Hayatımızın en büyük sorunlarından birisi can sıkıntısıdır. Öyle ki, bu tatsız duygudan kurtulmak için hayatımızdaki en önemli hazinelerden biri olan zamanı çarçur ediyoruz. Kendimizi oyalayacak bir şeyler arıyoruz can sıkıntımızı gidermek umuduyla.
“Değerli bir iş yapmıyor olmak ve anlamsız bir hayat sürmek, can sıkıntısının başlıca kaynağıdır,” diyor Eric Hoffer (1902-83).
Sadece can sıkıntısı değil, gösteriş, açgözlülük ve çılgınca eğlence arayışı gibi pek çok sorunun kökeninde anlamsızlık hissi vardır. “İnsan, hayattaki var olma amacını bulamadığı takdirde, kendisini hazlarla cezalandırır,” demiş Viktor Frankl (1905-1997).
Neden belli olduğuna göre çözüm de bellidir aslında:
Anlamlı bir yaşam sürmek!
“İnsan için en büyük tehlike yanlış yaşamak değil, yanlış yaşadığını fark etmeden yaşamaktır,” demiş Sokrat (M.Ö. 469-M.Ö. 399). Hayatın anlamsız olduğuna kendini inandırmaya çalışarak ömür tüketmek işte bu yanılgıların başında gelir.
“Yaşam her durumda, olası en acınası durumlarda bile potansiyel bir anlam taşır,” diyor Frankl. Hayatı anlamsız bulan insanlar anlam arayışı için çaba göstermek yerine başkalarını da kendileri gibi düşünmeye teşvik eder. Neden?
İbn Hazm (994-1064), bin yıl kadar önce önemli bir tespitte bulunuyor: “Kişi kendisine benzeyende sükûnet bulur.” Hayatı anlamsız bulanların içine düştüğü tuzak budur belki de; yani kendisine ortak aramaktadırlar.
Ama göz ardı edilen çok ciddi bir mesele var: Hayatın anlamsız olduğu konusunda propaganda yapanlar ne kendisi mutludur ne de etkilemeyi başardığı insanlar.
“Sorunun kendisinde olduğunu anlamayan insanlar, çözümü başkalarının huzurunu bozmakta bulur,” demiş Celaleddin Rumi (1207-1273). Gel de hak verme.
“Hayat Bayram Olsa” şarkısının sözlerini hatırlayın: “Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir.”
Tam tersi de geçerlidir. Hayatın anlamsız olduğu konusunda insanları ikna etmeye çalışırken huzursuz bir dünyaya sürüklemek sadece kurbanların değil, bu propagandayı yapanların da neşesini bozmaktadır.
“Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey varsa o da hayatın anlamını kaybetmektir,” diyor Seneca (MÖ 4-MS 65).
Bir kalem istediğimizde oğlumuz yerinden bile kalkmadan “yok” derse üzülür hatta belki kızarız. Mesela çalışma masasına, kitaplığa ya da çantasına baksa muhtemelen bir kalem bulacaktı. Hayatı anlamsız bulanların kanaatimce sorunu budur; yani anlam arayışı için bir çaba göstermemişlerdir muhtmelen.
Her bir beyin hücresiyle akıl almaz bir mucize olan insanın varlığının bir anlamı olmaması düşünülebilir mi?
Anlamı bulmanın yolu ise aramaktır, tıpkı diğer her şeyde olduğu gibi. Yerimizden kalkmak, en azından hayatın anlamını bulduğunu iddia eden insanları dinlemek, bu konuda yazılmış eserlere göz atmak gerekir.
“Kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı, insandaki temel güdülendirici güçtür,” diyor Viktor Frankl. Yaşam koçlarına dünyanın parasını yatıranların dikkat etmesi gereken noktadır burası.
Üniversite sınavı dahil olmak üzere her türlü başarı için en önemli motivasyon kaynağımız, hayatın anlamını arama yolculuğudur. Kilo vermekten sigarayı bırakmaya varıncaya kadar pek çok zorlu hedefe ulaşmak için etkilidir bu yolculuk. Üstelik ücretsizdir!
“İnsanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey rahat bir yaşam değil. Daha çok, uğruna çaba göstermeye değer bir amaç için uğraşmak ve mücadele etmektir ihtiyacımız.” (Viktor Frankl)
Her arayan bulur mu bilemem ama şu bir gerçek ki; bulanlar arayanlar arasından çıkacaktır. Ya bir de bulursak!
“Hayatınızdaki en önemli iki gün; doğduğunuz gün ve neden doğduğunuzu anladığınız gündür,” demiş Mark Twain.
Bunca filozofun güçlü argümanlarından sonra hayatın anlamı olmadığını iddia edenlerin bir kez daha düşünmesinde fayda olduğu kanaatindeyim.
Peki, her sorunumuza bir çözüm ürettiğini iddia eden kutsal kitap Kur’an, anlam konusunda ne diyor?
“Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık…” (Sad, 27)
İşte bu!
Bahsedilen evrende bildiğimiz en özel canlı insandır. Ve yukarıdaki mesaj biz insanlara. Kusursuz olduğuna inandığım kaynak boş yere yaratılmadığımı -yani varlığımın bir anlamı olduğunu- ifade ediyorsa bunu ciddiye almalıyım.
“Hayatın anlamı yoktur!” diye düşünmek yolda kalmak demektir. Çünkü aramak için bir gerekçeniz de yoktur artık enerjiniz de.
Tam tersine, hayatın bir anlamı olduğuna inanmak yolun yarısıdır. Çünkü bu düşünce ve motivasyonla yolculuğa devam edebilirsiniz. Şimdi sırada ikinci aşama var: Bulmak.
Hayatın anlamı nedir?
İnsanların binlerce yıldır peşinden koştuğu bu soru özel olarak irdelenmeyi hak ediyor. İzninizle ayrı bir makalede bu konudan bahsetmek istiyorum.
“Anlamlı Bir Hayat” yolculuğuna çıkanların arasında olmak dileklerimle…