Çekilin, O Benim Babam!

 

Hekimliğin -dünyanın en zorlu işlerinden birisi olmasına rağmen- halen en çok tercih edilen meslek gruplarından biri olmasının bazı nedenleri var. Sanırım bunlardan birisi karizma…

Bir ameliyathanenin kapısında hastasını bilgilendiren cerrahın karizmasından bahsetmiyorum. Daha basit bir örnek üzerinde düşünelim. Bir trafik kazası olmuş. Polis herkesi uzaklaştırırken meraklı kalabalık illa da olay yerinde birikiyor. Sonradan geldiniz ve neler olduğunu merak ediyorsunuz. İtişip kakışarak ilerlemeniz zor. Ne yaparsınız?

“Çekilin, ben doktorum!”

İşte bu sihirli ifade, hazinelerin saklandığı mağaranın kapısını açan “Açıl susam açıl!” etkisi yapar. Merak etmekten başka ne yapacağını bilemeyen kalabalık bu sözü duyduğu anda sizin için bir koridor açılır.

Ama hekim değilsiniz ve böyle bir sahne yaşamak istiyorsunuz. O zaman da etik olmayan yollara başvurmak gibi kötü bir seçenek var. İşte şimdi anlatacağım şey de bu türden bir hikâye.

Bir trafik kazası olmuş. İnsanlar yaralının etrafında toplanmış. Olayı uzaktan gören kahramanımız merak etmiş ve olay yerine yaklaşmış. Tüm çabalarına rağmen kalabalığı aşıp yaralıyı görememiş. Sonunda parlak bir fikir gelmiş aklına. Toplumun duygusal hassasiyetlerini suiistimal etmeye karar vermiş.

“Çekilin, o benim babam,” demiş.

İnsanlar şaşkınlıkla yüzüne bakmış bizim meraklının. Sonra da yol vermişler harbiden. Kalabalıkta açılan koridordan olayın merkezine ulaşmış genç adam. Bir de ne görsün?

Yerde yaralı bir eşek yatıyor!

 

Sabırsızlığımız başımıza daha büyük işler de açabiliyor. Kendimizi bile tanımadan başkalarını mutlak tanıdığımızı düşünüyoruz. Tıpkı Leyla’ya âşık olan Mecnun misali, zihnimizde tasavvur ettiğimiz bir hayale inanıyoruz.

En çok da dini, siyasi ve ideolojik saplantılarımızda yaşıyoruz bu dramı. Örnek bir lider olarak gördüğümüz adam aslında dolandırıcının teki çıktığında şok oluyoruz. Gerçek de olsa bunu kabullenmekte zorlanıyoruz. Tıpkı fıkradaki adamcağızın trajikomik durumuna düşüyor ama bunu bile reddediyoruz. Başını kuma gömen deve kuşu misali kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Kendimizce kayıp maliyet hesabı yapıyoruz.

“Buraya kadar söylediklerin doğru,” dediğinizi duyar gibiyim. “İyi de bu meselenin çözümü ne?” diye sorduğunuzu da hissediyorum.

Hep söylerim. Durum tespiti yapmakta üstümüze yok. Ama sorun şu ki, bunu herkes yapıyor. Oysa bizim çözümlere ihtiyacımız var. Ben de hep olduğu gibi hekimce bir bakış açısıyla önce teşhis sonra da tedavi yoluna gitmek isterim.

Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle yazılı bir Yunan vecizesi var biliyorsunuz:

“Kendini bil!”

Asırlar sonra geçerliliğini yitirmeyen bu düsturu ciddiye alan ne kadar insan var bilmiyorum. Sanırım herkes kendini bildiğini sandığı için üstüne alınmıyor.

Uçsuz bucaksız evrende dünyamızın boyutu nokta kadar bile değil. Hele dünyadaki bir insan?

Bildiklerimiz, sonsuz bilgi deryasından bir damla…

Kendini bilmek, aslında sonsuz evrende nokta kadar küçük bir canlı olduğunu bilmektir. Kendini bilmek, sonsuz bilgi deryasında tüm bildiklerinin bir katre miktarınca olduğunu fark etmektir. Kendini bilmek, yaptığın her eylemin bilinçli olduğu yanılgısından kurtulmaktır. Kendini bilmek, bilinçten ziyade bilinçaltının derinliklerindeki arzu ve tutkularımızın eylemlerimizi şekillendirdiğini kabul etmektir. Eksiklerimizi fark edip egomuzun dürtülerinden bir nebze olsun yakamızı kurtarabildiğimizde tedaviye hazırız demektir.

Tüm bunları hatırlamak iyi bir başlangıç noktasıdır. Üç dört metre derinliğindeki suya daldınız. Yukarı çıkış biraz uzun sürer. Ama dibe ulaşırsanız ayaklarınızdan destek alır ve hızla yüzeye ulaşırsınız. Acziyetimizi bilmek yani zeminle buluşmak bize bu türden bir esneklik ve yükselme fırsatı sunar. Şimdi artık yeteneklerimizi kullanarak gelişme potansiyelimizi hatırlayabiliriz.

Tedavi, yine kendini bilmektir. Tüm eksiklerine ve acizliğine rağmen insan, yeryüzünde yaşayan en zeki türdür. Ve bu insanın sahip olduğu en harika şey, kendisini değiştirerek ve geliştirerek yaşamını bir sanat eserine dönüştürme potansiyelidir.

Sonra ne mi olur?

Sabretmeyi öğrenirsiniz. Düşünmeden harekete geçmezsiniz. Etraflıca araştırmadan kimseyi yüceltmezsiniz. Kendi hayatınızın merkezinde kendiniz olduğunu hatırlarsınız. Böylece kendinizi psikopat ve dolandırıcıların hipnoz edici etkisinden kurtarırsınız.

“Kimseye kirli ayaklarıyla, beyninizde gezme fırsatı vermeyin,” der Mahatma Gandhi.

Kitleler ya da liderler sizin değer yargılarınızla uyumlu, faydalı ve güzel işler yapıyorsa destek verirsiniz ama sorgusuz sualsiz itaat edip sürüklenen güruhtan olmazsınız.

Bilginin ışığında sabırlı ve onurlu bir yaşam dileklerimle…

Related posts

Efendi Köle

Yüzme Bilir Misiniz?

Her Yerim Ağrıyor!

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments