Paranoya

 

Adam taksicilik işinde ilk günündedir.

Arka koltukta oturan müşteri bir şey sormak için elini uzatıp omzuna hafifçe dokununca irkilen şoför çığlığı basar. Korkudan neredeyse aracın hakimiyetini kaybedecektir. Hemen taksiyi sağa çeker ve durur. Geriye dönüp yolcuyu uyarır:

“Sakın bunu bir daha yapma!”

Müşteri şaşkındır. Bu minik dokunuş için gördüğü tepkiyi anlamakta zorlanır.

“Özür dilerim,” der. “Sadece bir şey soracaktım.”

Şoför durumu açıklar:

“Bugün benim taksi işinde ilk günüm,” der. “Daha önce cenaze aracı kullanıyordum…”

 

Çocukluğunuzdan beri hortlak hikâyeleri dinlemişsinizdir. Gel gör ki, cenaze aracı şoförlüğü gibi bir işiniz var. Ve yirmi yıl boyunca arkanızda bir ölüyle yolculuk yapmışsınız.

Muhtemelen meslek hayatınızın büyük bölümü taşıdığınız cesetlerden birinin canlanıp arkadan size saldıracağı şeklinde kâbuslarla doludur. İşte o zaman fıkramızdaki şoför gibi –anlamsız olsa da- abartılı bir tepki gösterebilirsiniz.

İnsanı önce ürperten sonra da güldüren bir fıkra…

Dünyamız, işte bu cenaze aracı şoförü gibi paranoyak hale gelmiş insanlarla doludur.

Bir şeyi sürekli tekrarlamak onun gerçek olarak algılanmasına neden olabiliyor. İnsan beyninin çalışma mekanizması budur.

Güzel şeyleri tekrarlamak yani güzel alışkanlıklar hayatımızı sanat eserine dönüştürme potansiyeline sahiptir. Diğer yandan aynı beyin, yanlış şeyleri de sürekli tekrarlayarak normalmiş gibi algılanmasına neden olabilir. Sürekli sigara içen ya da sürekli küfürlü konuşan bir insanın yaptıklarını doğal sanması bunun en basit örneklerindendir.

Defalarca kulağımıza fısıldanan şeyler -yalan bile olsa- zamanla gerçekmiş gibi görünmeye başlar. Bir gün gerçekle yüzleştiğimizde ise bu yargıları değiştirmek çok zordur.

Avrupalı bir genç düşünün. Aile ve sosyal çevresi tarafından sürekli olarak “Türkler barbardır,” şeklinde bir bilgi bombardımanına maruz kalıyor. Eğer bu ithamları araştırmak gibi -pek az insanın tercih ettiği- yolu seçmezse bu bilgi bir zaman sonra onun hafızasına kazınır. Ama yıllar sonra bir gün güzel yurdumun insanıyla tanıştığında kafası karışacaktır.

Nietzsche der ki, “Hiçbir şeyi genelleştirmeyin, bu söylediğim dâhil.”

Her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da elbette kötü olarak nitelendirebileceğimiz insanlar vardır. Diğer yandan cömertlikten misafirperverliğe harika niteliklere sahip insanlarımızın sayısı da göz ardı edilemeyecek kadar fazladır.

Yaşadığım ülkede inançlı kesimle ilgili peşin fikirlerle yetişmiş bir gencin durumu da farklı değildir. Gençliğimdeki söylemleri hatırlıyorum da…

“Şu dinciler bir iktidara gelirse kadınları zorla örtecekler… Sarıklı cübbeli adamlar, arkasında dörder tane çarşaflı hanımla sokaklarda yürüyecek… Meyhaneleri kapatacaklar. Hatta içki içenleri kesecekler…”

Amacım politika yapmak değil. Haliyle bir bütün olarak kimsenin savunuculuğunu ya da eleştirisini yapmak da bu makalemin kapsamını aşar. Ama bazı insanların kâbusları gerçek oldu. “Dinci” olarak nitelendirdikleri insanlar yönetime geldi. Fakat o korkulan felaket senaryoları gerçekleşmedi.

Kendisini dindar olarak nitelendiren bazı insanların seküler dünyaya bakışında da benzer paranoyak tutumlar vardır. Mesela bir adamın sokakta karşısına çıkan tesettürlü kadının başörtüsüne uzanması abartılı tepkilere neden olabilmektedir.

Oysa durum sadece bir ruh hastasının düşünmeden gerçekleştirdiği eylemden ibarettir. “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin,” diye uyarır Kur’an (Maide, 8). Gerçekte pek çok kişi -dindar olmasa bile- insanların inançlarına karşı hoşgörülüdür.

Yine çokça bilinen bir manzarayı resmettik. Ama pek çok kişinin yaptığı gibi durum tespitiyle yetinmek istemem.

Bizden farklı düşünen ya da yaşayan toplumlarla ilgili önyargı ve paranoyalardan kurtulmanın güzel bir yolu, eskilerin ifadesiyle “hüsnü zan” dediğimiz yaklaşımdır.

Hüsnü zan, kesin bir bilgi veya belge bulunmadığı durumlarda bir kişi, olay veya durum hakkında iyi niyet beslemek ve olumlu düşünmek anlamına gelir.

Hemen tüm korkuların nedeni bilgi eksikliğidir. Bir toplumla ilgili önyargılarımızın temelinde de bu vardır.

Her insanın özünde iyi olduğu gerçeğini hatırlayınca -söylentileri bir kenara bırakıp- tanımadığımız insanlarla iletişim kurmaya çabaladığımızda muhtemelen önyargılardan kurtulacak ve daha huzurlu olacağız.

Kalın ilgiyle, bilgiyle, sevgiyle…

 

Related posts

Birazcık Yalan…

Ya Tutarsa?

Halep Oradaysa Arşın Burada

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments