizi kuşatır. Anlamsız şeylerle zihnimizi yorar ve bitkin düşeriz. Her şeyi bir kriz gibi gördüğümüz için sakinleşip dinlenmeye ve öğrenmeye odaklanamayız. Oysa hayatta en çok ihtiyacımız olan şey öğrenmektir.

Beyin dalgalarıyla ilgili bu bilimsel veriler neden öfkeli anımızda bir şey öğrenemeyeceğimizi; ekranlarda politik haberler izlediğimizde neden gerçeklerden uzaklaştığımızı ve özellikle tartışma sırasında neden bilgi haznemize bir kuruş eklemediğini yeterince izah ediyor sanırım.

Dispenza, gerekmediği halde bu yüksek frekanslarla zihni yormayı, aracı birinci viteste sürerken sürekli gaza basmaya benzetir. Motor bağırır, çağırır, enerji harcar ama araç yeterince hızlı yol alamaz.

Neticede yorgun, bitkin ve depresif hissederiz. Bununla kalmaz, ritim bozukluğundan yüksek tansiyona, reflüden baş ağrısına pek çok hastalığa yakalanırız. Enerjimizi tükettiğimiz için bağışıklık sistemimiz zayıflar; enfeksiyon, alerji, romatizma ve kanser gibi hastalıklara karşı savunmasız kalırız.

Bu arada enerji düşüklüğünün en önemli nedeninin vitamin eksikliği olmadığını da anlamışsınızdır sanırım. Yani kendimizi yorgun ve depresif hissetmemizin nedeni vitamin eksikliğiymiş gibi bu ilaçlara bağımlı hale gelen insanların durumu, üzerinde uzun uzun konuşulabilecek ayrı bir konudur.

Aslında gittiğimiz yolun yol olmadığını için için fark ederiz ama durum içinden çıkılmaz hal alıncaya kadar değişime direniriz. Örneğin kansere yakalanmak ya da ciddi bir travma ya da -hayatının bir film şeridi gibi gözünün önünden geçtiği- ciddi deneyimler yaşayan pek çok insan bu kötü gidişe dur demesi gerektiğini fark eder. İyi de neden bunu şimdi yani sağlıklıyken yapmayalım?

Einstein, hiçbir sorunun onu yaratan aynı bilinç seviyesinden çözülemeyeceğini söyler. Dispenza’nın görüşlerinden yola çıkarsak öfke, endişe, eleştiri, tartışma, ön yargı gibi olumsuz duygularla yüklü yüksek beta dalgaları modunda yaşadığımız sorunları bu evrede kalarak çözemeyiz. Orta Beta dalgalarına geçip öğrenmeye zaman ayırmamız ve de örneğin kitap okuyarak ya da film izleyerek düşük Beta dalgaları moduna geçip dinlenmemiz gerekir. Bunu başarabildiğimizde artık sanatçıların alanı olan Alfa modunu da değerlendirebiliriz. Şiir yazmak, resim çizmek, roman kurgulamak gibi etkinlikler ruhumuzu dinlendirirken içimizin kıpır kıpır olmasını sağlar.

Bilinçli bir insan olduğumuzu sanırız ama bilimsel gerçekler farklı şeyler söylüyor. Mesela hayatımızın sadece yüzde beşlik dilimi bilinç merkezimizin kontrolündeki etkinliklerle geçerken neredeyse yüzde doksan beşi bilinçaltının kontrolündedir.

Bilinçaltı alanı örneğin araba kullanmak, dişlerimizi fırçalamak ya da piyano çalmak gibi beceriler için kullandığımızda bu güzel bir şeydir. Ama bununla yetinmeyiz. Mesela gelecek için endişelenmek, insanları yargılamak, hayattan şikâyet etmek ya da başkalarını suçlamak gibi bilinçten ziyade bilinçaltı merkezlerin güdümündeki alışkanlıklarla zihnimizi yorarız.

“Mutlu yaşam, tutku ve korku üzerinde mantığın ve düşüncenin elde ettiği bir zaferdir,” der Lucius Annaeus Seneca.

Bilinçaltının merkezi olan beyincik beynin sekizde biri kadardır. Bu minik yapıdansa daha büyük olan beynimiz kontrolü ele aldığında işler değişir; daha sağlıklı, mutlu ve başarılı oluruz. Biraz çaba göstermeyi gerektirse de bu mümkündür ve tercih hakkı bizimdir.

Daha bilinçli yaşamanın hediyesi olan enerji dolu, sağlıklı ve huzurlu bir hayat dileklerimle…

 

17 Nisan 2022

 

Related posts

Felsefe, Sağlık ve Mutluluk…

Çatışma Psikolojisi ve Beyin Dalgaları

Sağlıklı Olmanın Ödülü

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments