İsmini Fransız filozof Jean Buridan’dan alan hikâye kısaca şöyledir:
Hem aç hem susuz olan bir eşek, kendisinden eşit uzaklıkta bir yere konulmuş olan su ve saman balyası arasında bir türlü karar veremeyip hem açlıktan hem susuzluktan ölür.
Bu hikaye, benzer niteliklerde gibi görünen seçenekleri olduğunda insanların yaşadığı kararsızlık nedeniyle düştüğü durumu anlatmak için kullanılır genellikle.
Jean Buridan (1301-1358) öleli yedi asır oldu ama görünen o ki, bu tespit günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.
İkilemler hayat boyunca sayılamayacak kadar çok sıklıkta karşımıza çıkar. Bu süreçte yaşadığımız kararsızlık ise bir bütün olarak yaşam kalitemizi düşürür.
Mesela, sanatla uğraşırken siyasete de göz kırparız. Böylece zaman ve enerjimizi ikiye böleriz. Ne harika bir sanatçı ne de ülkeyi kurtaran bir siyasetçi oluruz bu ikilemle.
Lisede basketbol takımındasınız. Bu yolda profesyonelleşmek istiyorsunuz. Diğer yandan üniversite sınavında da başarılı olmak istiyorsunuz. İkisinde de çok iyi olmak sıra dışı bir performans gerektirir.
Özellikle iş ve eş seçiminde yaşanan kararsızlık pek çok genci işsiz ve eşsiz bırakıyor. Eğitimine uygun iş arıyor gençler haklı olarak. Ama üniversite mezunlarının sayısının arttığı günümüzde binlerce genç, diplomasına uygun iş bulamayınca işsiz dolaşmayı tercih ediyor. Bir tür kayıp maliyet analizi yapıyorlar yani.
Evlilik için de geçerlidir benzer şeyler. Makyaj yöntemlerinden estetik sektörüne insanın fiziksel görünüşünü değiştiren o kadar çok yol var ki, kimin tam olarak doğal olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. En önemlisi de sosyal medyadan televizyonlara karşısına çıkan insan figürleri kafasını karıştırıyor gençlerin. Esmer mi olsun sarışın mı? Güzel mi olsun yoksa zengin mi?
Aslında hepinize tanıdık gelen bir durumdan bahsettim. Yani insanoğlunun bu tür bir tuzağa düşmeye meyilli olduğunu hepimiz biliriz. Ama bu bilgi işe yaramaz. Öyleyse çözüm de aramalıyız.
Yaşam ustalarından öğrendiklerim arasında iki reçete var ki, kararsızlık denen çileden kurtulmak için epeyce işe yarıyor. Bizzat uyguladığım için gönül rahatlığıyla söylüyorum bunu.
Birincisi, hayatımızın merkezini yani hayattaki önceliklerimizi belirlemektir. Para, şöhret, kariyer, güç ve saygınlık mı istiyoruz? Yoksa sağlık, huzur, dostluk ve anlamlı yaşamak mı hayatımızdaki önceliklerimiz?
İkincisi, yazılı yöntemle karar vermektir. İki kâğıt ve bir kalem gerekir bunun için. Birkaç dakika da zaman elbette.
İlk yapmanız gereken şey, seçeneğinizin avantajlarını sıralamaktır. İkinci kağıda da dezavantajlarını sıralayın.
Hayattaki en önemli şeylerden birini unutmayın:
“Kendine karşı dürüst olmak!”
Seçeneklerinizin yazılı bir analizini yaptıktan sonra kendize samimi olarak sorun:
“Hangi yol, yaşam amaçlarımla ve önceliklerimle daha uyumludur?”
Aç ve susuzluktan ölmektense yarım saatimizi ayırmak, iki kâğıt ve bir kalemden ibaret sarf büyük kayıp olmasa gerek.
Hayattaki en değerli hazinelerimizden birisi zamandır. Oysa kararsızlık en büyük zaman hırsızlarından biridir. Bu yüzden verilecek en kötü karar kararsızlıktan daha iyidir.
Sizin de zamanınız değerliyse ömrünüzün her bir dakikasını doya doya yaşamak için işte size bir formül.
Voltaire’in sözünü hatırlayın: “En iyi iyinin düşmanıdır,” deyin ve bir an önce seçiminizi yapın.
Kalın kararlılıkla ve huzurla…
“Verilecek en kötü karar, kararsızlıktan iyidir.”