Şimdi sizlere farklı versiyonlarını okuduğum ve dinlediğim bir fıkranın minik revizyondan geçmiş halini sunacağım:
Karga ile Eşek aynı uçakta seyahat ediyorlarmış. Daha yolculuğun ilk dakikalarında Karga sorun çıkarmaya başlamış. Mesela yemek servisini beğenmemiş, koltuğu rahatsız bulmuş, içeceklerden şikâyet etmiş… Hasılı her fırsatta hostesleri bunaltmış.
Servis bitince çağırma butonuna basmış Karga. Hostes gelip ne istediğini sorunca “Hiçbir şey,” yanıtını vermiş.
“Peki, niçin butona bastınız?”
“Gıcıklık olsun diye.”
Aradan birkaç dakika geçince aynı sahne tekrarlanmış. Yaşananları sessizce izleyen Eşek arkadaşının yaptıklarına özenmiş. Bir çılgınlık da o yapmak istemiş ve çağırma butonuna basmış. Hostes gelip de nedenini sorunca aynı yanıtı vermiş.
“Gıcıklık olsun diye…”
Artık sabrı tükenen görevli durumu kaptan pilota bildirince o da talimat vermiş:
“Atın ikisini de aşağıya!”
Talimat yerine getirilmiş. Binlerce metre yüksekten atılan Karga kanat çırpıp süzülmeye başlamış. Hemen ardından atılan Eşek hızla aşağı düşerken endişeyle arkadaşına bağırmış.
“Hey, ben uçamıyorum!”
Karganın yanıtı:
“Birader, madem uçmasını bilmiyorsan niye gıcıklık yapıyorsun?”
Dünyamız, uçmayı bilmediği halde gıcıklık yapan insanlarla dolu…
Filmlerdeki kabadayılara özenir, sokakta iyice tanımadığı insanlara sataşır; sopayı yiyince kendini hastanede bulur.
Özel sektörde çalışıyordur. Patronun kaba tavırlarına tolerans göstermez. Delikanlılık yapacağı tutar. Karşılık verdiğinde kendisini kapının önünde bulur. Sonunu düşünen kahraman olmaz, tamam ama pişman da olmaz.
Zengin yaşam sürenlerin gösterişli hayatına özenir, gidip marka kıyafetler satın alır; ama ay sonu geldiğinde kart borcunu denkleştirmekte zorlanır.
Her şeyden şikâyet eder bazıları. Yöneticilerden, sistemden, hizmetlerden, yasalardan… Çocuk bayramlarında yapıldığı gibi üst düzey yöneticilerin masalarına oturtun bu insanları ve sorun:
“Daha iyisi için senin planın ve projen nedir? Ve sen şimdiye kadar bu konuda neler yaptın?”
Eleştirirken çok şey bilen bu insanların -hayali de olsa- iş başa düştüğünde aslında bir önerileri yoktur. Mesela, “Bu ülkede yaşanmaz arkadaş,” diyenlerin bu ülkenin daha yaşanılır bir yer olması için elle tutulur bir şey yapmadığını göreceksiniz.
Cenap Şahabettin (1870-1934) insan karakterine dair harika bir analiz yapıyor: “Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız.”
Savaşları haberlerden izler, kahramanlık damarları kabarır bazı insanların. “İzin versinler gidip savaşayım,” der. Ama sahiden sefer söz konusu olduğunda yerinden bile kımıldamak istemeyecektir. Nereden mi biliyorum?
Amiral William H. McRaven’ın kitabına isim olmuş o ünlü sözü her zaman ilham verici gelmiştir bana:
“Dünyayı değiştirmek istiyorsanız işe yatağınızı toplayarak başlayın.”
Sahiden de yatağını bile düzeltmeden evden çıkan, ders dinlemeyen, ödevlerini yapmayan bir öğrenci dünyayı kurtaracağım diye sokak eylemlerine katılıyorsa samimi değildir.
Evde ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen, mesaiye zamanında gelmeyen, işini düzgün yapmayan adam oturup sohbet ederken dünyanın geleceğinden konuşuyorsa boşa zaman harcıyordur.
Güçlü olanın zayıfı ezdiği dünyamızda özgürlüğün ve onurlu bir yaşamın tek yolu ülkemizi güçlü kılmaktır; bunun yolu da çalışmak ve birlik içinde yaşamak…
“Vatan, millet, Sakarya,” diye gür sesle haykıranların daha güçlü bir ülke için neler yaptığına baktığınızda samimiyetlerinin ve dürüstlüklerinin düzeyini görebilirsiniz.
Sadece sokaklarda yürüyüş ve protestoların dünyadaki haksızlıkları çözmek için yeterli olmadığını hepimiz gördük.
Bu yazımızı da bir hekim ve aynı zamanda şair olan Abdülhak Molla’nın şu meşhur dizesiyle bitirelim:
Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;
Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.
Eline sağlık Halil bey kardeşim…
Birlik beraberlik ve empati…🖐️♥️
“Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız.”
O kadar doğruki .
Kalemine kuvvet Teyzem 👏👏