Mutluluk ve İnanç

 

Dünyanın en önemli sorunlarına göz attığımızda; evdeki şiddetten savaşlara, dijital bağımlılıktan bozulan aile yapısına varıncaya kadar uzun bir liste çıkar karşımıza.

Ben tüm bu önemli sorunların nedeni ve neticesi olabilecek bir kavramdan bahsetmek istiyorum: Mutsuzluk.

Depresyon, anhedoni, anlamsızlık hissi, can sıkıntısı gibi moda ifadeleri kuşatan bir sorundur mutsuzluk.

“Doğuştan gelen tek bir yanılgımız vardır; o da mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanmamızdır,” diyor Schopenhauer. Orta Çağ İslam Felsefesinin en önemli şahsiyetlerinden biri kabul edilen Farabi’ye göre ise insanın nihai hedefi mutluluktur. Hangisi doğru?

Cicero (MÖ 106-43) der ki, “Haz arzusunun insanı göze almaya zorlamadığı hiçbir suç, hiçbir kötü eylem yoktur.”

Öyleyse zevk, sefa, haz ve konfor arayışı anlamındaki mutluluk beklentisi nihai hedefimiz olmamalıdır. Bu noktada Schopenhauer gibi düşünüyorum.

Benim daha çok sevdiğim “huzur” kavramı ise güven hissi ve gönül rahatlığını anlatmaktadır. İşte böyle bir iyilik halinin arayışı içindeyim. Yani bu açıdan bakınca da Farabi’nin düşüncelerine katılıyorum.

Peki, din bu arayışın neresinde?

Edward Sapir (1884-1939) diyor ki; “Din; günlük yaşantının anlaşılmaz ve tehlikeli ortamı içinde gönül huzuruna, iç huzuruna götürecek bir yolun bulunmasıdır”.

Fransız matematikçi, fizikçi, mucit ve yazar olan Blaise Pascal (1623-1662) mutluluğun yolu olarak inancı işaret eden filozoflardan bir diğeridir.

Dindar filozoflar böyle düşünüyor, peki Ateist filozof Montaigne (1533-1592) ne diyor?

“Öğrenmeye değer olanlar, yalnızca kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayanlardır.”

Mesela, Kur’an’a bir göz atar ve daha iyi hissetmemizi sağlayacak ilkelerle karşılaşırsak bu kitabın da “öğrenmeye değer” olduğunu söyleyebilir miyiz?

“Birçok insan, mutluluğu burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar,” demiş Hegel (1770-1831). Belki de bu kadar yakındır mutluluğun kaynağı.

Ulaşabildiğim ve beni ikna eden kaynaklarda insanlar için en önemli şeylerden birisinin umutlu, huzur dolu ve neşeli bir yaşam olduğunu gördüm.

Ve kalıcı huzuru aradığım yolculuğumda ulaşabildiğim tüm kaynakların adeta bir derlemesi olarak ifade edebileceğim bir kutsal metin var elimizde. Şimdi bu düşüncemle ilgili gerekçelerimi paylaşmam gerekir. İşte size bir ayet:

 

“Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik…” (Taha, 2)

 

Dinle ilgili karamsar düşüncelere sahip kalabalık bir kitlenin aksine, evrenin sahibi insanın -acı çekmesini değil- iyiliğini hedefliyor. Öyleyse Yaratıcının insanlığa ulaştırdığı ilkeler daha huzurlu bir yaşamın teminatı olmalıdır.

Şimdi bazı okurların, sadece bir kez okuyarak mucizevi bir şekilde huzura ereceği üç beş cümle duymak istediğini tahmin ediyorum. Ama gerçekçi olalım. Bu kadar kestirme yolla depresyon gibi hastalıkları tedavi eden bir yöntem yok.

Hayatımızın en önemli meselelerinden birini çözmek istiyorsak bunun için gereken bedeli de ödemeye hazır olmalıyız. Sanırım adil olan budur.

Kur’an, kusursuz bir kitap olduğunu iddia ediyor (Enam, 38). “Kur’an’ı hayatın içinden seslenerek, insanlar sorun yaşadıkça cevaplar vererek, bölüm bölüm indirdik,” (İsra,106) diyor bu mesajı gönderen makam. Fakat karar vermek için vahyin tamamını okumaya davet ediyor bizi (Taha, 114). Ve bir başka ayette şunu hatırlatıyor:

“İnsan için, yalnızca çalışmasının (gayretinin) karşılığı vardır.” (Necm Suresi, 39).

Bu ilkeleri birlikte değerlendirince ben şunu anlıyorum: Mutsuzluk ve depresyon dâhil hayatımızın en önemli sorunları için çözüm formülleri bu kitapta var ama baştan sona okuyup anlamak ve ilkeleri hayatımızın bir parçası haline getirmek için çaba göstermek şartıyla.

Bu yönteme “Kur’an Terapisi” demek istiyorum izninizle. Peki, bu tedavi ne kadar sürer?

Kur’an mealini -baştan sona anlayarak- okumak yaklaşık otuz kırk saatimizi alır. Günde ortalama altı yedi saatini dijital dünyada geçiren bir insan sadece bir haftasını bu kitaba ayırmayı tercih etse yetecek yani. “Günde sadece bir saat okuyabilirim,” diyenler için de bir iki aylık süreçten bahsediyorum.

Bu süreyi uzun bulanlara minik bir hatırlatma: Tırnak yeme fobisinden ağır depresyona tüm ruhsal sorunların tedavisi aylar sürüyor ve sonuç alma garantisi yok. Üstelik çok pahalı!

İşte size hem ücretsiz hem de daha kısa sürecek -ve kanaatimce daha iyi sonuç alacağınız- bir tedavi seçeneği.

Yani kaybedeceğiniz hiçbir şey yok!

Üstelik, sonuç almak için finali beklemeniz şart değil. Başlamak yolun yarısıdır. Önemli olan da yolda olmaktır zaten. Tedavinin etkisini ilk gün fark etmeye başlayacaksınız muhtemelen.

Ben kuru iddialarla yetinmek istemiyorum. Bu yüzden yolculukta nelerle karşılaşacağınıza dair ışık tutması amacıyla birkaç örnek paylaşmak istiyorum:

“Tek mutluluk bir şeylerle meşgul kalabilmektir,” der Mark Twain.  Japon toplumunun mutluluk reçetesi de hep bir şeylerle meşgul olmaktır. Peki, Kur’an ne diyor?

“…Bir işi bitirince hemen diğerine koyul…” (İnşirah, 7).

Seneca (MÖ 4-MS 65) diyor ki; “Mutlu olmak için iki şeyi ortadan kaldırmanız gerekir: Kötü bir gelecek korkusu ve kötü bir geçmişin hatırası.”

Kur’an’ın önerdiği erdemli yaşam ilkelerine uyma çabalarımız bizi geçmişin kötü hatıralarından uzak tutar. Sonsuzluğu anlamak ise ölüm dahil olmak üzere geleceğe dair tüm korkulardan arındırır bizi.

“Zihnin huzuru büyük ölçüde yanlış bir şey yapmamaktan gelir,” demiş Seneca (MÖ 4-MS 65). Kur’an ise “doğru ve faydalı işler” yapmaya davet eder bizi (Asr, 3).

“İnsanın en önemli hedefi mutluluktur,” diyor Aristo (M.Ö. 388-322). Peki, çözüm için ne öneriyor?

“En mutlu insan, akıl yürütme işlevini yerine getirendir,” diyor ünlü filozof. Kur’an’ı okuyanlar onlarca yerde bize aklımızı kullanmayı tavsiye eden mesajlarla karşılaşacaklardır.

Huzur deyince aklımıza gelen ilk kavramlardan biri: “Hayatın Anlamı.”

Birkaç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar önemli olan bu konuya bir sonraki makalemde ayrıntılı bir şekilde irdelemek istiyorum.

 

Hayatımızın son günlerinde en büyük pişmanlıklarımızın, “yapabileceğimiz halde ihmal ettiğimiz güzel şeyler” yüzünden olacağı söylenir. Naçizane kanaatim, pek çok insanın en büyük pişmanlığı; ölmeden önce bu özel kitabı -baştan sona anlayarak- okumamak olacaktır.

Şimdi önümüzde iki seçenek var: Ya bu iddiaları kulak ardı edip eski hayatımıza devam edeceğiz. Ya da bir kez olsun denemeye karar vereceğiz.

Önyargıları bir kenara bırakıp aklın ışığında huzurlu bir yaşama adım atmak dileklerimle…

Related posts

Reçete Hakkında

Subscribe
Bildir
guest

2 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Mahmut Çırak

OKU diyen Rabbimizin emrini de yerine getirmemiz şartıyla, bu defa yazdığın bu yazı
Gerçekten çok güzel olmuş.Ellerine gözlerine ve gönlüne sağlık… Birçok arkadaşlarımla paylaşacağım inşallah…
Rabb’im güç ve gayretini daim eylesin.