<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mizah arşivleri - Halil Çıkrıklar</title>
	<atom:link href="http://www.halilcikriklar.com/kategori/mizah/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.halilcikriklar.com/kategori/mizah/amp/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Aug 2026 11:46:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Ya Tutarsa?</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3854.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3854.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 04:33:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3854</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısında oturmuş kap kacak yıkamaktadır. Bu durumu görenler merakla izlemeye başlar.&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3854.htm">Ya Tutarsa?</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><em>Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısında oturmuş kap kacak yıkamaktadır. Bu durumu görenler merakla izlemeye başlar. İçlerinden biri dayanamayıp sorar: </em></p>
<p><em>“Hocam, ne yapıyorsun?”  </em></p>
<p><em>“Göle yoğurt mayalıyorum.” </em></p>
<p><em>“Aman Hocam! Göl maya tutar mı?” </em></p>
<p><em>“Aslında ben de biliyorum tutmayacağını ama ya tutarsa!” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine bilindik bir fıkrayla karşınızda olduğum için beni yadırgamazsınız umarım. Çünkü hiç eskimeyecek bir mesajı var bu fıkranın.</p>
<p>Nasreddin Hoca, sekiz asır önce yaşadığı düşünülen bir filozof. Biz onu mizah yönüyle tanıyoruz en çok ama mizahın da zekâ ve donanım gerektirdiğini unutmayalım.</p>
<p>Hocayı seviyor, yaptıklarına gülüyoruz. Gülmemizin pek çok nedeni var. Beklemediğimiz sonuçlar, gerçek gibi görünen ama aykırı yanıtlar güldürüyor bizi.</p>
<p>Gerçeklikten minik bir kırıntı bulundursa da bir kaşık yoğurdun koca gölü mayalayıp tonlarca yoğurda dönüştürmeyeceğini biliyoruz mesela.</p>
<p>Bizi güldüren şeylerden birisi de bu üstünlük hissidir aslında. Böyle bir saçmalığa inanıp komik duruma düşmeyeceğimiz için kendimizi iyi hissederiz. Minik bir gurur da saklıdır bu durumda. Peki, biz sahiden hiç göle maya çalmıyor muyuz?</p>
<p>Bize mutluluk getirmeyeceğini bile bile gece gündüz çalışıp –ihtiyacımızdan fazla- biriktirdiklerimiz…</p>
<p>Bizi mutlu etmeyeceğini bile bile lüks ve konfor arayışımız…</p>
<p>Daha iyi hissettirmediğini bile bile sosyal medyata tükettiğimiz zaman…</p>
<p>Bir neticeye varmayacağını bile bile sürdürdüğümüz tartışmalar…</p>
<p>Yalan, dedikodu ve iftirayla kendisine sosyal bir çevre yaptığını sananlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hoca’nın olmayacak bir şey için küçük de olsa bir efor sarf etmesini yadırgıyoruz. Diğer yandan elde edemeyeceğimiz şeyler için bizim feda ettiklerimiz çok daha büyük değil mi?</p>
<p>Piyangoya yüz lira yatırıp yüz bin lira kazanmayı umanların yaptığı şey farklı mı?</p>
<p>Akşam haberlerini dinlerken duyduğu üç beş şeyle dünyayı kurtaracak bir siyasetçi olduğunu sananlara ne demeli?</p>
<p>Peki ya üç beş kitap okumakla filozof olduğunu sananlar?</p>
<p>Bir dilim keki reddettiği için form kazanacağını düşünenler…</p>
<p>Dilenciye on lira verince dünyanın fakirlikten kurtulacağını umanlar…</p>
<p>Peki ya din simsarlarının kurbanları? Özel mekânlarında zaman geçirip şeyhin elini öptüğünde sonsuz hayatta büyük mükafatlarla ödüllendirileceğini umanlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gözünüzü açtığınızda göle maya çalmaya çalışan çokça insan göreceksiniz. Yani aslında güleriz ağlanacak halimize!</p>
<p>Kalın farkındalıkla, bilgelikle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3854.htm">Ya Tutarsa?</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3854.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halep Oradaysa Arşın Burada</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3830.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3830.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 04:09:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3830</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Telaffuzundaki ahenk bir yana çarpıcı tespiti nedeniyle değerli bulduğum bir deyimden bahsetmek istiyorum. Eskilerden&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3830.htm">Halep Oradaysa Arşın Burada</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Telaffuzundaki ahenk bir yana çarpıcı tespiti nedeniyle değerli bulduğum bir deyimden bahsetmek istiyorum. Eskilerden kalmış olsa da günümüzün yaygın hastalıklarına ışık tuttuğu için eskimeyen bir tabir…</p>
<p><em>“Kerameti kendinden menkul…” </em></p>
<p>Olağanüstü özellikleri ve yetenekleri olduğunu iddia eden ancak bunun için elle tutulur bir delil sunamayan kişileri tanımlamak için kullanılır bu ifade.</p>
<p>Hakikat, sade ve gösterişsizdir. Ama yalanlarını gerçek diye yutturmak isteyen üçkâğıtçılar sözün gücüne güvenmeyince söyleyeni abartma yolunu seçmektedirler. Gizemlerle süslenmiş ve şişirilmiş bir kısım insanlar, aklını kullanmaktan imtina eden güruhu hipnotize etme gücüne sahip olabilmektedir.</p>
<p>“İnsanlar artık gerçeği aramıyor; kendilerine en rahat gelen yalanı takip ediyor,” demiş Nietzsche (1844-1900). Sahiden de oturup gizemli masallar dinlemek, okumak ve hakikati araştırmaktan daha eğlenceli görünüyor bazı insanlara. Mesela:</p>
<p><em>“Şeyh Uçan Efendi, uçarak hacca gitmiş.” </em></p>
<p>Bunu söyleyen kim?</p>
<p>Müridi, Atan Efendi…</p>
<p>Doğru dediği ne belli?</p>
<p><em>“O şeyhin en sadık müritlerinden biri olması yetmez mi?”</em></p>
<p>Bozacının şahidi şıracı, misali…</p>
<p>Peki, çok mu önemli bu mesele?</p>
<p>Kanaatimce çok önemli, çünkü bir sürü de “Yutan Efendi” var!</p>
<p>“Eleştirel düşünceden yoksun bir toplum, her türlü şarlatanın kolay avıdır,” diyor Carl Sagan (1934-1996). Karınca kadar şüpheli bilgiyle fikir sahibi olanlar, önlerine fil kadar somut delil konulsa da ilk görüşlerini kolay kolay değiştirmiyorlar. Eric Hoffer’ın ifadesiyle “beyni sertleşmiş” bu insanlara hakikati anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilindik bir deyimin eskilere dayanan tanıdık hikâyesi…</p>
<p><em>Palavracının biri kendisini övmek için sürekli atıp tutarmış. Etrafındakiler de eğlenmek için dinlermiş. Bir seferinde Halep’teyken on arşın mesafeye kadar atladığını iddia edince dinleyenlerden biri dayanamamış ve sorgulamaya karar vermiş:</em></p>
<p><em>“Eğer bu doğruysa şimdi de atla görelim!” </em></p>
<p><em>Bir arşının yaklaşık 68 santim olduğunu hesaba katınca toplamda altı yedi metrelik bir mesafeden bahsediyoruz. </em></p>
<p><em>Zor durumda kalan iddia sahibi “Ama ben Halep’teyken on arşın mesafeye atlamıştım,” deyince sorgulayan adam şu cevabı vermiş:</em></p>
<p><em>“Halep oradaysa arşın burada!”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ormanda Alaaddin’in Sihirli Lambasını bulan şaşkın adam gibiyiz. Lambadan çıkan cinden üç dileğimiz vardır. Büyük bir villa, önünde lüks bir otomobil ve bir de bankadaki hesabımızda bir milyon dolar…</p>
<p>Her şey cinin bir parmak şaklatmasına bağlıdır. Sorun şu ki, bu dileklerimizin gerçekleştiğinden emin olmak için şehre gitmemiz gerekir. Kandırıldığımızı anladığımızda ise artık çok geçtir. Ormana geri dönsek de cin orada değildir…</p>
<p>Garanti belgesi olmadan elektrikli süpürge bile almayan insanların sorgulamadan peşinden koştukları şarlatanlara güvenerek bir ömrü hatta sonsuz bir hayatı riske atması üstünde uzun uzun düşünmeye değer bir meseledir.</p>
<p>Etrafında sorgulamadan inanan bir güruh bulunca bol keseden atanlar, aklını kullanıp sorgulayan bir adamla karşılaşınca bocalıyorlar. Verecek cevap bulamayınca öfkelenip hakaret ve iftiralara başvuruyorlar. Oysa birkaç dakika önce erdemden bahsediyorlardı!</p>
<p>“Bir gerçeği görmezden gelebilirsiniz. Ama görmezden geldiğiniz gerçeğin sonuçlarını görmezden gelemezsiniz,” diyor Ayn Rand (1905-1982).</p>
<p>Dikkat edin! Gizemle süslenmiş, abartılı hikâyelerle şişirilmiş insanların kalabalık kitleleri uyutmak ve paralarını almak dışında pek marifetleri yoktur. Geçmişin masallarını anlatırken henüz gelmemiş geleceğe dair aklın sınırlarını zorlayan iddialarda bulunuyorlar. Ne de olsa bugün kendilerini sorumluluk altında tutmuyor bu kehanetler.</p>
<p>Ama bu -sözüm ona- sıra dışı adamlar insanlığın en bilindik sorunlarını çözmeye yanaşmıyorlar. Denemesi bedava!</p>
<p>Madem biz fanilerin sahip olmadığı üstün güçleri var bu adamların, çıksın sokağa ve en yaygın meselelere el atsınlar. Anlamsızlık girdabında boğulan gençlere ışık olsunlar. Mesela, şiddeti önlesinler. Birkaç müridi dışında kimseye görünmeden uçabilen bu insanlar mesela gitsin Netanyahu gibi zalimleri durdursun.</p>
<p>Güzel olmaz mıydı?</p>
<p>Halep oradaysa arşın burada!</p>
<p>Şems-i Tebrizi&#8217;nin bir sözü var: “Aşk gönül işidir, akıl işi değil.” Sahiden de aşk, aklın devre dışı kaldığı kontrolsüz, abartılı ve sonu çoğu kez hüsranla biten bir sevgi türüdür.</p>
<p>Adamın şöhretine tumturaklı bir söz de eklenince sorgulamayan kitleleri etkilemesi muhtemeldir. Bu tabiri inanç meselesine uyarlayanlar “İnanmak gönül işidir, akıl işi değil,” diyerek daha yolun başında aklı ipotek altına alıyorlar. Böylece kitleleri en değerli hazineleri olan aklı kullanmaktan uzak tutmaya çalışıyorlar.</p>
<p>“Alan memnun, veren memnun. Sen ne karışıyorsun?”</p>
<p>Mesele ciddi değerli dostlar!</p>
<p>“Sizi saçmalıklara inandırabilenler size katliam yaptırabilirler,” demiş Voltaire (1694-1778). Sahiden de yakın ve uzak tarih bunun örnekleriyle doludur.</p>
<p>Güvenilirliğiyle ün salmış markaların amblem ya da ambalajlarını kullanan ama içine sahte ürün yerleştiren düzenbazlar var malum. Ama bundan daha tehlikelisi, güven telkin eden kavramları referans gösterirken içini yalan dolanla doldurdukları inanç ve ideolojileri pazarlayarak kitleleri peşinden sürükleyenlerdir.</p>
<p>Deniz suyunun tuzlu olduğunu anlamak için tüm denizi içmemiz gerekmiyor. Hakikatten uzaklaşıp gizemle insanları büyülemeye çalışanların şimdiye kadar yaptıklarını gördükten sonra aynı hatalara düşmek akıl kârı değildir.</p>
<p>Okumak, düşünmek, sorgulamak, araştırmak, kesin olmayan bilgiden uzak durmak, bilmediğin şeyin ardından gitmemek gibi ilkeler şimdiye kadar kimseyi hüsrana uğratmamıştır.</p>
<p>İhtiyacımız olan şey, hakikattir. Dekart gibi masamızın üstünü temizleyip sıfırdan başlamalı, tüm şüpheli şeyleri bir kenara bırakmalı ve tartışmasız gerçek bilgilerle yola çıkmalıyız.</p>
<p>Güvenilir bilgilerin üstünde inşa ettiğimiz sağlıklı düşünceler bizi hakikate ulaştırır; hakikat erdeme ve erdem de daha güzel bir hayata.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3830.htm">Halep Oradaysa Arşın Burada</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3830.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Marifet Kavuktaysa…</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3808.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3808.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 04:44:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3808</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Nasreddin Hoca cami avlusunda dostlarıyla sohbet ederken bir adam yaklaşır ve elindeki mektubu uzatır:&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm">Marifet Kavuktaysa…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><em>Nasreddin Hoca cami avlusunda dostlarıyla sohbet ederken bir adam yaklaşır ve elindeki mektubu uzatır:</em></p>
<p><em>“Hocam, şu mektubu okuyuver.” </em></p>
<p><em>Hoca, mektuba şöyle bir göz atar ve adama döner:</em></p>
<p><em>“Evladım, bu mektup Farsça yazılımış ama ben Farsça bilmiyorum.”  </em></p>
<p><em>Adam öfkelenir:</em></p>
<p><em>“Sen nasıl hocasın? Kafandaki şu kocaman kavuktan utan!”</em></p>
<p><em>Hoca sakince yerinden kalkar ve kafasındaki kavuğu çıkarıp davetsiz misafirin kafasına geçirir:</em></p>
<p><em>“Marifet kavuktaysa buyur sen oku.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendi görev ve sorumluluklarını unutup başkalarından kusursuz hizmet bekleyen insanlar her asırda var.</p>
<p>Çocuğunu teslim ettiği öğretmenden abartılı beklentileri vardır mesela bazılarının. Çocuğu başarılı olmadığında eğiticileri suçlamak kolaydır. Oysa esas eğitim evde -yani ebeveynle- başlar.</p>
<p>Hasta olduğunda doktordan kusursuz hizmet bekleyenler için de durum farksızdır. Doktor olmak her hastalığı tedavi etme garantisi sunmaz kimseye. Ve en önemli hekim insanın kendisidir. Hiçbir hekim bir insana kendi çabalarından daha değerli sağlık hizmeti sunamaz.</p>
<p>Yöneticileri eleştirmek bir diğer yaygın örnektir. İddialarında haklı olanlar vardır ama sorun şu: Bu eleştiriler işe yaramaz. Yapmak zor, yapılanı eleştirmek kolaydır. Sabahtan akşama kadar eleştirenlere en güzel yanıt Nasreddin Hoca’nın kavuk hikâyesinden aldığım derstir.</p>
<p>“Daha iyisini biliyorsan ne duruyorsun?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Okuma yazma oranının çok düşük olduğu eski zamanlarda insanlar mektuplarını bilenlere okuturlardı. Burada mektubu okuyana güvenmek gibi bir risk söz konusudur. Zira okuma yazma bilenlerin sizi aldatma ihtimali vardır.</p>
<p>İnsanı insan yapan şeyin beden dediğimiz et yığınından çok içindeki görünmez cevher yani ruh olduğunu unutuyoruz. Bazıları daha da ileri gidiyor, bedeni örten insan yapımı kıyafetlerin şekline bakarak insana değer biçme hatasına düşüyor. Bu yanılgının en vahim sonucu, kıyafetine bakıp bir insanın yol gösterecek donanımlı bir rehber olduğunu düşünmektir.</p>
<p>İş kılık kıyafete kalırsa bir kostüm tasarımcısı en cahil insanı bile allameye dönüştürebilir. Dış görünüşüne bakıp güvendiği insanın her söylediğini -sorgulama ihtiyacı duymadan- doğru kabul eden güruh ise dünyadaki en büyük felaketlerin nedeni olmuştur çoğu kez. Haksız yere bir adamı linç etmekten tutun binlerce insanın öldüğü savaşlara varıncaya kadar pek çok kitlesel harekette bunun örneklerini görebilirsiniz.</p>
<p>“Liderler tehlikeli değildir,” diyor İran’lı filozof Ali Şeriati (1933-77). “Asıl tehlike her şeye inanan, sorgulamayan ve menfaatleri uğruna her şeye sessiz kalan kişilerdir.”</p>
<p>İnsanlar okuma yazma bilse de danışmayı seviyor. Çünkü okumak zahmetli bir iştir. Konuşmanın bedava olduğu dünyada sormanın ciddi bir külfeti yoktur. Fakat okumak ve gerçeği araştırmanın külfetinden kurtularak kârlı çıktığını sanan insan bir ömrü hatta sonsuz bir hayatı riske atar farkına varmadan.</p>
<p>Bilinçli insanlara düşen görev, kolları sıvamak, hakikati bizzat ve en güvenilir kaynaklardan araştırmaktır.</p>
<p>Uyanan, kendine gelen, ne olduğunu hatırlayan ve nasıl yaşaması gerektiği üstünde düşünenlerin saflarına katılmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3808.htm">Marifet Kavuktaysa…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3808.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üslûb-u Beyan Ayniyle İnsan</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3773.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3773.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 05:46:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3773</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İster fabl deyin ister fıkra… Komik olmasının ötesinde en yaygın hastalıklarımızdan birisini gözleri önüne&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm">Üslûb-u Beyan Ayniyle İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>İster fabl deyin ister fıkra…</p>
<p>Komik olmasının ötesinde en yaygın hastalıklarımızdan birisini gözleri önüne süren çarpıcı bir sahne paylaşacağım şimdi sizinle:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Koyun hendeğin üstünden atlarken istemeden de olsa kuyruğu havaya kalkar. Bu sırada hemen arkasında bulunan keçi bu kısacık zaman zarfında her şeyi görmüştür.</em></p>
<p><em>Tiz sesiyle gülen keçiye bunun nedenini sorar koyun. Zıpır hayvan gördüğü manzaradan bahseder. </em></p>
<p><em>Koyun sadece susar. Zira keçinin kuyruğu hep havadadır…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız,” demiş Cenap Şahabettin (1870-1934).</p>
<p>Ne zaman birini eleştirecek olsam şu fıkradaki keçinin içine düştüğü sahne canlanır gözümün önünde. Gençliğimde daha sık yaptığım bu tür hatalar için binlerce kez pişman olurum.</p>
<p>Yuhanna İncili&#8217;nde anlatılan meşhur kıssayı duymuşsunuzdur:</p>
<p>Zina yaptığı iddia edilen bir kadın, Hz. İsa&#8217;’nın huzuruna getirilir ve şeriat kanunlarına göre taşlanması gerektiği söylenir. Hz. İsa şu cevabı verir:</p>
<p><em>“Aranızda günahsız olan kimse ilk taşı o atsın!”</em></p>
<p>Bu sözün ardından kalabalıktaki herkes ellerindeki taşları bırakır ve oradan ayrılır.</p>
<p>Başkalarını yargılamadan önce kendi hatalarımızla yüzleşmemiz gerektiğini hatırlatan harika bir ders vardır burada.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yoğun bir şekilde araştırdığım, sorguladığım, okuduğum, düşündüğüm ve yazdığım yirmi yıllık dönemde tespit ettiğim bazı önemli şeyler var:</p>
<p>Birincisi, insanoğlunun en asil ve en özel yeteneği, düşünmektir. “En mutlu insan, akıl yürütme işlevini yerine getiren insandır,” demiş Aristoteles (MÖ 384 – MÖ 322).</p>
<p>İkincisi, düşüncelerimizi belirleyen verilerin depolandığı beyin muhteşemdir.</p>
<p>Üçüncüsü, beyin dediğimiz makine muhteşemdir ama mükemmel değildir. Yani yanlış düşünceler üretme potansiyeline sahiptir bu müthiş bilgisayar. Aileden sosyal çevreye, filmlerden kitaplara beynimize doldurduğumuz veriler düşüncelerimizin şeklini belirliyor. Yanlış bilgilerden algı kusurlarına pek çok şey yanlış düşüncelere sevk edebiliyor bizi.</p>
<p>Dördüncü önemli tespitim: Dünyadaki en önemli sorunların hemen hepsinin kaynağı insanoğlunun yanlış düşünceleridir.</p>
<p>Ve beşincisi…</p>
<p>Dünyadaki en zor işlerden birisi, yanlış düşünen bir insanın kendisinin bunu tespit edebilmesidir.</p>
<p>Yanlış düşüncenin neticesi olan ruhsal hastalıklar AIDS gibidir. İzninizle açıklayayım: Vücudumuz mikroplarla karşılaşınca savunma hücrelerimiz ilk müdahaleyi yapar. Ama AIDS hastalığına neden olan virüs doğrudan savunma hücrelerini hedef aldığı için bağışıklık sistemimizi çökertir.</p>
<p>Düşünce merkezimiz arıza yaptığında aynı çıkmazla karşı karşıyayız: Bunu tespit edecek mekanizma olan düşünce merkezinin kendisi arızalıdır çünkü.</p>
<p>Komplo deşifre olduğunda komplo olmaktan çıkar. Düşünce hatalarımızı tespit etmenin zor olduğunu bilmek, her düşüncemizin hatalı olma potansiyeli taşıdığını hatırlatır bize.</p>
<p>“Belki de kesin olan tek şey, hiçbir şeyin kesin olmadığıdır,” demiş Felsefenin babası Dekart.</p>
<p>Algı, duygu ve yargılarımızın eseri olan tüm bilgi ve düşüncelere şüpheyle yaklaşmak iyi bir başlangıç noktasıdır. Çünkü en büyük hatalarımızdan birisi yargılarımızı bilgi sanmaktır. Sıklıkla unuttuğumuz bir gerçek ise; algı ve duygularımızın her zaman yanılma potansiyeline sahip olduğudur.</p>
<p>Bizi rahatsız eden, sorunlara çözüm üretmeyen, hayatımızı kolaylaştırmayan her düşünceyi objektif bir şekilde analiz etmek bizi hakikate yaklaştıracaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bildiğinden kesin bir şekilde emin konuşan insanlara dikkat edin! Bu güven duygusu bilgeliğin değil daha çok cehaletin eseridir.</p>
<p>Tüm sermayemiz, uçsuz bucaksız bilgi deryasından bir katre… Öyleyse bu gurur, bu kibir niye?</p>
<p>Sokrat’ın mütevazı tutumunu hatırlayın: “Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir,” diyor filozof.</p>
<p>Hele bir de işin içine iftira, hakaret ve tehdit karıştıranlar…</p>
<p>Birisi bize iltifat ettiğinde “O sizin güzelliğiniz,” deriz. İçinde güzellikler olan güzel görür çünkü.</p>
<p>Birisi hakaret ettiğinde de aynı şey geçerlidir. Sokakta yürürken delinin biri bize deli dedi diye üzülmeyiz. Kötü söz daha çok sahibi hakkında fikir verir bize.</p>
<p>Sahiden öyle değil midir?</p>
<p>Etrafındaki insanlara en çok hakaretler yağdıran insanlara bir bakın. Şu vecizenin ne kadar da gerçek olduğunu göreceksiniz. Bu huzursuz insanların tedavisi zordur ama dinleyenlere bir önerim var:</p>
<p>Hayatımızdaki en özel kavramlardan biri olan erdemden bahsederken başkalarına hakaret eden insanların kendisiyle düştüğü çelişkiye dikkat edin!</p>
<p>Çünkü hakaret etmek gibi erdemsiz bir tavır sergileyenler yalan da söyleyebilir, iftira da atabilir.</p>
<p>Kimsenin ağzı torba değil ki, büzesin. Ama dinlememek gibi bir özgürlüğümüz var. Hakaretlerden incinecek yerde söyleyene ayna tutmak güzel bir seçenektir. “Kusur arıyorsan, tüm aynalar senin,” demiş Celaleddin Rumi (1207-1273).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üslûb-u beyan ayniyle insan…</p>
<p>Bu vecize Fransız yazar Georges-Louis Leclerc de Buffon (1707–1788) tarafından ifade edilen “Üslup insanın ta kendisidir,” sözüne dayanır. İfade biçimimiz, seçtiğimiz kelimeler ve tavrımız; karakterimizi, iç dünyamızı ve kalitemizi yansıtır.</p>
<p>Hakikatin dili sade ve temizdir; süslemeye de hakaretlerle çirkinleştirmeye de ihtiyacı yoktur. Bu türden makyajlar olmadan ifade edemediğimiz düşüncelerimizi sorgulamaya başlasak iyi olur.</p>
<p>Duygulardan arınmış saf bilginin -yani hakikatin- ışığında daha aydınlık yarınlara…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3773.htm">Üslûb-u Beyan Ayniyle İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3773.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peşin Parayı Görünce…</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3758.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3758.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 06:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3758</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Nasreddin Hoca komşusundan ödünç para almış ama ödeme zamanı geldiğinde borcunu denkleştirememiş. Alacaklısı kapıya&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm">Peşin Parayı Görünce…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Nasreddin Hoca komşusundan ödünç para almış ama ödeme zamanı geldiğinde borcunu denkleştirememiş. Alacaklısı kapıya dayanınca Hoca şu açıklamayı yapmış:</em></p>
<p><em>“Bak komşu. Şu kapının önüne çalı ektim. Baharda bu çalılar büyüyecek. Buradan geçen koyunların yünleri çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım, eğirip ip yapacağım. Bu iplerden ördüğüm kazakları götürüp pazarda satacağım. Kazandığım parayla da sana olan borcumu ödeyeceğim.”</em></p>
<p><em>Hoca’nın her zamanki gibi nükte yaptığını sanan komşusu gülmeye başlamış. “Âlem adamsın Hoca!” demiş.</em></p>
<p><em>Bunun üzerine Hoca’nın yanıtı:</em></p>
<p><em>“Ah komşu ah… Peşin parayı görünce nasıl da gülüyorsun!”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Şaka bir yana pek çok konuda aceleciyiz. Trafikte bizi yavaşlatan şoföre kızarız. Markette sıra beklerken işleri uzatan yaşlı teyzeye kızarız.</p>
<p>Sınavlara girer, sonuçları sabırsızlıkla bekleriz. Daha kayıt yaptırdığımız gün okulun biteceği günlerin hayalini kurarız. Maaşımıza gelecek zammın açıklanacağı günü iple çekeriz.</p>
<p>Dikkat edin!</p>
<p>Tüm bu sabırsızlıklarımızda sonuç çoğu kez bizim elimizde değildir. Oysa tüm bu saydıklarımdan çok daha önemli bir şey var ve burada kontrol bizdedir:</p>
<p><em>Sadece bir kez hediye edilen ve telafisi olmayan bu hayatı olabilecek en harika şekilde yaşamak için harekete geçmek!</em></p>
<p>Mazeretlerin ardına sığınmadan, ertelemeden, ötelemeden, hemen, şimdi…</p>
<p>Her sabah uyandığımızda hayatımızdaki önemli şeyleri hatırlatacak ve bizi motive edecek bir slogan hazırlamak…</p>
<p>Sabah güneş doğmadan uyanmak, kahvemizi içerken sloganımızı okuyup yenilenmek, günlük tutmak, yazılı plan yapmak…</p>
<p>İşe -ya da okula- gittiğimizde hep tetikte olmak, yaşam kalitemizi düşürecek her şeyden uzak durmak, yaşadığımız her saniyenin hakkını vermek…</p>
<p>Harika insanlarla vakit geçirirken ömür törpüsü olanlardan nazikçe uzaklaşmak…</p>
<p>Daha güzel bir dünya için minik de olsa bir adım atmak; yaptığımız işi hatta hobilerimizi yaşam amacımızın bir parçası haline getirmek; böylece anlamlı ve huzurlu bir yaşam sürmek…</p>
<p>Fırsat buldukça sessiz doğada yürüyüşe çıkmak, bu sırada dinlendirici bir müzik dinlemek…</p>
<p>Ağır gıdalar gibi bedenimizi yoran; anlamsız tartışmalar gibi ruhumuzu yoran şeylerden uzak durmak…</p>
<p>Huzur içinde kafamızı yastığa koyup beş altı saatlik uykuyla yetinmek…</p>
<p>Ertesi gün dinlenmiş bir halde uyanıp bu güzel ritüeli tekrarlamak… Ve sonraki gün…</p>
<p>Ertelediğimiz tüm güzel şeyleri sırayla hayata geçirmek…</p>
<p>O hep istediğimiz enstrümanı çalmayı artık öğrenmek…</p>
<p>Mesela, anılarımızı artık yazmaya başlamak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne dersiniz?</p>
<p>Bunun için önümüzde bir engel var mı?</p>
<p>Peki, neredeyse kimsenin itiraz edemeyeceği böyle bir hayata adım atmak için bizi durduran nedir?</p>
<p>Farkındalıkla, aydınlanmayla, bir an önce harekete geçip hayatını bir sanat eserine dönüştürenlerin arasına katılmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3758.htm">Peşin Parayı Görünce…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3758.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendi ve Köle</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3733.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3733.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 06:22:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3733</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Kaynakların yazdığına göre; Diyojen (MÖ 412 &#8211; MÖ 323) hayatının bir döneminde korsanlar tarafından&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm">Efendi ve Köle</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Kaynakların yazdığına göre; Diyojen (MÖ 412 &#8211; MÖ 323) hayatının bir döneminde korsanlar tarafından esir alınmış ve köle olarak satılmak üzere açık artırmaya çıkarılmıştır. </em></p>
<p><em>O devirlerde kölelerin iyi fiyata satılabilmesi için potansiyel alıcılara becerilerini göstermeleri isteniyormuş. Diyojen&#8217;e hangi konuda yetenekli olduğu sorulunca şu yanıtı vermiş:</em></p>
<p><em>“İnsanları yönetmekte…”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anekdottaki ince mizahı sezmişsinizdir. Bir zengin efendi kendine köle satın almak istiyor ama köle aslında zengin adamı yönetmeye -yani onun efendisi olmaya- talip görünüyor.</p>
<p>Bu paradoks yüzümde hafif bir tebessüm oluştururken zihnimde derin düşüncelere neden oluyor. Diyojen’i köle diye satanları ve satın alanları hatırlamıyoruz bile. Ama bu köle -Diyojen- pek çok insanın hayatını yönlendirme potansiyeline sahiptir, öldükten sonra bile…</p>
<p>Aradan asırlar geçti ve değişmeyen bir şey var: Kendisine köle diye efendi satın almaya devam ediyor insanlar.</p>
<p>Lüks yaşama özenen adam gösterişli bir villa satın alırken bahçe bakımından temizliğine bir sürü masrafı göze almış oluyor.</p>
<p>Pahalı otomobillere para yatıranlar için durum daha da vahim. Bu yüksek meblağı temin etmek için ne kadar süre çalışması gerektiğini bir yana bırakıyorum; aracın periyodik bakımından vergisine bir sürü gereksiz yükün altına giriyorlar.</p>
<p><em>“Bir şey satın aldığınızda ödemeyi parayla değil, o parayı kazanmak için yaşamınızdan harcadığınız zamanla yaparsınız,”</em> demiş Jose Mujica.</p>
<p>İşimizi kolaylaştırsın diye satın aldığımız akıllı telefonlar ise en tehlikeli efendi kölelerdir. Bu cihazlar adeta yaşantımızı kendi programları doğrultusunda yönetmektedir. Zamanımızı çalmakla kalmayıp düşünce dünyamızı da kendi istikametinde yönlendirme potansiyeline sahiptir bu minik yarı zeki -ama akıllı olmayan- cihazlar.</p>
<p>Şimdi kendi kendimize samimi olarak soralım:</p>
<p><em>Bu eşyalar mı bize ait, yoksa biz mi onlara? </em></p>
<p><em>Bu eşyalar mı bize hizmet ediyor yoksa biz mi onlara bakmak için hayatımızdan ödün veriyoruz? </em></p>
<p><em>Bu eşyalar mı bizim kölemiz yoksa biz mi onların?</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uyanıp silkinmek, doğru bilgiyi kuşanmak, sağlıklı düşünmek, gizli kölelikten kurtulmak ve sahiden özgür bir hayata doğru güçlü adımlar atmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3733.htm">Efendi ve Köle</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3733.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uçmayı Bilmiyorsan…</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3697.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3697.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 07:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3697</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Şimdi sizlere farklı versiyonlarını okuduğum ve dinlediğim bir fıkranın minik revizyondan geçmiş halini sunacağım:&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm">Uçmayı Bilmiyorsan…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi sizlere farklı versiyonlarını okuduğum ve dinlediğim bir fıkranın minik revizyondan geçmiş halini sunacağım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Karga ile Eşek aynı uçakta seyahat ediyorlarmış. Daha yolculuğun ilk dakikalarında Karga sorun çıkarmaya başlamış. Mesela yemek servisini beğenmemiş, koltuğu rahatsız bulmuş, içeceklerden şikâyet etmiş… Hasılı her fırsatta hostesleri bunaltmış.</em></p>
<p><em>Servis bitince çağırma butonuna basmış Karga. Hostes gelip ne istediğini sorunca “Hiçbir şey,” yanıtını vermiş. </em></p>
<p><em>“Peki, niçin butona bastınız?”</em></p>
<p><em>“Gıcıklık olsun diye.”</em></p>
<p><em>Aradan birkaç dakika geçince aynı sahne tekrarlanmış. Yaşananları sessizce izleyen Eşek arkadaşının yaptıklarına özenmiş. Bir çılgınlık da o yapmak istemiş ve çağırma butonuna basmış. Hostes gelip de nedenini sorunca aynı yanıtı vermiş. </em></p>
<p><em>“Gıcıklık olsun diye…”</em></p>
<p><em>Artık sabrı tükenen görevli durumu kaptan pilota bildirince o da talimat vermiş:</em></p>
<p><em>“Atın ikisini de aşağıya!” </em></p>
<p><em>Talimat yerine getirilmiş. Binlerce metre yüksekten atılan Karga kanat çırpıp süzülmeye başlamış. Hemen ardından atılan Eşek hızla aşağı düşerken endişeyle arkadaşına bağırmış. </em></p>
<p><em>“Hey, ben uçamıyorum!”</em></p>
<p><em>Karganın yanıtı:   </em></p>
<p><em>“Birader, madem uçmasını bilmiyorsan niye gıcıklık yapıyorsun?”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyamız, uçmayı bilmediği halde gıcıklık yapan insanlarla dolu…</p>
<p>Filmlerdeki kabadayılara özenir, sokakta iyice tanımadığı insanlara sataşır; sopayı yiyince kendini hastanede bulur.</p>
<p>Özel sektörde çalışıyordur. Patronun kaba tavırlarına tolerans göstermez. Delikanlılık yapacağı tutar. Karşılık verdiğinde kendisini kapının önünde bulur. Sonunu düşünen kahraman olmaz, tamam ama pişman da olmaz.</p>
<p>Zengin yaşam sürenlerin gösterişli hayatına özenir, gidip marka kıyafetler satın alır; ama ay sonu geldiğinde kart borcunu denkleştirmekte zorlanır.</p>
<p>Her şeyden şikâyet eder bazıları. Yöneticilerden, sistemden, hizmetlerden, yasalardan… Çocuk bayramlarında yapıldığı gibi üst düzey yöneticilerin masalarına oturtun bu insanları ve sorun:</p>
<p><em>“Daha iyisi için senin planın ve projen nedir? Ve sen şimdiye kadar bu konuda neler yaptın?”</em></p>
<p>Eleştirirken çok şey bilen bu insanların -hayali de olsa- iş başa düştüğünde aslında bir önerileri yoktur. Mesela, “Bu ülkede yaşanmaz arkadaş,” diyenlerin bu ülkenin daha yaşanılır bir yer olması için elle tutulur bir şey yapmadığını göreceksiniz.</p>
<p>Cenap Şahabettin (1870-1934) insan karakterine dair harika bir analiz yapıyor: “Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız.”</p>
<p>Savaşları haberlerden izler, kahramanlık damarları kabarır bazı insanların. “İzin versinler gidip savaşayım,” der. Ama sahiden sefer söz konusu olduğunda yerinden bile kımıldamak istemeyecektir. Nereden mi biliyorum?</p>
<p>Amiral William H. McRaven&#8217;ın kitabına isim olmuş o ünlü sözü her zaman ilham verici gelmiştir bana:</p>
<p><em>“Dünyayı değiştirmek istiyorsanız işe yatağınızı toplayarak başlayın.”</em></p>
<p>Sahiden de yatağını bile düzeltmeden evden çıkan, ders dinlemeyen, ödevlerini yapmayan bir öğrenci dünyayı kurtaracağım diye sokak eylemlerine katılıyorsa samimi değildir.</p>
<p>Evde ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen, mesaiye zamanında gelmeyen, işini düzgün yapmayan adam oturup sohbet ederken dünyanın geleceğinden konuşuyorsa boşa zaman harcıyordur.</p>
<p>Güçlü olanın zayıfı ezdiği dünyamızda özgürlüğün ve onurlu bir yaşamın tek yolu ülkemizi güçlü kılmaktır; bunun yolu da çalışmak ve birlik içinde yaşamak…</p>
<p>“Vatan, millet, Sakarya,” diye gür sesle haykıranların daha güçlü bir ülke için neler yaptığına baktığınızda samimiyetlerinin ve dürüstlüklerinin düzeyini görebilirsiniz.</p>
<p>Sadece sokaklarda yürüyüş ve protestoların dünyadaki haksızlıkları çözmek için yeterli olmadığını hepimiz gördük.</p>
<p>Bu yazımızı da bir hekim ve aynı zamanda şair olan Abdülhak Molla&#8217;nın şu meşhur dizesiyle bitirelim:</p>
<p><em>Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;</em></p>
<p><em>Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.</em></p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3697.htm">Uçmayı Bilmiyorsan…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3697.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katır Nereye Götürürse</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3671.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3671.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 07:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3671</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Nasreddin Hoca’nın huysuz bir katırı varmış.  Hayvan yanına kimseyi yaklaştırmaz ve üzerine kimseyi bindirmezmiş.&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3671.htm">Katır Nereye Götürürse</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Nasreddin Hoca’nın huysuz bir katırı varmış.  Hayvan yanına kimseyi yaklaştırmaz ve üzerine kimseyi bindirmezmiş. </em></p>
<p><em>Hoca günün birinde -çok zor şartlarda da olsa-katırın sırtına binmeyi başarmış. Ama sonrasında kontrolden çıkan hayvan rastgele koşmaya başlamış. Durumu gören komşusu uzaktan bağırmış:</em></p>
<p><em>“Hocam, hayırdır nereye böyle?” </em></p>
<p><em>Katırın üzerinde söylenenleri yarım yamalak duyan Hoca giderken yanıt yetiştirmeye çalışmış:</em></p>
<p><em>“Vallahi komşu ben de bilmiyorum, katır nereye götürürse oraya…”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hocanın halini gözümün önüne getirirken önce gülüyor, sonra muhtemel sonuçları düşününce de tedirgin oluyorum.</p>
<p>Sadece Nasrettin Hoca mı?</p>
<p>Neredeyse hepimiz bir huysuz katırın sırtında gibiyiz. Düşünmeden, rastgele bir istikamet tutturmuş gidiyoruz. Ve gidişimiz pek tekin değil!</p>
<p>Netanyahu ve ekibi, ipleri tamamen içindeki huysuz katıra bırakmış bir topluluktur. Dünyayı ateşe veriyorlar.</p>
<p>Mesele bundan ibaret değil. Her toplumda minik minik Netanyahu’lar var. İş yerinde dedikodu yapandan çalışma arkadaşına mobing uygulayana; trafik magandalarından sosyal medyadaki klavye kahramanlarına varıncaya kadar, hak hukuk dinlemeyen bir sürü insan içindeki katırın sürüklediği yere doğru gidiyor.</p>
<p>Kısaca “kötü” diye tanımladığımız bu insanlar için yapabileceklerimiz sınırlıdır. Erdemli bir insan olmak için gereken nasihatlere muhatap olmamış birisini bulmak zordur. Ama belli ki her zaman işe yaramıyor tavsiyeler. O zaman da Ziya Paşa&#8217;nın meşhur dizesine başvuruyoruz:</p>
<p>“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kötüleri yani düşünmeden hareket eden insanları tanımak kolaydır, eleştirmek de… Ama her birimizin içinde -minik de olsa- böyle bir potansiyel olduğunu unutmayalım.</p>
<p>Yalan ve dedikodularla duygularımızı kabartanlar bizi tahrik ediyor. İşin doğrusunu araştırmadan insanlara kin ve nefret besliyor, gereksiz tartışmalara giriyoruz.</p>
<p>Reklamlar, hayatımıza yön veriyor. İhtiyacımız olup olmadığını düşünmeden sağlıksız gıdalarla midemizi dolduruyoruz. Neye yaradığını düşünmeden daha şık kıyafetlere bolca para harcıyoruz.</p>
<p><em>“Hoca, tamam, anladık. Zaten bildiğimiz şeyleri söylüyorsun. Peki, bu meselenin bir çözümü var mı?”</em></p>
<p>Bazı dostlarımın bu türden bir serzenişte bulunduğunu duyar gibiyim. Bir hekim olarak teşhis koymanın yeterli olmadığını biliyorum. Bir çözüm de önermeliyim. Ama sunduğum reçeteyi kabul etmek ve ilaçları kullanmak sizin seçiminiz…</p>
<p>Naçizane ilk önerim, sorunu kabullenmektir. Harika donanıma sahip beynimizin yanılma ve bizi yanlışa sürükleme potansiyeli olduğunu fark etmek ilk ve en önemli adımdır.</p>
<p>İkinci adım, başına buyruk davranıp bizi kendi bildiği yere doğru sürükleyen bilinçaltını ehlileştirmektir. İrade terbiyesinden bahsediyorum.</p>
<p>Bir kurumu, bir şehri hatta bir ülkeyi yönetebiliriz ama en önemlisi ve de zoru kendimizi yönetmektir. Bilinçaltını kontrol etmek zor ama mümkündür. “İrade Terbiyesi (Jules Payot)” isimli eserden tutun bu konuda yazılmış sayısız metinle karşılaşacaksınız. Yeter ki bunu isteyin ve yola çıkın. Adım adım mesafe kat ettiğinizi görecek ve daha iyi hissedeceksiniz.</p>
<p>İyi eğitilmiş bir atın sırtında güvenle ve hızla yol alırken kendi koyduğunuz hedeflere daha kolay ulaşırsınız. Bu da başarılı ve huzurlu bir yaşam demektir.</p>
<p>Akıl denen özel yeteneğini etkin kullanan, bilinçaltını denetim altında tutan, her gün iradesini biraz daha güçlendiren başarılı ve mutlu insanlardan biri olabilmek dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3671.htm">Katır Nereye Götürürse</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3671.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avcı Temel</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3658.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3658.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 07:20:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3658</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Avcı Temel köy kahvesinde oturmuş, maceralarından birini anlatıyormuş: “Ormanda avlanmaya çıkmıştım. Kalabalık bir kuş&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3658.htm">Avcı Temel</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Avcı Temel köy kahvesinde oturmuş, maceralarından birini anlatıyormuş: </em></p>
<p><em>“Ormanda avlanmaya çıkmıştım. Kalabalık bir kuş sürüsüne rastladım. Tüfeği doğrulttum ve ateş etmeye başladım. Attığımı vuruyorum, attığımı vuruyorum…”</em></p>
<p><em>Temel ara vermeden atış yapmaya devam edince dinleyicilerden birisi dayanamamış ve sözünü kesmiş.</em></p>
<p><em>“İyi de kardeşim, kurşunun bitmiyor mu? Tüfeğini doldurmuyor musun?”</em></p>
<p><em> “Dur şimdi,” demiş Temel elini kaldırarak. “Kuşlar uçuyor. Tüfeği dolduracak zaman mı var?”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zaman zaman hayatımızın karavana atış yapan Avcı Temel’in durumuna benzediğinin bilmem farkında mıyız?</p>
<p>Sabah saatin alarmıyla kalkıyor, apar topar hazırlanıyor, yola çıkıyoruz. Karşımıza çıkan bir yerde atıştırarak kahvaltıyı geçiştiriyor ve trafikle cebelleşip işimize ulaşıyoruz.</p>
<p>Toplantılar vesaire derken koşuşturmacayla bir gün bitiyor. Geri dönüş yolunda mücadele devam ederken alışveriş telaşı da ekleniyor listeye. Akşam yemeği sonrası yorgun argın televizyonun karşısına atıyoruz kendimizi.</p>
<p>Ertesi gün yeni bir koşuşturmaca başlıyor. Birbirinin benzeri günler gelip geçiyor. Bu arada ödenecek faturalar, alınacak yeni kıyafetler, otomobilin bakımı, yeni ev planları ve terfi hayalleri hayatımızı dolduruyor.</p>
<p>Yapay zekâya sahip robotlar gibi otomatiğe bağlamış ve programlanan işleri yaparak bir ömrü tüketiyoruz. Harala gürele geçip giden günlerin ardından bizi bekleyen şeyler; yaşlılık, hastalıklar ve ölüm korkusu…</p>
<p>Bu hengamede ihmal ettiğimiz çok önemli bir şey var: Durmak, derin bir nefes almak ve düşünmek.</p>
<p><em>Sahiden ne yapıyoruz biz? Bu koşuşturmanın sonu nereye varacak? </em></p>
<p>“Yapmadığın şeyi söyleme,” şeklindeki o muhteşem yaşam düsturunu her fırsatta paylaşırım. Peki, bu adam ne yapıyor?</p>
<p>Tam da bu satırları yazdığım günlerde hayatın koşuşturmacasına dur deyip bir soluk almaya karar verdim. İş yerinden bir hafta izin alıp yola çıktım.</p>
<p>Nereye?</p>
<p>Bilmiyorum. Soranlara da net yanıt veremiyorum bu yüzden. İşin güzelliği de burada zaten. Doğaçlama bir gezintiye çıkmaya karar veriyorum; plansız, programsız…</p>
<p>Hayatını bir plan dahilinde yürütmeyi tercih eden hatta yazılı programla çalışmayı her fırsatta öneren bu adam için plansız programsız seyahat ilginç bir deneyim olacaktı.</p>
<p>Gençlik yıllarımda bir yerlerden duyduğum tavsiyeyi hatırladım. Her yılın bir haftasını kendimize ayırmaya ihtiyacımız var. İşte ben o haftayı kendime ayırdım.</p>
<p>Hadi, zaman bulduk diyelim, iyi de para nerede?</p>
<p>Altınızda ekonomik bir otomobil ve yolunuzun üstünde kamunun uygun konaklama imkânları olunca asgari ücret bile harcamadan koca bir hafta dere tepe gezebileceğimizi gördüm. Bir yıl boyunca gereksiz harcamalarınızı kıstığınızda böyle bir bütçe ayarlamanın hiç de zor olmadığını siz de göreceksiniz.</p>
<p>Hayatımın en ucuz ama en dinlendirici seyahatlerinden birini yapmak istedim. Gönlümün estiği yöne doğru sürdüm aracımı. Yanımda hayat arkadaşım…</p>
<p>Yol boyunca yeni insanlarla tanıştık. Eski dostlarla karşılaştık. Oturduk, sohbet ettik. “İyi dostlar, iyi kitaplar ve bir de huzurlu bir vicdan,” demiş Mark Twain. “İşte ideal hayat.”</p>
<p>Toros dağlarında kartalları izledik. Yolumuza çıkan kaplumbağaların ağır ağır karşıya geçmesini bekledik. Sakin bir yer bulduğumuzda aracımızı yolun kenarına çekip seyyar sandalyelerimizi çıkardık. Muhteşem doğayı izlerken çekirdek çitledik. Yağmura yakalanınca apar topar aracımıza koştuk.</p>
<p>Tüm bunlar bedava!</p>
<p>Güzel bir müzik eşliğinde günlerce yolculuk ettik. Yolumuzu kesen keçi sürüsünün geçmesini sabırla bekledik. Acelemiz yok.</p>
<p>Daha önce hiç gitmediğimiz yörelere sürdük aracımızı. Güzel yurdumun yaylalarını seyrettik. Uzaktan güzel görünen bir köye kırdık direksiyonu. Tanıdığımız kimse yok. Şöyle bir turlayıp çıktık.</p>
<p>Mağaralara girdik, şelaleleri seyrettik. Hayatımızda ilk kez yaban tavşanı gördük doğada. Gerçek huzurun kaynağı olan şeylerin neredeyse tamamının bize ücretsiz sunulduğuna bir kez daha şahit olduk.</p>
<p>Hiçbir eğlence mekânının, hiçbir lüksün, hiçbir depresyon ilacının veremeyeceği huzur ve dinginlikle döndük evimize.</p>
<p>Peki, burada bırakalım mı? Yani kalan elli bir hafta gece gündüz koşuşturmaya devam mı edelim?</p>
<p>Kalan her haftanın bir gününü ve kalan her günün bir saatini hayatımızdaki en önemli insan için ayırmak hiç de zor değil. Dolayısıyla yaşam enerjimizi artıracak bu etkinliği bir yıla ve bir ömre yaymak mümkündür.</p>
<p>Can sıkıntısı ve anlamsızlığın girdabında boğulan milyonlarca insan var. Dolu dolu bir yaşamın aslında bir sır olmadığını keşke bilse herkes. Depresyon ilacı ya da alkole sığınacak yerde mesela doğayla ve dostlarla baş başa kalmak gibi bir seçeneğimiz de var.</p>
<p>Böyle bir molanın hediyesi sadece dinlenmiş bir ruh değildir. Artan yaşam enerjisi nedeniyle -nadasa bırakılmış toprak misali- kalan günleri daha verimli geçirmenin mümkün olduğunu göreceksiniz. Bu da dolu dolu yaşanmış, verimli, anlamlı, coşkulu ve başarılı bir hayat demektir!</p>
<p>Hayatın hediyesi olan ücretsiz huzur kaynaklarını keşfetmeniz dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3658.htm">Avcı Temel</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3658.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gümrükten Mal Kaçırmak</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3639.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3639.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 03:13:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3639</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Karadeniz toplumunun iki özel şehri Trabzon ve Rize arasındaki rekabet fıkralara bolca konu olmuştur.&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3639.htm">Gümrükten Mal Kaçırmak</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Karadeniz toplumunun iki özel şehri Trabzon ve Rize arasındaki rekabet fıkralara bolca konu olmuştur. İşte onlardan biri:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Trabzon’la Rize arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle iki bölge arasına sınır konur. Haliyle bir de gümrük vardır. </em></p>
<p><em>Temel her gün bisikletle bu gümrükten geçermiş. Durumdan kuşkulanan gümrük memuru Temel’i durdurmuş. Bisikletin bagajında bir torba görünce içinde ne olduğunu sormuş. </em></p>
<p><em>Temel “Kum,” diye yanıtlamış. </em></p>
<p><em>Sonraki günlerde Temel yine aynı şekilde -bisikletin bagajında kum torbasıyla- geçmeye devam edince iyice kuşkulanan gümrük memuru torbadaki kumu karıştırıp incelemiş. Bir şey bulamamış. Bu tuhaf durum bir süre devam etmiş. </em></p>
<p><em>Aradan yıllar geçmiş. Yaşlanan iki adam bir kahvehanede karşılaşmış. Hal hatır faslından sonra eskiyi yad etmişler.  Sohbetin ilerleyen aşamalarında gümrük memuru Temel’e şu kum torbası meselesini sormuş:</em></p>
<p><em>“O günlerde gümrükten sadece kum geçirmediğinden eminim,” demiş. “Artık ikimiz de emekli olduğumuza göre şimdi söyler misin; o günlerde gümrükten ne kaçırıyordun?” </em></p>
<p><em>Temel’in yanıtı basit:</em></p>
<p><em>“Bisiklet…”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Savaşın kazananı olmaz, derler. Sahiden de her taraf maddi ve manevi ciddi kayıplar veriyor. Hatta dünya kaybediyor. Peki, neden sürüyor bu savaşlar?</p>
<p>Belki de cevap fıkradaki kadar basittir. Herkesin gözü önünde ama kimsenin aklına gelmeyen bir şeydir bu savaşların sebebi.</p>
<p>“Para?”</p>
<p>Üç beş psikopat milyonları savaşa sürüklerken kitleleri ikna etmek gerektiğini biliyor elbette. Bu yüzden geçerliliği olan bir arguman sunmaya çalışıyorlar. Bunların başında güvenlik endişesi geliyor.</p>
<p>Ama çocuklar bile bunun doğru olmadığını biliyor artık. Perde arkasında esas gerekçenin örneğin Ortadoğu’daki savaşlarda Siyonizm denilen ideolojinin “Vadedilmiş Topraklar” şeklindeki hayali olduğunu düşünüyor artık insanlar.</p>
<p>Matruşkanın kapağını bir kez daha açtığınızda muhtemelen daha derinde başka şeylerle karşılaşacaksınız. Uzmanlık alanım değil ama dünyada yaşananlara dair izlenimlerimin bana düşündürdüklerini paylaşıyorum.</p>
<p>Çatışmalarda harcanan silahlar… Çatışma nedeniyle borsada yaşanan dalgalanmalar… Petrol gibi kaynakların değerinde çalkalanmalar…</p>
<p>Vatan, millet gibi görkemli kavramların ve ideolojik söylemlerin ardına sığınan bazı ruh hastaları bireysel çıkarlarının hesabını yapıyor gibi görünüyor. Düşünmeden hareket eden ve sloganlarla sürüklenen kalabalık kitleler de farkında olmadan bu tezgâhın kurbanı oluyorlar. Yani saçma bir idealle kandırılan Yahudi toplum da birkaç ruh hastasının bireysel çıkarları için bedel ödüyor.</p>
<p>“Sizin için elini taşın altına koymayan insanların aklınızı, duygularınızı ve hislerinizi etkilemesine izin vermeyin,” demiş Will Smith.</p>
<p>Sadece savaşlar değil, siyasi aktivitelerden terör eylemlerine hemen her harekette duygularıyla hareket eden -yani az düşünen- genç ve çoğu kez deneyimsiz insanlar sahaya sürülür. Filler tepişirken olan çimlere olur yani.</p>
<p>Savunma gibi vazgeçilmez gerekçeleri bir kenara bırakırsak, toplumu savaşa sürükleyenlerin önce kendilerinin ve ailelerinin sahaya inmesini ve ön cephede çarpışmasını önerdiğinizde pek çok savaş daha yolun başında duracaktır kanaatimce.</p>
<p>“Dünyanın tehlikeli bir yer olmasının nedeni, kötülük yapanlar değil, buna seyirci kalan ve hiçbir şey yapmayanlardır,” demiş Einstein. Siz bu kitleye savaşların figüranlarını da ekleyin.</p>
<p>Okuyan, düşünen, bilinçle hareket eden insan sayısı kötülerden fazla olduğunda dünyanın daha güvenli ve daha yaşanılabilir bir yer olacağına inanıyorum.</p>
<p>Öyleyse iyi insanlara düşen görev, erdemin en güzel besini olan doğru bilgiyi yayma seferberliğinde gönüllü neferler olmaktır.</p>
<p>Kalın bilgiyle, erdemle, huzurla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3639.htm">Gümrükten Mal Kaçırmak</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3639.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
