Hayallerimiz var.
Bazılarımızın bu hayallere ulaşmak için planları da var.
Ama yazılı bir program hazırlayıp harekete geçenler çok az.
Oysa hayat akıp gidiyor…
Bizi anlık konfor ve hazların peşinden sürükleyen bilinçaltının güdümünde kaldığımızda anın tadını çıkarmaya odaklanıyoruz. Böylece geleceğe yönelik atmamız gereken adımları erteliyoruz. Ve bu ertelemenin bedelini ağır bir şekilde ödüyoruz maalesef.
“Hiçbir saadet yoktur ki bedeli daha önce ödenmiş olmasın,” diyor Namık Kemal (1840-88). Aynı şekilde pişmanlıkların nedeni de daha önce ödenmemiş bedellerdir.
Bir Japon atasözü gecikmenin bedelini özlü bir şekilde anlatmış bize.
“Susadığınız zaman kuyu kazmak için çok geçtir.”
Bu demektir ki;
Şeker hastası olduğunuzda diyet yapmak için çok geçtir.
Kalp krizi geçirdiğinizde sigarayı bırakmak için çok geçtir.
Felç geçirdiğinizde spor yapmak için çok geçtir.
Yaşlandığınızda hayallerinizi gerçekleştirmek için çok geçtir.
Biz planlarımızı erteleyip dururken saatler işlemeye devam ediyor. Zaman denen çark dönerek bizi adım adım geleceğe taşıyor.
“Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar,” diyor Nietzsche (1844-1900). Ama zaten hepimiz –tarih belirsiz olsa da- bu hayatın sona ereceği bir noktaya hep yakın değil miyiz?
Hayatı tanımanın -yani her günün değerini bilmenin – yolu her an hayatın finalini aklımızda tutmaktır. Basit görünen -ama sıklıkla ihmal ettiğimiz- bu minik alışkanlık erteleme hastalığından bizi kurtaracak sihirli bir formüldür.
Zaman bilinciyle hareket edip harika bir yaşam için harekete geçenlerden olmak dileklerimle…