Hep Sonradan Sonradan…

 

“Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan sonradan…”

Doksanlı yıllarda Ahmet Kaya’nın seslendirdiği -sözleri Ali Çınar’a ait- o şarkının nakarat kısmı dilimde.

Hüzünlü bir aşkın pişmanlığını anlatan bu lirik şiiri makaleme konu etmemin önemli bir nedeni var.

Ne Ahmet Kaya’yla ne de aşkla sınırlıdır pişmanlığımız. Neredeyse hepimizin düştüğü bir tuzaktır geç kalmak.

Genç adam üniversite sınavı kötü geçince kafasını duvarlara vurur, “Keşke zamanında daha çok çalışsaydım,” der.

Yaşlanıp emekli olduğunda yalnız kalan adam “Keşke bir ev olsun alaydım,” der. “Bir emekli maaşıyla geçinmek çok zor.”

Dizleri aşınıp yürüyemeyecek halge gelince “Keşke daha önce bol bol yürüyeydim,” diyenlerin sayısı milyonları aşmış.

Bir sabah uyandığında vücudunun yarısı tutmayan felçli adam “Keşke yediğime içtiğime daha çok dikkat edeydim,” der.

Kimseye acımam pişmana acıdığım kadar!

Ömrümüzün son günü geldiğinde en büyük pişmanlığımız, aslında bugün kolayca yapabileceğimiz halde ihmal ettiğimiz şeylerdir. Ama bunu son gün hatırladığımızda çok geç olacak!

Çözüm?

Kaptan işini yapmazsa gemiyi tayfalar idare etmeye çalışır. Aynı şekilde bilinç geri planda kalınca kontrol -birilerinin ilkel beyin dediği- bilinçaltının insafına kalır. Bu bölge ise -tayfalar misali- geçici hazların peşinden sürükler bizi.

Beynimizin çalışma mekanizmasını anladığımızda çözüm de kolaylaşır. Artık mayın tarlasında yürüdüğümüzün farkındayız. Öyleyse attığımız her adımın hesabını yapmalıyız.

John F. Kennedy’nin (1917-63) der ki;

 

“Güneşin parladığı zaman çatıyı tamir etme zamanıdır.”

 

Bir şeyleri düzeltmek için başımıza felaket gelmesini beklememeli, şartlar iyiyken harekete geçmeliyiz; henüz yapabiliyorken…

Related posts

Çocuk ve Şiddet

Felsefe ve Dünya Barışı

Solomon Paradoksu

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments