Anasayfa » Birazcık Yalan…

Birazcık Yalan…

Halil ÇIKRIKLAR

 

Temel ailesiyle birlikte Fadime’yi istemeye gider.

Kısa bir hoşbeş faslı sonrası esas konuya geçilir. Biricik kızını evlendirecek olan baba, damat adayını daha yakından tanımak için minik bir sorgulamadan geçirir:

“İşin gücün var mı evladım?”

“Elbette efendim…”

“İçkin, kumarın?”

“Asla!”

“Arada biraz çapkınlık falan?”

“Hiç işim olmaz.”

Bu minvalde sorduğu soruların tamamına güzel yanıtlar alan baba sonunda dayanamaz ve sorar:

“İyi de evladım, senin hiç mi kusurun yok?”

Damat ellerini dizlerinin arasına sıkıştırıp boynunu kısar.

“Eh, birazcık yalan söylerim efendim!”

 

Yalan!

Tatlı yalan, pembe yalan…

Yalancılığı normalleştirmek ya da sempatik hale getirmek için kullandığımız ifadeler işleri  tehlikeli boyutlara taşıyor.

“Ben yalan konuşmam!”

Pek çok insanın gönül rahatlığıyla bu ifadeyi kullanabileceğine inanıyorum. Ama bir konuyu hatırlatmama izin verin:

Doğrudan ifade edilen basit bir yalan, sadece saf insanları kandırma potansiyeline sahiptir. Esas tehlikeli olan gizli yalanlardır. Normal zekâya sahip olan pek çok insanı hatalara sürükleyen bir tehlikeden bahsediyorum.

Nedir gizli yalanlar?

Mesela, sırf düşüncelerimize uygun gördüğümüz için hoşumuza giden bir haberi -doğruluğunu teyit etme zahmetine girmeden- eş dostla paylaşırız. Böylece yalanların dağıtım şebekesine dönüşürüz.

Başka?

Retorik!

Daha çok aşina olduğumuz ifadeyle “ikna” sanatı…

Bazı insanların statüsü, kılık kıyafeti, fiziksel yapısı ve belagat yeteneği ikna gücünü artırmaktadır. Düşünme mekanizmasındaki zaafları bilenler retorik sanatını kullanarak -aslında yanlış hatta tehlikeli- düşüncelerini dünyanın en harika yaşam ilkeleriymiş gibi size sunabilir.

Bu yüzden diyorum ki, gizli ve de sinsi yalana dikkat edin!

Siyaset adına sizi kandırmak isteyenler somut kanıt sunmalarını gerektiren gerçeklerden bahsetmekten uzak dururlar. Yaptıkları şeyi gösteremediklerinde yapacaklarına dair vaatlerde bulunurlar örneğin. Rakiplerini suçlayacak bir delil bulamadıklarında -çoğu kez mesnetsiz- iddialara başvururlar.

Ve inançlarımız…

İnsanların en yoğun duygularla bağlı olduğu inançlarını sömürmek isteyenler de benzer yolu izleyebilir. Mesela, tam da şimdi gözlerinizin önünde sergileyecek maharetleri yoktur ama -bir gün karşılaşmayacağınızı umdukları- gelecekle ilgili kehanetlerde bulunurlar.

Hakikatin dili arı duru, sade ve nettir. Ama din simsarları, hakikat yerine gizeme başvururlar. Mesela, rivayetlerle eskilere dair masalları paylaşarak bazı insanları doğa üstü yeteneklere sahipmiş gibi vitrine çıkarırlar. Güruh dediğimiz -çok fazla düşünmeden hareket eden- kitle, gizemlerle yüceltilmiş ve insanüstü bir konuma yerleştirilmiş adamın söylediklerini sorgulama ihtiyacı hissetmez çoğu kez. Böyle bir ihtiyaç hissettiğinde ise sorgulayacak cesareti bulamaz.

Ve insanların inançlarını suistimal etmek isteyenlerin başvurduğu bir başka gizem: Rüyalar.

Çok özel insanlarla rüyalarda görüştüğünü hatta mesajlar aldığını iddia ederek peygamberlerin özel durumlarından kendilerine pay çıkarmaya çalışır bazıları. Böyle bir yalan attığınızda kanıt göstermeniz gerekmez ne de olsa.

Ama hatırlamamız gereken önemli bir husus var: Gördüğümüz rüya -gerçek bile olsa- yaşam programımızı belirleyecek bir kılavuz değildir.

Birkaç gizli -ve de tehlikeli- yalan çeşidinden daha bahsedeyim izninizle.

Minik kelime oyunlarıyla sizin ifadelerinizi değiştirerek sizin adınıza hüküm verenlere dikkat edin!

Bir insanın söylediklerini aynı kelimelerle ifade etmek gibi gayet basit, adil ve mantıklı bir yol varken kelimeleri eğip büken ve kendince yorumlayıp aykırı anlamlar çıkaran bir adamın durumunun en muhtemel iki açıklaması var:

Bu adam ya bir paranoyak yani ruh hastasıdır; ya da başkalarına iftira atan bir ahlaksızdır. Her iki durumda akıllı adamın başvuracağı yol bellidir. Fıkramızdaki gibi birazcık yalan söylediğini ifade eden damat adayının daha önce söylediği tüm güzel şeyler geçerliliğini yitirmiştir artık. Aynı şey bu hastalıklı ruhlar için de geçerlidir.

Minik bir yalan, benzin deposuna atılmış kibrit misali bir hayatı felakete sürükleme potansiyeline sahiptir.

Hele iftira gibi korkunç bir yalan!

Tatlı ya da pembe falan değil, yalanın en çirkin halidir iftira. Bir insanı diğerine düşman edebilir, kitleleri karşı karşıya getirebilir bu tür ahlaksızlıklar.

“Ben inançlı bir insanım,” diyene “Demek ki, bilime, demokrasiye, insan haklarına karşısın,” şeklinde -yorum kılıfı adı altında- iftira atan kişi sizi başka konularda da aldatıyor olabilir.

Sadece seküler ve dindar gruplar arasında olmuyor bu iftiralar. Mesela dindar görünen grupların kendi aralarında da benzer türden tartışmaları bolca görebilirsiniz.

“Peygamberin hayatını örnek almalıyız,” diyen adamın Kur’an’a karşı olduğunu iddia etmek ne kadar büyük bir iftiraysa; “Kur’an okumak gerekir,” diyen adamı peygamber düşmanı ilan etmek de bir o kadar büyük iftiradır.

Peygamber hakkında anlatılan bazı şeylerin gerçekliğini sorgulayan insanları sanki doğrudan Hz. Muhammed’in ağzından duyduğu halde ona itiraz ediyormuş gibi suçlamaya kalkan kişiler çok açık bir şekilde iftira atıyorlar mesela.

Peygamberi herkesten daha çok sevdiğini iddia edip onun güzel ahlakından nasibini alamamış insanlar, tumturaklı ifadelerle süsleyip üç beş güzel sözün arasına sıkıştırdığı sinsi yalanlarla sizi hakikatten uzaklaştırabilir. Bu aldanışın bedeli çok ağır olabilir.

Her daim hakikatin peşinden koşmak dileklerimle…

 

İlgili Yazılar

Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Alim Selim Sönmez

Beyaz yalanlar da vardı sanırım kıymetli hocam.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x