<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed
	xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0"
	xml:lang="tr"
	>
	<title type="text">Halil Çıkrıklar</title>
	<subtitle type="text"></subtitle>

	<updated>2026-07-23T05:35:55Z</updated>

	<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.halilcikriklar.com/amp/" />
	<id>http://www.halilcikriklar.com/feed/atom</id>
	<link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/feed/atom" />

	<generator uri="https://wordpress.org/" version="7.0.2">WordPress</generator>
	<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Marifet Kavuktaysa…]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3808</id>
		<updated>2026-07-23T05:28:23Z</updated>
		<published>2026-07-20T04:44:55Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Mizah" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>  Nasreddin Hoca cami avlusunda dostlarıyla sohbet ederken bir adam yaklaşır ve elindeki mektubu uzatır:&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm">Marifet Kavuktaysa…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm"><![CDATA[<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><em>Nasreddin Hoca cami avlusunda dostlarıyla sohbet ederken bir adam yaklaşır ve elindeki mektubu uzatır:</em></p>
<p><em>“Hocam, şu mektubu okuyuver.” </em></p>
<p><em>Hoca, mektuba şöyle bir göz atar ve adama döner:</em></p>
<p><em>“Evladım, bu mektup Farsça yazılımış ama ben Farsça bilmiyorum.”  </em></p>
<p><em>Adam öfkelenir:</em></p>
<p><em>“Sen nasıl hocasın? Kafandaki şu kocaman kavuktan utan!”</em></p>
<p><em>Hoca sakince yerinden kalkar ve kafasındaki kavuğu çıkarıp davetsiz misafirin kafasına geçirir:</em></p>
<p><em>“Marifet kavuktaysa buyur sen oku.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendi görev ve sorumluluklarını unutup başkalarından kusursuz hizmet bekleyen insanlar her asırda var.</p>
<p>Çocuğunu teslim ettiği öğretmenden abartılı beklentileri vardır mesela bazılarının. Çocuğu başarılı olmadığında eğiticileri suçlamak kolaydır. Oysa esas eğitim evde -yani ebeveynle- başlar.</p>
<p>Hasta olduğunda doktordan kusursuz hizmet bekleyenler için de durum farksızdır. Doktor olmak her hastalığı tedavi etme garantisi sunmaz kimseye. Ve en önemli hekim insanın kendisidir. Hiçbir hekim bir insana kendi çabalarından daha değerli sağlık hizmeti sunamaz.</p>
<p>Yöneticileri eleştirmek bir diğer yaygın örnektir. İddialarında haklı olanlar vardır ama sorun şu: Bu eleştiriler işe yaramaz. Yapmak zor, yapılanı eleştirmek kolaydır. Sabahtan akşama kadar eleştirenlere en güzel yanıt Nasreddin Hoca’nın kavuk hikâyesinden aldığım derstir.</p>
<p>“Daha iyisini biliyorsan ne duruyorsun?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Okuma yazma oranının çok düşük olduğu eski zamanlarda insanlar mektuplarını bilenlere okuturlardı. Burada mektubu okuyana güvenmek gibi bir risk söz konusudur. Zira okuma yazma bilenlerin sizi aldatma ihtimali vardır.</p>
<p>İnsanı insan yapan şeyin beden dediğimiz et yığınından çok içindeki görünmez cevher yani ruh olduğunu unutuyoruz. Bazıları daha da ileri gidiyor, bedeni örten insan yapımı kıyafetlerin şekline bakarak insana değer biçme hatasına düşüyor. Bu yanılgının en vahim sonucu, kıyafetine bakıp bir insanın yol gösterecek donanımlı bir rehber olduğunu düşünmektir.</p>
<p>İş kılık kıyafete kalırsa bir kostüm tasarımcısı en cahil insanı bile allameye dönüştürebilir. Dış görünüşüne bakıp güvendiği insanın her söylediğini -sorgulama ihtiyacı duymadan- doğru kabul eden güruh ise dünyadaki en büyük felaketlerin nedeni olmuştur çoğu kez. Haksız yere bir adamı linç etmekten tutun binlerce insanın öldüğü savaşlara varıncaya kadar pek çok kitlesel harekette bunun örneklerini görebilirsiniz.</p>
<p>“Liderler tehlikeli değildir,” diyor İran’lı filozof Ali Şeriati (1933-77). “Asıl tehlike her şeye inanan, sorgulamayan ve menfaatleri uğruna her şeye sessiz kalan kişilerdir.”</p>
<p>İnsanlar okuma yazma bilse de danışmayı seviyor. Çünkü okumak zahmetli bir iştir. Konuşmanın bedava olduğu dünyada sormanın ciddi bir külfeti yoktur. Fakat okumak ve gerçeği araştırmanın külfetinden kurtularak kârlı çıktığını sanan insan bir ömrü hatta sonsuz bir hayatı riske atar farkına varmadan.</p>
<p>Bilinçli insanlara düşen görev, kolları sıvamak, hakikati bizzat ve en güvenilir kaynaklardan araştırmaktır.</p>
<p>Uyanan, kendine gelen, ne olduğunu hatırlayan ve nasıl yaşaması gerektiği üstünde düşünenlerin saflarına katılmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm">Marifet Kavuktaysa…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm#comments" thr:count="3" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm/feed/atom" thr:count="3" />
			<thr:total>3</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Şikayet Edenler ve Çözüm Arayanlar]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3783.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3783</id>
		<updated>2026-07-23T05:35:55Z</updated>
		<published>2026-07-13T04:10:40Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Kısa Kısa" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Herkese tanıdık geleceğini tahmin ettiğim bir portre… İşe giderken servisi beğenmez. Yolda trafikten şikâyet&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3783.htm">Şikayet Edenler ve Çözüm Arayanlar</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3783.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Herkese tanıdık geleceğini tahmin ettiğim bir portre…</p>
<p>İşe giderken servisi beğenmez. Yolda trafikten şikâyet eder. İş yerinde yoğunluktan bahseder. İş arkadaşlarının tavırlarından rahatsız olur.</p>
<p>Huzursuzluk tavan yapınca iş yerini değiştirmeye çalışır ama yine şikâyet edecek bir sürü şey çıkar karşısına. Çözüm bulamayınca başka bir kurum hatta başka bir şehre tayin ister.</p>
<p>Yaşadığı huzursuzluklar nedeniyle dış şartları suçlayanlar meslek değiştirmeyi bile düşünür. Yetmez, erken emeklilik planı yapanlar olur. Ama bu sefer de şikâyet edecek başka şeyler bulurlar. Mesela, site görevlisinden bahçede top oynayan çocuklara varıncaya kadar her şey rahatsız eder bu tür insanları.</p>
<p><em>“Hamama gider kurna beğenmez, düğüne gider zurna beğenmez.”</em></p>
<p>Bu atasözü de gösteriyor ki, gittiği her yerde şikâyet edecek bir şey bulan insanlar eskiden de epeyce varmış.</p>
<p>Şikâyetlerindeki haklılığını ispat etmek için hararetli bir savunma içine giren bu insanların gözünden kaçan çok önemli gerçekler var.</p>
<p>Birincisi, bu şikâyetler hiçbir işe yaramıyor. İkincisi, kimse şikâyet dinlemeyi sevmiyor.</p>
<p>Hem kendileri hem de çevresindeki insanlar için hayatı çekilmez kılan bu insanların sorunu, yanlış bakış açısıdır. Dostoyevski’nin güzel bir tespiti var. “Her şey üstüne üstüne geliyorsa belki de sen ters gidiyorsundur,” demiş usta yazar.</p>
<p>Bu önemli tespiti yapıp bir de içimize sindirebilirsek işte size bir çözüm önerisi:</p>
<p>Alfred Adler (1870-1937) diyor ki;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>“Yalnızca kötü olanı görmek ve suçlamak yetmez. İnsan kendine şu soruyu sormalıdır: Bütün bunların düzelmesi için ben ne yaptım?” </em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayata eleştirel gözle bakan editör gözlüğünü çıkarıp -bol bol hata olsa da- eser ortaya koyan sanatçı gözlüğünü taktığımızda işler değişir. “Çözümün bir parçası değilsen sorunun bir parçasısın,” diyor Goethe (1749-1832).</p>
<p>Madem bizi mutsuz eden bu tutumun nedeni yanlış bakış açısıdır, çözüm de bunu değiştirmek yani doğru açıdan bakmaktır. Meseleye çözüm üreten bir insanın gözüyle baktığımızda mucize kabilinden değişikliklere şahit olacağız.</p>
<p>Soru şu: Daha güzel bir dünya ve daha huzurlu bir yaşam için bu büyük değişime cesaretimiz var mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3783.htm">Şikayet Edenler ve Çözüm Arayanlar</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3783.htm#comments" thr:count="0" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3783.htm/feed/atom" thr:count="0" />
			<thr:total>0</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Üslûb-u Beyan Ayniyle İnsan]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3773</id>
		<updated>2026-07-07T13:46:31Z</updated>
		<published>2026-07-06T05:46:56Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Mizah" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; İster fabl deyin ister fıkra… Komik olmasının ötesinde en yaygın hastalıklarımızdan birisini gözleri önüne&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm">Üslûb-u Beyan Ayniyle İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>İster fabl deyin ister fıkra…</p>
<p>Komik olmasının ötesinde en yaygın hastalıklarımızdan birisini gözleri önüne süren çarpıcı bir sahne paylaşacağım şimdi sizinle:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Koyun hendeğin üstünden atlarken istemeden de olsa kuyruğu havaya kalkar. Bu sırada hemen arkasında bulunan keçi bu kısacık zaman zarfında her şeyi görmüştür.</em></p>
<p><em>Tiz sesiyle gülen keçiye bunun nedenini sorar koyun. Zıpır hayvan gördüğü manzaradan bahseder. </em></p>
<p><em>Koyun sadece susar. Zira keçinin kuyruğu hep havadadır…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız,” demiş Cenap Şahabettin (1870-1934).</p>
<p>Ne zaman birini eleştirecek olsam şu fıkradaki keçinin içine düştüğü sahne canlanır gözümün önünde. Gençliğimde daha sık yaptığım bu tür hatalar için binlerce kez pişman olurum.</p>
<p>Yuhanna İncili&#8217;nde anlatılan meşhur kıssayı duymuşsunuzdur:</p>
<p>Zina yaptığı iddia edilen bir kadın, Hz. İsa&#8217;’nın huzuruna getirilir ve şeriat kanunlarına göre taşlanması gerektiği söylenir. Hz. İsa şu cevabı verir:</p>
<p><em>“Aranızda günahsız olan kimse ilk taşı o atsın!”</em></p>
<p>Bu sözün ardından kalabalıktaki herkes ellerindeki taşları bırakır ve oradan ayrılır.</p>
<p>Başkalarını yargılamadan önce kendi hatalarımızla yüzleşmemiz gerektiğini hatırlatan harika bir ders vardır burada.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yoğun bir şekilde araştırdığım, sorguladığım, okuduğum, düşündüğüm ve yazdığım yirmi yıllık dönemde tespit ettiğim bazı önemli şeyler var:</p>
<p>Birincisi, insanoğlunun en asil ve en özel yeteneği, düşünmektir. “En mutlu insan, akıl yürütme işlevini yerine getiren insandır,” demiş Aristoteles (MÖ 384 – MÖ 322).</p>
<p>İkincisi, düşüncelerimizi belirleyen verilerin depolandığı beyin muhteşemdir.</p>
<p>Üçüncüsü, beyin dediğimiz makine muhteşemdir ama mükemmel değildir. Yani yanlış düşünceler üretme potansiyeline sahiptir bu müthiş bilgisayar. Aileden sosyal çevreye, filmlerden kitaplara beynimize doldurduğumuz veriler düşüncelerimizin şeklini belirliyor. Yanlış bilgilerden algı kusurlarına pek çok şey yanlış düşüncelere sevk edebiliyor bizi.</p>
<p>Dördüncü önemli tespitim: Dünyadaki en önemli sorunların hemen hepsinin kaynağı insanoğlunun yanlış düşünceleridir.</p>
<p>Ve beşincisi…</p>
<p>Dünyadaki en zor işlerden birisi, yanlış düşünen bir insanın kendisinin bunu tespit edebilmesidir.</p>
<p>Yanlış düşüncenin neticesi olan ruhsal hastalıklar AIDS gibidir. İzninizle açıklayayım: Vücudumuz mikroplarla karşılaşınca savunma hücrelerimiz ilk müdahaleyi yapar. Ama AIDS hastalığına neden olan virüs doğrudan savunma hücrelerini hedef aldığı için bağışıklık sistemimizi çökertir.</p>
<p>Düşünce merkezimiz arıza yaptığında aynı çıkmazla karşı karşıyayız: Bunu tespit edecek mekanizma olan düşünce merkezinin kendisi arızalıdır çünkü.</p>
<p>Komplo deşifre olduğunda komplo olmaktan çıkar. Düşünce hatalarımızı tespit etmenin zor olduğunu bilmek, her düşüncemizin hatalı olma potansiyeli taşıdığını hatırlatır bize.</p>
<p>“Belki de kesin olan tek şey, hiçbir şeyin kesin olmadığıdır,” demiş Felsefenin babası Dekart.</p>
<p>Algı, duygu ve yargılarımızın eseri olan tüm bilgi ve düşüncelere şüpheyle yaklaşmak iyi bir başlangıç noktasıdır. Çünkü en büyük hatalarımızdan birisi yargılarımızı bilgi sanmaktır. Sıklıkla unuttuğumuz bir gerçek ise; algı ve duygularımızın her zaman yanılma potansiyeline sahip olduğudur.</p>
<p>Bizi rahatsız eden, sorunlara çözüm üretmeyen, hayatımızı kolaylaştırmayan her düşünceyi objektif bir şekilde analiz etmek bizi hakikate yaklaştıracaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bildiğinden kesin bir şekilde emin konuşan insanlara dikkat edin! Bu güven duygusu bilgeliğin değil daha çok cehaletin eseridir.</p>
<p>Tüm sermayemiz, uçsuz bucaksız bilgi deryasından bir katre… Öyleyse bu gurur, bu kibir niye?</p>
<p>Sokrat’ın mütevazı tutumunu hatırlayın: “Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir,” diyor filozof.</p>
<p>Hele bir de işin içine iftira, hakaret ve tehdit karıştıranlar…</p>
<p>Birisi bize iltifat ettiğinde “O sizin güzelliğiniz,” deriz. İçinde güzellikler olan güzel görür çünkü.</p>
<p>Birisi hakaret ettiğinde de aynı şey geçerlidir. Sokakta yürürken delinin biri bize deli dedi diye üzülmeyiz. Kötü söz daha çok sahibi hakkında fikir verir bize.</p>
<p>Sahiden öyle değil midir?</p>
<p>Etrafındaki insanlara en çok hakaretler yağdıran insanlara bir bakın. Şu vecizenin ne kadar da gerçek olduğunu göreceksiniz. Bu huzursuz insanların tedavisi zordur ama dinleyenlere bir önerim var:</p>
<p>Hayatımızdaki en özel kavramlardan biri olan erdemden bahsederken başkalarına hakaret eden insanların kendisiyle düştüğü çelişkiye dikkat edin!</p>
<p>Çünkü hakaret etmek gibi erdemsiz bir tavır sergileyenler yalan da söyleyebilir, iftira da atabilir.</p>
<p>Kimsenin ağzı torba değil ki, büzesin. Ama dinlememek gibi bir özgürlüğümüz var. Hakaretlerden incinecek yerde söyleyene ayna tutmak güzel bir seçenektir. “Kusur arıyorsan, tüm aynalar senin,” demiş Celaleddin Rumi (1207-1273).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üslûb-u beyan ayniyle insan…</p>
<p>Bu vecize Fransız yazar Georges-Louis Leclerc de Buffon (1707–1788) tarafından ifade edilen “Üslup insanın ta kendisidir,” sözüne dayanır. İfade biçimimiz, seçtiğimiz kelimeler ve tavrımız; karakterimizi, iç dünyamızı ve kalitemizi yansıtır.</p>
<p>Hakikatin dili sade ve temizdir; süslemeye de hakaretlerle çirkinleştirmeye de ihtiyacı yoktur. Bu türden makyajlar olmadan ifade edemediğimiz düşüncelerimizi sorgulamaya başlasak iyi olur.</p>
<p>Duygulardan arınmış saf bilginin -yani hakikatin- ışığında daha aydınlık yarınlara…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm">Üslûb-u Beyan Ayniyle İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm#comments" thr:count="4" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm/feed/atom" thr:count="4" />
			<thr:total>4</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Kronik Yorgunluk ve Yazma Terapisi]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3768.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3768</id>
		<updated>2026-07-01T04:35:34Z</updated>
		<published>2026-07-01T04:35:19Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Kısa Kısa" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Kırk kilometreyi aşan maraton koşusunu bitirmediniz. Boğazı yüzerek geçmediniz. Akşama kadar tarlada çalışmadınız. Ama&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3768.htm">Kronik Yorgunluk ve Yazma Terapisi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3768.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kırk kilometreyi aşan maraton koşusunu bitirmediniz. Boğazı yüzerek geçmediniz. Akşama kadar tarlada çalışmadınız.</p>
<p>Ama tüm bu şeyleri yapmış gibi yorgun hissediyorsunuz…</p>
<p>Neden?</p>
<p>“<em>Kronik Yorgunluk Sendromu.</em>”</p>
<p>Bu rahatsız edici tablonun kesin olarak bilinen bir nedeni olmadığı gibi öyle kolay bir tedavisi de yoktur. Ama şimdi size çok önemli bir nedenle birlikte harika bir tedavi yöntemi önereceğim.</p>
<p>Rus psikolog Bluma Zeigarnik, bir kafede otururken garsonun davranışları ilgisini çeker. Onlarca siparişi alırken not bile almayan adam hatasız olarak masalara servis yapmaktadır.</p>
<p>Kafeteryada işi biten ve hesabı ödeyen Zeigarnik çıkmadan önce geri döner ve garsona kendisinin az önce ne sipariş ettiğini sorar.</p>
<p>Sonuç kendisini şaşırtır. Çünkü garson hiçbir şey hatırlamıyordu. Sipariş tamamlanmış, işlem bitmiş ve zihin o dosyayı silmişti.</p>
<p>Bu minik gözlemini laboratuvara taşıyan ve araştıran Zeigarnik şu sonuçlara ulaşmış: İnsan beyni, yarım kalan işleri, tamamlanmış olanlara kıyasla iki kat daha fazla hatırlıyor. Böylece bu sonuç literatüre “Zeigarnik Etkisi” olarak geçmiş oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Suya bırakılan nohut, bir süre sonra büyüyerek hacminin iki üç katına çıkar ve daha uzun kalırsa parçalanır. Bitmemiş işlerle ilgili düşüncelerimiz de buna benzer bir süreci takip eder.</p>
<p>Tamamlanmamış görevler, okunmamış dosyalar, verilmemiş kararlar… En önemlisi de sosyal ilişkilerimizde yaşadığımız iletişim kazalarının sonucu olan küskünlükler…</p>
<p>Dakikada yüz düşünce üretme potansiyeline sahip müthiş bir bilgisayar olan beynimiz, bitmemiş işleri zihnimizde evirip çevirirken yorgun düşer. Biz de bu yorgunluğu bedenimizde hissederiz.</p>
<p>Kronik yorgunluk dediğimiz o tatsız duygunun çok önemli bir nedeni keşfedilmiş oldu.</p>
<p><em>Zeigarnik Etkisi.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki, ya çözüm?</p>
<p>Bu sorunun en kolay yanıtı “işleri bitirmek” olurdu ama okur için bunun hiç de kolay olmadığını biliyorum. Söz verdiğim gibi harika, kolay ve uygulanabilir bir çözüm önereceğim.</p>
<p><em>Kildin Yasası!</em></p>
<p>Rus matematikçi Nikolay Kildin tarafından geliştiren bu yasa özetle karmaşık problemleri çözmek için yazılı yöntem kullanmaktır.</p>
<p><em>“Yazmak düşünceyi damıtır, berraklaştırır ve netleştirir,” </em>der Stephen Covey. Kildin Yasası da böyle bir şeydir zaten. Problemi kâğıda yazmak ve soru-cevap şeklinde analiz etmek…</p>
<p>Alexis Carrel diyor ki;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“<em>İyi ifade edilmiş bir problem, yarı yarıya çözülmüş demektir.”</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazılı hale getirmek problemi somutlaştırır, elle tutulur, gözle görülür hale getirir. Dahası yazılı hale getirdiğimizde bilinçaltımız bu problemin çözümü için çalışmaya başlar.</p>
<p>Çözüm için bir takvim belirlemek bile zihnimizi rahatlatır. Kuru bir nohut misali en azından şişmeden durur zihnimizde düşünceler.</p>
<p>Bir kâğıt, bir kalem ve bir dakika…</p>
<p>Ne dersiniz?</p>
<p>Kronik yorgunluk dediğimiz bu sıkıntılı durumdan kurtulmak için bu kadarcık emek sarf etmeye değmez mi?</p>
<p>Bedelini ödemediğimiz hiçbir şeye gerçekte sahip olamayız. Huzur denen değerli hazinenin bedellerinden birisi de yazma terapisidir. Ve bu minik eylem dünyanın en kârlı alışverişlerinden biridir.</p>
<p>Kalın sağlıkla, huzurla…</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3768.htm">Kronik Yorgunluk ve Yazma Terapisi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3768.htm#comments" thr:count="0" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3768.htm/feed/atom" thr:count="0" />
			<thr:total>0</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Peşin Parayı Görünce…]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3758</id>
		<updated>2026-06-25T06:05:38Z</updated>
		<published>2026-06-25T06:05:23Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Mizah" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Nasreddin Hoca komşusundan ödünç para almış ama ödeme zamanı geldiğinde borcunu denkleştirememiş. Alacaklısı kapıya&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm">Peşin Parayı Görünce…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Nasreddin Hoca komşusundan ödünç para almış ama ödeme zamanı geldiğinde borcunu denkleştirememiş. Alacaklısı kapıya dayanınca Hoca şu açıklamayı yapmış:</em></p>
<p><em>“Bak komşu. Şu kapının önüne çalı ektim. Baharda bu çalılar büyüyecek. Buradan geçen koyunların yünleri çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım, eğirip ip yapacağım. Bu iplerden ördüğüm kazakları götürüp pazarda satacağım. Kazandığım parayla da sana olan borcumu ödeyeceğim.”</em></p>
<p><em>Hoca’nın her zamanki gibi nükte yaptığını sanan komşusu gülmeye başlamış. “Âlem adamsın Hoca!” demiş.</em></p>
<p><em>Bunun üzerine Hoca’nın yanıtı:</em></p>
<p><em>“Ah komşu ah… Peşin parayı görünce nasıl da gülüyorsun!”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Şaka bir yana pek çok konuda aceleciyiz. Trafikte bizi yavaşlatan şoföre kızarız. Markette sıra beklerken işleri uzatan yaşlı teyzeye kızarız.</p>
<p>Sınavlara girer, sonuçları sabırsızlıkla bekleriz. Daha kayıt yaptırdığımız gün okulun biteceği günlerin hayalini kurarız. Maaşımıza gelecek zammın açıklanacağı günü iple çekeriz.</p>
<p>Dikkat edin!</p>
<p>Tüm bu sabırsızlıklarımızda sonuç çoğu kez bizim elimizde değildir. Oysa tüm bu saydıklarımdan çok daha önemli bir şey var ve burada kontrol bizdedir:</p>
<p><em>Sadece bir kez hediye edilen ve telafisi olmayan bu hayatı olabilecek en harika şekilde yaşamak için harekete geçmek!</em></p>
<p>Mazeretlerin ardına sığınmadan, ertelemeden, ötelemeden, hemen, şimdi…</p>
<p>Her sabah uyandığımızda hayatımızdaki önemli şeyleri hatırlatacak ve bizi motive edecek bir slogan hazırlamak…</p>
<p>Sabah güneş doğmadan uyanmak, kahvemizi içerken sloganımızı okuyup yenilenmek, günlük tutmak, yazılı plan yapmak…</p>
<p>İşe -ya da okula- gittiğimizde hep tetikte olmak, yaşam kalitemizi düşürecek her şeyden uzak durmak, yaşadığımız her saniyenin hakkını vermek…</p>
<p>Harika insanlarla vakit geçirirken ömür törpüsü olanlardan nazikçe uzaklaşmak…</p>
<p>Daha güzel bir dünya için minik de olsa bir adım atmak; yaptığımız işi hatta hobilerimizi yaşam amacımızın bir parçası haline getirmek; böylece anlamlı ve huzurlu bir yaşam sürmek…</p>
<p>Fırsat buldukça sessiz doğada yürüyüşe çıkmak, bu sırada dinlendirici bir müzik dinlemek…</p>
<p>Ağır gıdalar gibi bedenimizi yoran; anlamsız tartışmalar gibi ruhumuzu yoran şeylerden uzak durmak…</p>
<p>Huzur içinde kafamızı yastığa koyup beş altı saatlik uykuyla yetinmek…</p>
<p>Ertesi gün dinlenmiş bir halde uyanıp bu güzel ritüeli tekrarlamak… Ve sonraki gün…</p>
<p>Ertelediğimiz tüm güzel şeyleri sırayla hayata geçirmek…</p>
<p>O hep istediğimiz enstrümanı çalmayı artık öğrenmek…</p>
<p>Mesela, anılarımızı artık yazmaya başlamak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne dersiniz?</p>
<p>Bunun için önümüzde bir engel var mı?</p>
<p>Peki, neredeyse kimsenin itiraz edemeyeceği böyle bir hayata adım atmak için bizi durduran nedir?</p>
<p>Farkındalıkla, aydınlanmayla, bir an önce harekete geçip hayatını bir sanat eserine dönüştürenlerin arasına katılmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm">Peşin Parayı Görünce…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm#comments" thr:count="3" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm/feed/atom" thr:count="3" />
			<thr:total>3</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Mazoşist]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3747.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3747</id>
		<updated>2026-06-16T05:08:03Z</updated>
		<published>2026-06-16T05:07:47Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Kısa Kısa" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Yabancı kökenli bir kelime olsa da “mazoşist” yaşadığımız toplum için pek yabancı sayılmaz. Ben&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3747.htm">Mazoşist</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3747.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Yabancı kökenli bir kelime olsa da “mazoşist” yaşadığımız toplum için pek yabancı sayılmaz. Ben yine de biraz irdeledim sizin için.</p>
<p>Türk Dil Kurumu&#8217;na göre mazoşist, “özezer” anlamına gelir. Mazoşistten daha az duyduğumuz bu yeni Türkçe kelimeye aşina olmayanlar için psikolojideki tanımını hatırlayalım:</p>
<p>“Fiziksel veya duygusal acı çekmekten, aşağılanmaktan ve kendine eziyet edilmesinden bilinçli olarak zevk alan, tatmin olan kişi,” demektir mazoşist.</p>
<p>Acı çekme temalarını kurgusal eserlerinde bolca işleyen romancı Leopold von Sacher-Masoch&#8217;un (1836-1895) soyadından türetilmiştir mazoşist kavramı.</p>
<p>Peki, ben değerli okurlarımın dakikalarını bu tuhaf kelimeyle neden meşgul ediyorum?</p>
<p>Mesele çok mühim. Birincisi, mazoşizm başa bela bir ruh hastalığıdır. Arabesk müzik dinleyip kendini jiletleyenler gibi uç örnekleri bir kenara bırakıyorum. Hüzünlü müzik dinleyip duygulananlar ya da gerilim filmi izleyip kendi kendini gerenler mazoşizmin daha çok bilinen örneklerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Mazoşizmin en yaygın şekli duygusal mazoşizmdir. Mesela, sürekli hayattan şikayet eden ama çözüm için bir adım bile atmayan insanları uzun uzun dinler ve ruhumuzu karartmalarına izin veririz. Ama bundan çok daha fazlası var!</p>
<p>Sayısını tespit etmek zor ama mesleki deneyimlerim ve gözlemlerime dayanarak en iyimser ifadeyle milyonların bu hastalıktan mustarip olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Kendisini kandırması için sihirbazlara para veren bir türdür insanoğlu, düşünün artık. Hadi bunun eğlenceli bir yönü var diyelim; dini, siyasi ve ideolojik olarak körü körüne bağlandığımız bazı kişi ve kuruluşların göz göre göre bizi kandırmasına ne demeli?</p>
<p>Siyaset deyince seçim gelir aklımıza, seçim deyince de vaatler. Seçim vaatlerinden bahsedilince çoğu kez biz bunu “boş vaatler” şeklinde düzeltiriz zihin dünyamızda.</p>
<p>“<em>Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde</em>,” demiş Ziya Paşa (1825 &#8211; 1880). Ama biz bu değerli tavsiyeyi göz ardı ederiz genellikle. “Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır,” diyebilen üretken insanları duymazdan gelir, boş vaatlerle hayallerimizi süsleyenlerin ardına takılırız. Vaatler gerçekleşmeyince bunun için de bahaneler buluruz yani yine kendimizi kandırırız.</p>
<p>Sırf hoşumuza gittiği için -aslını astarını araştırmadan- her bilgiyi doğru kabul edip yanlış düşünceler geliştirmek mazoşizmin en vahim ve en yaygın örneklerindendir.</p>
<p>İnsanların bizi yanıltmasına izin verdiğimizde bunun bedelleri ağır olur. Mesela, hayatın anlamsız olduğu şeklindeki telkinler bir insanın intihar nedeni olabilir.</p>
<p>Yanlış inancın peşinden sürüklenenler ise sonsuz hayatı riske atarlar ki; sonsuzluğa inananlara göre bu bir insanın başına gelebilecek en büyük felakettir.</p>
<p>Sorunu tespit ettikten sonra tedavi için tablet mahiyetinde bir aforizmayla bitirelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>“İnsan, yaptığı şeydir; yapacağını söylediği şey değil.” (Carl Gustav Jung, 1875-1961)</em></strong></p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3747.htm">Mazoşist</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3747.htm#comments" thr:count="0" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3747.htm/feed/atom" thr:count="0" />
			<thr:total>0</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Efendi ve Köle]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3733</id>
		<updated>2026-06-10T06:22:51Z</updated>
		<published>2026-06-10T06:22:37Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Mizah" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Kaynakların yazdığına göre; Diyojen (MÖ 412 &#8211; MÖ 323) hayatının bir döneminde korsanlar tarafından&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm">Efendi ve Köle</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Kaynakların yazdığına göre; Diyojen (MÖ 412 &#8211; MÖ 323) hayatının bir döneminde korsanlar tarafından esir alınmış ve köle olarak satılmak üzere açık artırmaya çıkarılmıştır. </em></p>
<p><em>O devirlerde kölelerin iyi fiyata satılabilmesi için potansiyel alıcılara becerilerini göstermeleri isteniyormuş. Diyojen&#8217;e hangi konuda yetenekli olduğu sorulunca şu yanıtı vermiş:</em></p>
<p><em>“İnsanları yönetmekte…”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anekdottaki ince mizahı sezmişsinizdir. Bir zengin efendi kendine köle satın almak istiyor ama köle aslında zengin adamı yönetmeye -yani onun efendisi olmaya- talip görünüyor.</p>
<p>Bu paradoks yüzümde hafif bir tebessüm oluştururken zihnimde derin düşüncelere neden oluyor. Diyojen’i köle diye satanları ve satın alanları hatırlamıyoruz bile. Ama bu köle -Diyojen- pek çok insanın hayatını yönlendirme potansiyeline sahiptir, öldükten sonra bile…</p>
<p>Aradan asırlar geçti ve değişmeyen bir şey var: Kendisine köle diye efendi satın almaya devam ediyor insanlar.</p>
<p>Lüks yaşama özenen adam gösterişli bir villa satın alırken bahçe bakımından temizliğine bir sürü masrafı göze almış oluyor.</p>
<p>Pahalı otomobillere para yatıranlar için durum daha da vahim. Bu yüksek meblağı temin etmek için ne kadar süre çalışması gerektiğini bir yana bırakıyorum; aracın periyodik bakımından vergisine bir sürü gereksiz yükün altına giriyorlar.</p>
<p><em>“Bir şey satın aldığınızda ödemeyi parayla değil, o parayı kazanmak için yaşamınızdan harcadığınız zamanla yaparsınız,”</em> demiş Jose Mujica.</p>
<p>İşimizi kolaylaştırsın diye satın aldığımız akıllı telefonlar ise en tehlikeli efendi kölelerdir. Bu cihazlar adeta yaşantımızı kendi programları doğrultusunda yönetmektedir. Zamanımızı çalmakla kalmayıp düşünce dünyamızı da kendi istikametinde yönlendirme potansiyeline sahiptir bu minik yarı zeki -ama akıllı olmayan- cihazlar.</p>
<p>Şimdi kendi kendimize samimi olarak soralım:</p>
<p><em>Bu eşyalar mı bize ait, yoksa biz mi onlara? </em></p>
<p><em>Bu eşyalar mı bize hizmet ediyor yoksa biz mi onlara bakmak için hayatımızdan ödün veriyoruz? </em></p>
<p><em>Bu eşyalar mı bizim kölemiz yoksa biz mi onların?</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uyanıp silkinmek, doğru bilgiyi kuşanmak, sağlıklı düşünmek, gizli kölelikten kurtulmak ve sahiden özgür bir hayata doğru güçlü adımlar atmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm">Efendi ve Köle</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm#comments" thr:count="0" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm/feed/atom" thr:count="0" />
			<thr:total>0</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Kader ve Alışkanlıklar]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3713.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3713</id>
		<updated>2026-06-02T02:37:49Z</updated>
		<published>2026-06-02T02:37:37Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Kısa Kısa" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Kökeni Antik Roma&#8217;ya dayanan ünlü bir söz vardır: “Herkes kendi talihinin mimarıdır.” Bizde ise&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3713.htm">Kader ve Alışkanlıklar</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3713.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Kökeni Antik Roma&#8217;ya dayanan ünlü bir söz vardır:</p>
<p><em>“Herkes kendi talihinin mimarıdır.”</em></p>
<p>Bizde ise tam ters noktadan bakanlar var. Osmanlı Devleti döneminde ordu birliklerinin en önünde zırhsız olarak savaşan cesur süvari birlikleri vardı. “Deliler” olarak anılan bu teşkilatın meşhur sloganı, yaşadığım toplumda yaygın olan bir anlayışı güzel yansıtıyor:</p>
<p><em>“Meydanda kalırsam yazılsın taşa, </em></p>
<p><em>Kaderde ne varsa o gelir başa.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birbirinin tam zıddı şeyleri iddia eden iki bakış açısının da bu kadar yaygın olmasını neyle açıklayabiliriz? Peki, hangisi doğru?</p>
<p>İslam toplumunda kadercilik asırlar boyunca tartışılmıştır. Uzmanlık alanım olmadığı için bu konuya girmeyeceğim elbette. Ama insanların beden ve ruh sağlığı -mesleğim gereği- ilgi alanımdadır. Zaten ben de bu konuda birkaç şey söylemek isterim.</p>
<p>Hep olduğu gibi felsefe eczanesine başvuruyor ve Aristo’nun “altın orta” ilacını raftan alıyorum.</p>
<p>Birincisi, sınırsız özgürlüğe ve yetkilere sahip değiliz. Mesela, sonsuza kadar yaşayamaz ya da boyumuzu bir metre daha uzatamayız.</p>
<p>Diğer yandan bizim için esas önemli olan “başarı, beden sağlığı ve huzur” gibi şeyler yüksek oranda bizim çabalarımızın bir hediyesidir. Bu çabaların püf noktası ise bir kelimede saklıdır:</p>
<p>“Alışkanlıklar!”</p>
<p>Sadece yapabileceklerimizi ama düzenli olarak yapmak -yani alışkanlıklar- hayatımızdaki en önemli hedeflere ulaşmanın en etkili yoludur.</p>
<p>“<em>Durmadığın sürece ne kadar yavaş gittiğin önemli değil,”</em> demiş Konfüçyüs. “<em>İşlerin en iyisi, az da olsa devamlı olanıdır,</em>” diyen Hz. Muhammed meselenin önemini pekiştirmiştir.</p>
<p>Mesela, güne erken başlar, doğru hedef belirler, yazılı plan yapar, zamanı iyi değerlendirir ve  akıllı yöntemlerle çalışır; başarıya ulaşırız.</p>
<p>Doğal gıdalarla beslenir ve düzenli egzersiz yapar; beden sağlığımızı koruruz.</p>
<p>Doğru bilginin ışığında erdemli bir yaşam sürme çabasını alışkanlık haline getirir ve daha huzurlu oluruz.</p>
<p>İşte tam da bu durumu anlatan harika bir aforizmayla bitirelim. Matthias Alexander (1813-1852) diyor ki;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>“İnsanlar geleceklerine karar vermezler, alışkanlıklarına karar verirler. Ve alışkanlıkları da geleceklerine karar verir.” </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3713.htm">Kader ve Alışkanlıklar</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3713.htm#comments" thr:count="1" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3713.htm/feed/atom" thr:count="1" />
			<thr:total>1</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[Uçmayı Bilmiyorsan…]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3697</id>
		<updated>2026-05-27T07:23:18Z</updated>
		<published>2026-05-27T07:23:01Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Mizah" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>&#160; Şimdi sizlere farklı versiyonlarını okuduğum ve dinlediğim bir fıkranın minik revizyondan geçmiş halini sunacağım:&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm">Uçmayı Bilmiyorsan…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm"><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi sizlere farklı versiyonlarını okuduğum ve dinlediğim bir fıkranın minik revizyondan geçmiş halini sunacağım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Karga ile Eşek aynı uçakta seyahat ediyorlarmış. Daha yolculuğun ilk dakikalarında Karga sorun çıkarmaya başlamış. Mesela yemek servisini beğenmemiş, koltuğu rahatsız bulmuş, içeceklerden şikâyet etmiş… Hasılı her fırsatta hostesleri bunaltmış.</em></p>
<p><em>Servis bitince çağırma butonuna basmış Karga. Hostes gelip ne istediğini sorunca “Hiçbir şey,” yanıtını vermiş. </em></p>
<p><em>“Peki, niçin butona bastınız?”</em></p>
<p><em>“Gıcıklık olsun diye.”</em></p>
<p><em>Aradan birkaç dakika geçince aynı sahne tekrarlanmış. Yaşananları sessizce izleyen Eşek arkadaşının yaptıklarına özenmiş. Bir çılgınlık da o yapmak istemiş ve çağırma butonuna basmış. Hostes gelip de nedenini sorunca aynı yanıtı vermiş. </em></p>
<p><em>“Gıcıklık olsun diye…”</em></p>
<p><em>Artık sabrı tükenen görevli durumu kaptan pilota bildirince o da talimat vermiş:</em></p>
<p><em>“Atın ikisini de aşağıya!” </em></p>
<p><em>Talimat yerine getirilmiş. Binlerce metre yüksekten atılan Karga kanat çırpıp süzülmeye başlamış. Hemen ardından atılan Eşek hızla aşağı düşerken endişeyle arkadaşına bağırmış. </em></p>
<p><em>“Hey, ben uçamıyorum!”</em></p>
<p><em>Karganın yanıtı:   </em></p>
<p><em>“Birader, madem uçmasını bilmiyorsan niye gıcıklık yapıyorsun?”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyamız, uçmayı bilmediği halde gıcıklık yapan insanlarla dolu…</p>
<p>Filmlerdeki kabadayılara özenir, sokakta iyice tanımadığı insanlara sataşır; sopayı yiyince kendini hastanede bulur.</p>
<p>Özel sektörde çalışıyordur. Patronun kaba tavırlarına tolerans göstermez. Delikanlılık yapacağı tutar. Karşılık verdiğinde kendisini kapının önünde bulur. Sonunu düşünen kahraman olmaz, tamam ama pişman da olmaz.</p>
<p>Zengin yaşam sürenlerin gösterişli hayatına özenir, gidip marka kıyafetler satın alır; ama ay sonu geldiğinde kart borcunu denkleştirmekte zorlanır.</p>
<p>Her şeyden şikâyet eder bazıları. Yöneticilerden, sistemden, hizmetlerden, yasalardan… Çocuk bayramlarında yapıldığı gibi üst düzey yöneticilerin masalarına oturtun bu insanları ve sorun:</p>
<p><em>“Daha iyisi için senin planın ve projen nedir? Ve sen şimdiye kadar bu konuda neler yaptın?”</em></p>
<p>Eleştirirken çok şey bilen bu insanların -hayali de olsa- iş başa düştüğünde aslında bir önerileri yoktur. Mesela, “Bu ülkede yaşanmaz arkadaş,” diyenlerin bu ülkenin daha yaşanılır bir yer olması için elle tutulur bir şey yapmadığını göreceksiniz.</p>
<p>Cenap Şahabettin (1870-1934) insan karakterine dair harika bir analiz yapıyor: “Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız.”</p>
<p>Savaşları haberlerden izler, kahramanlık damarları kabarır bazı insanların. “İzin versinler gidip savaşayım,” der. Ama sahiden sefer söz konusu olduğunda yerinden bile kımıldamak istemeyecektir. Nereden mi biliyorum?</p>
<p>Amiral William H. McRaven&#8217;ın kitabına isim olmuş o ünlü sözü her zaman ilham verici gelmiştir bana:</p>
<p><em>“Dünyayı değiştirmek istiyorsanız işe yatağınızı toplayarak başlayın.”</em></p>
<p>Sahiden de yatağını bile düzeltmeden evden çıkan, ders dinlemeyen, ödevlerini yapmayan bir öğrenci dünyayı kurtaracağım diye sokak eylemlerine katılıyorsa samimi değildir.</p>
<p>Evde ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen, mesaiye zamanında gelmeyen, işini düzgün yapmayan adam oturup sohbet ederken dünyanın geleceğinden konuşuyorsa boşa zaman harcıyordur.</p>
<p>Güçlü olanın zayıfı ezdiği dünyamızda özgürlüğün ve onurlu bir yaşamın tek yolu ülkemizi güçlü kılmaktır; bunun yolu da çalışmak ve birlik içinde yaşamak…</p>
<p>“Vatan, millet, Sakarya,” diye gür sesle haykıranların daha güçlü bir ülke için neler yaptığına baktığınızda samimiyetlerinin ve dürüstlüklerinin düzeyini görebilirsiniz.</p>
<p>Sadece sokaklarda yürüyüş ve protestoların dünyadaki haksızlıkları çözmek için yeterli olmadığını hepimiz gördük.</p>
<p>Bu yazımızı da bir hekim ve aynı zamanda şair olan Abdülhak Molla&#8217;nın şu meşhur dizesiyle bitirelim:</p>
<p><em>Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;</em></p>
<p><em>Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.</em></p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm">Uçmayı Bilmiyorsan…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm#comments" thr:count="2" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm/feed/atom" thr:count="2" />
			<thr:total>2</thr:total>
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>Halil ÇIKRIKLAR</name>
							<uri>http://www.halilcikriklar.com</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[İlkel Beyin]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3688.htm" />

		<id>https://www.halilcikriklar.com/?p=3688</id>
		<updated>2026-05-21T03:16:54Z</updated>
		<published>2026-05-21T03:16:40Z</published>
		<category scheme="https://www.halilcikriklar.com/amp/" term="Kısa Kısa" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>  Hayvanları severim. Hele yavrular! Kedi yavrularının oynarken birbiriyle mücadelesi sevimli bir manzara olmakla birlikte&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3688.htm">İlkel Beyin</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></summary>

					<content type="html" xml:base="http://www.halilcikriklar.com/3688.htm"><![CDATA[<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Hayvanları severim. Hele yavrular!</p>
<p>Kedi yavrularının oynarken birbiriyle mücadelesi sevimli bir manzara olmakla birlikte beni düşündürüyor. Demek her canlının ruhunda var çatışma. Peki, neden?</p>
<p>“İlkel beyin” kavramı, 1960&#8217;lı yıllarda Amerikalı hekim ve nörobilimci Paul D. MacLean tarafından ortaya atılmıştır. Ben bu insanların anladığı şekilde bir evrime inanmıyorum. Ama “ilkel beyin” derken kast ettikleri, beyincik ve beyin sapından oluşan anatomik bölgenin varlığı bir gerçek.</p>
<p>Sadece insanlar değil, diğer canlılarda da bulunan beyin sapı ve beyincik, hayatta kalma dürtüsünden içgüdülere pek çok önemli fonksiyon üstlenir. Kendine bir rakip bulup mücadele etme hissi de bu özel bölgenin meziyetlerinden biridir mesela.</p>
<p>İktidar-Muhalif, Sağcı-Solcu, Milliyetçi-Batıcı, Seküler-Dindar, Alevi-Sunni tartışmaları yatışmışken aynı şeye inandığını iddia eden insanlar arasında son zamanlarda Gelenekselci-Mealci gibi gruplaşmalar ve bunun sonucu olan çatışmalar meşgul ediyor pek çok insanın gündemini.</p>
<p>Sözüm ona “diğeri” olarak sınıflandırdığı grubu eleştirerek kendi konumunu yüceltme çabası içine giriyor bazı insanlar. Muhatabını eleştirmek tepkiye davetiye çıkarıyor; karşılıklı tepkiler de tartışmaya ve çatışmaya…</p>
<p>Birilerinin ilkel beyin dediği anatomik bölgemiz kontrolü ele aldığında bu tür çatışmalar kaçınılmaz görünüyor. Birlik ve beraberliği bozarak toplumları zayıflatmak isteyen sinsi düşmanlar da insanların bu zaafını silaha dönüştürüyor.</p>
<p>Ama hayvanlardan farklı olarak insanoğlunun bilinçli düşünme merkezi var ki, tam donanımla kullanıldığında -savunma gibi zorunluluklar hariç- çatışmalardan uzak tutar bizi.</p>
<p>Mesela, Nietzsche (1844-1900), bunun için basit ama harika bir sır paylaşıyor:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>“Kendi yolunda giden, hiç kimseyle karşılaşmaz.”</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başkalarının yaptıklarını yorumlayarak –ya da eleştirerek- çatışmalara zemin hazırlamak zaman ve enerji kaybıdır. Bunun yerine kendi yapabileceklerimize odaklansak barış içinde yaşayabiliriz. Üstelik daha verimli bir hayatımız olur. Ve dünyaya daha çok şey katabiliriz bunu yapabildiğimizde.</p>
<p>Erdem ve hoşgörünün güzel hediyesi olan huzur içinde daha güzel günlere…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3688.htm">İlkel Beyin</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content>
		
					<link rel="replies" type="text/html" href="http://www.halilcikriklar.com/3688.htm#comments" thr:count="0" />
			<link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.halilcikriklar.com/3688.htm/feed/atom" thr:count="0" />
			<thr:total>0</thr:total>
			</entry>
	</feed>
