Reçete Hakkında

 

Hatıralar denizine dalıyor ve meslek hayatımın ilk günlerine uzanıyorum. Benim için “acemilik” kavramının anlamını en çok hak ettiği dönem…

Henüz çiçeği burnunda bir hekimim. Kan tahlili ve film çekme imkânı bile olmayan bir taşra kasabasında göreve başlamışım. Ve önümde binlerce hastalık…

Pek çoğunun deneyimli hekimler için bile zorlu vakalar olduğunu düşününce cesaretim kırılıyor.

Bir önceki asırdan bahsediyorum. Bilgisayar, internet, akıllı telefon -hatta cep telefonu- gibi şeyler yok hayatımızda. Başımız sıkıştığında başvurabileceğimiz bir kaynağa ya da danışabileceğimiz deneyimli bir hekime ulaşmak zor.

İşte o günlerde, genç hekimlerin çoğunun masasında “Reçete” isimli kitaplar vardı. Bu pratik rehberler sayesinde -geniş tıp literatürüne boğulmadan- sadece birkaç dakikada okuyarak tam da o an ihtiyacımız olan basit ama hayati önemdeki bilgilere ulaşıyorduk.

Tüm hastalıkların tedavisini aklımızda tutmanın zor olduğu gerçeğini hatırlayınca bizim için hekimlik yapmayı kolaylaştıran bu kitaplar, başımız sıkıştığında uzanacağımız cankurtaran simidi olmuştur.

Meslek hayatımın acemilik döneminden sonra tecrübeli diyebileceğim dönemlerini de geride bıraktım. Hatta emekliliği hak ettiğim günlere ulaştım.

Fakat hayatın hep acemisiyim. Her zaman öğrenecek yeni şeyler var. Ve çözmemiz gereken yüzlerce sorun…

Hayatın önemli sorunları için –Reçete misali- pratik çözümler içeren bir kaynak elimizde olsa hayatımız kolaylaşır mıydı?

Yıllar önce bu soruyla çıktım yola.

Uzun zamandır hayat üstünde okuyor, düşünüyor ve yazıyorum. Harika kitaplarla karşılaştım. Filozoflara hayran kaldım.

“Felsefeye uyan biri ömründeki her çağı sıkıntısız geçirebilir,” demiş Cicero (MÖ 106-43). Bu iddianın ardına düşüp hayatımın en önemli sorunlarına felsefede çözümler aradım. Ve sahiden de büyük oranda haklı olduğuna kanaat getirdim filozofun.

Ama şimdi tüm bu bilgelik arşivinin derli toplu özeti gibi görünen  bir eserden bahsedeceğim size.

Elimizdeki makineden en güzel şekilde istifade etmek için kullanım rehberine bakarız. Aynı makine arızalandığında çaresini en iyi bilen kişinin üreticisi olduğunu biliriz. Aynı şekilde insan dediğimiz varlığın sorunlarının çözümünü de en iyi bilenin onun yaratıcısı olacağı fikri bana makul görünüyor.

Yaratıcıya doğrudan ulaşamayız ama onun mesajları bize ulaşıyor. Vahiy dediğimiz gizemli mekanizmanın şekli aklımın sınırlarını zorlamakla birlikte elime ulaşan mesajların niteliği şüphelerimi azaltıyor. Önce bununla ilgili gerekçemi paylaşayım izninizle.

Bir romancının -esin dediğimiz tılsımlı yöntemlerle- ilginç kurgular tasarlaması kolay anlaşılır bir durum değildir. Bilim insanlarının sıra dışı buluşlarının zihne nasıl düştüğünü izah etmekte zorlanıyoruz.

Ama tüm bunlar oluyor!

Yumurtasından yeni çıkan bir kuş yavrusunu düşünün. Mercimek tanesi kadar beyni olan bu minik canlı gözlerini bile açmadan annesinin getirdiği gıda parçasına uzanıyor.

Bir yavru kuşun zihnine bile nasıl besleneceğine dair bilgiler yüklenmiştir. Muhteşem bir bilgisayar olan insan beyninde tüm bunlardan çok daha fazlasının olabileceği fikri artık abartılı görünmüyor bana. İnsanı yaratan güç, nasıl yaşaması gerektiğine dair bilgileri de zihnine aktarabilir. Nitekim “vahiy” kavramının anlamı gizlice söylemek ve ilham etmektir.

Ama ben bununla da yetinmiyorum. Elle tutulur bir kanıt görmediğim ve benim için gizem olan meseleye körü körüne inanma yolunu seçmiyorum. Ortaya çıkan ürüne de göz atmayı tercih ediyorum.

Gerek hekimlik dönemlerimde gerekse akademik hayatımda kanıta dayalı yaklaşımı tercih ettim. Bu projemde de benzer yolu izlemeye çalıştım.

Şayet Kur’an’dan bazı ayetleri seçsem ve bazı sorunlara çözüm olabileceğini göstersem bu bilimsel bir araştırma olmazdı. Dahası objektif bir yaklaşım sayılmazdı.

Çünkü neredeyse tüm din ve ideolojilerde doğru görünen şeyler vardır. Hemen hepsi güzel kavramlar, iddialı sloganlar ve reddemeyeceğiniz ilkelerle yola çıkar. Haliyle bu türden bir yaklaşımla her din ve ideolojinin harika yaşam felsefeleri olduğunu iddia edebilirsiniz. Nitekim o felsefenin takipçilerinin inanç ve söylemleri de bu yöndedir. Ama biliyoruz ki, hayatın gerçekleri bununla uyuşmuyor.

Peki, ben ne yaptım?

Öncelikle günümüzün en önemli sorunlarını araştırdım. Mesela internete girdim ve arama motoruna “Dünyanın en önemli sorunları” yazarak sorguladım. Medya paylaşımlarını değerlendirdim.

Yapay zekânın önerilerine varıncaya kadar pek çok şeyi derleyip kişisel deneyimlerimle harmanlayınca –sanırım pek az kimsenin itiraz edebileceği- bir liste çıktı ortaya. İşte bu sorunlara teker teker çözüm aradım Kur’an’da.

Kitabın iddiası büyük!

Eski metinlerden doğru namına ne kaldıysa içeren bir kitabın tüm insanlık tarihi boyunca geçerli ve de gerekli temel yaşam ilkelerini içerdiği iddiası en azından içeriğine bir göz atacak kadar ciddiye alınmayı hak ediyor.

Varsın birileri ona eskinin masalları desin. Modern dünyanın formülleri -görünen o ki- insanlığın sorunlarına çözüm üretmekte yetersiz kalıyor. Modern psikolojinin ve psikanalizin kurucularından sayılan Freud kendisini bile mutlu edememişti mesela.

“Devemin yularını kaybetsem Kur’an’da bulurum,” demiş İbn Abbas. Madem tüm sorunlarımızın çözümü için bu derece iddialı başka kaynak yok, bu esere göz atmakla bir şey kaybetmeyiz.

İnsanoğlu gizemi seviyor. Peygambere inanan insanların büyük çoğunluğu onunla ilgili hikâyeleri de seviyor, özellikle mucizeleri. Hz. Muhammed’i doğaüstü bir konuma yükseltmeyi hedefleyen kıssalardan bahsediyorum. Ama iki ayet var ki, bu meseleler üzerinde derin derin düşünmeye sevk ediyor beni:

“Onlar hâlâ, ‘Rabbinden ona bazı mucizeler indirilmeli değil miydi?’ diyorlar. De ki: Mucizeler yalnız Allah’ın katındadır; ben sadece bir uyarıcıyım.” (Ankebût, 50).

“Kendilerine okunan bu kitabı sana indirmiş olmamız onlara mucize olarak yetmez mi?…” (Ankebût, 51).

Gençlik yıllarımda bu ayetleri duymuş ama derinliğini kavrayamamıştım. Eseri baştan sona okuduğumda büyük bir şaşkınlık yaşadım. “Sahiden gerçek mucize buymuş!” dedim.

Tartışmalardan savaşlara, kanserden depresyona, tembellikten aile sorunlarına bizi en çok bunaltan sorunların çözümü için ulaştığım her harika formülün bin dört yüz yıl önce insanlara ulaşmış bu kitapta olduğunu gözlemledim.

İşte şimdi planladığım yazı serisinde okurlarımla paylaşmak istediğim şeyler reçete kabilinden bu minik analizler olacak.

 

Related posts

Mutluluk ve İnanç

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments