Karadeniz toplumunun iki özel şehri Trabzon ve Rize arasındaki rekabet fıkralara bolca konu olmuştur. İşte onlardan biri:
Trabzon’la Rize arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle iki bölge arasına sınır konur. Haliyle bir de gümrük vardır.
Temel her gün bisikletle bu gümrükten geçermiş. Durumdan kuşkulanan gümrük memuru Temel’i durdurmuş. Bisikletin bagajında bir torba görünce içinde ne olduğunu sormuş.
Temel “Kum,” diye yanıtlamış.
Sonraki günlerde Temel yine aynı şekilde -bisikletin bagajında kum torbasıyla- geçmeye devam edince iyice kuşkulanan gümrük memuru torbadaki kumu karıştırıp incelemiş. Bir şey bulamamış. Bu tuhaf durum bir süre devam etmiş.
Aradan yıllar geçmiş. Yaşlanan iki adam bir kahvehanede karşılaşmış. Hal hatır faslından sonra eskiyi yad etmişler. Sohbetin ilerleyen aşamalarında gümrük memuru Temel’e şu kum torbası meselesini sormuş:
“O günlerde gümrükten sadece kum geçirmediğinden eminim,” demiş. “Artık ikimiz de emekli olduğumuza göre şimdi söyler misin; o günlerde gümrükten ne kaçırıyordun?”
Temel’in yanıtı basit:
“Bisiklet…”
Savaşın kazananı olmaz, derler. Sahiden de her taraf maddi ve manevi ciddi kayıplar veriyor. Hatta dünya kaybediyor. Peki, neden sürüyor bu savaşlar?
Belki de cevap fıkradaki kadar basittir. Herkesin gözü önünde ama kimsenin aklına gelmeyen bir şeydir bu savaşların sebebi.
“Para?”
Üç beş psikopat milyonları savaşa sürüklerken kitleleri ikna etmenin gerektiğini biliyor elbette. Bu yüzden geçerliliği olan bir arguman sunmaya çalışıyorlar. Bunların başında güvenlik endişesi geliyor.
Ama çocuklar bile bunun doğru olmadığını biliyor artık. Perde arkasında esas gerekçenin örneğin Ortadoğu’daki savaşlarda Siyonizm denilen ideolojinin “Vadedilmiş Topraklar” şeklindeki hayali olduğunu düşünüyor artık insanlar.
Matruşkanın kapağını bir kez daha açtığınızda muhtemelen daha derinde başka şeylerle karşılaşacaksınız. Uzmanlık alanım değil ama dünyada yaşananlara dair izlenimlerimin bana düşündürdüklerini paylaşıyorum.
Çatışmalarda harcanan silahlar… Çatışma nedeniyle borsada yaşanan dalgalanmalar… Petrol gibi kaynakların değerinde çalkalanmalar…
Vatan, millet gibi görkemli kavramların ve ideolojik söylemlerin ardına sığınan bazı ruh hastaları bireysel çıkarlarının hesabını yapıyor gibi görünüyor. Düşünmeden hareket eden ve sloganlarla sürüklenen kalabalık kitleler de farkında olmadan bu tezgâhın kurbanı oluyorlar. Yani saçma bir idealle kandırılan Yahudi toplum da birkaç ruh hastasının bireysel çıkarları için bedel ödüyor.
“Sizin için elini taşın altına koymayan insanların aklınızı, duygularınızı ve hislerinizi etkilemesine izin vermeyin,” demiş Will Smith.
Sadece savaşlar değil, siyasi aktivitelerden terör eylemlerine hemen her harekette duygularıyla hareket eden -yani az düşünen- genç ve çoğu kez deneyimsiz insanlar sahaya sürülür. Filler tepişirken olan çimlere olur yani.
Savunma gibi vazgeçilmez gerekçeleri bir kenara bırakırsak, toplumu savaşa sürükleyenlerin önce kendilerinin ve ailelerinin sahaya inmesini ve ön cephede çarpışmasını önerdiğinizde pek çok savaş daha yolun başında duracaktır kanaatimce.
“Dünyanın tehlikeli bir yer olmasının nedeni, kötülük yapanlar değil, buna seyirci kalan ve hiçbir şey yapmayanlardır,” demiş Einstein. Siz bu kitleye savaşların figüranlarını da ekleyin.
Okuyan, düşünen, bilinçle hareket eden insan sayısı kötülerden fazla olduğunda dünyanın daha güvenli ve daha yaşanılabilir bir yer olacağına inanıyorum.
Öyleyse iyi insanlara düşen görev, erdemin en güzel besini olan doğru bilgiyi yayma seferberliğinde gönüllü neferler olmaktır.
Kalın bilgiyle, erdemle, huzurla…