Yıllar önce yaşlı bir meslektaşım önemli bir hayat deneyimini paylaşmıştı benimle. “İlk gelenlere dikkat,” demişti.
Özellikle idarecilik ya da hekimlik gibi insan ilişkilerinin ön planda olduğu bir göreve atandığımızda ilk gelenlere dikkat etmemiz gerekiyormuş.
Daha sizi tanımadan -ve siz de bu insanlar hakkında hiçbir fikir sahibi değilken- kapınızı çalanlar çoğu kez size değer verdiği için değil muhtemelen bir beklentileri olduğu için ilk sırayı kaparlar.
Aradan yıllar geçtiğinde bundan daha önemli bir şey keşfettim. Kendi zihin dünyamızda benzer bir durum söz konusudur. Bilinçaltından çıkıp gelen ilk düşüncelere dikkat etmemiz gerekiyor.
Beynimizin harika bir çalışma mekanizması var. Tehlike durumunda saniyeden daha kısa sürede devreye giren reflekslerimiz hayat kurtarır. Mesela otomobil kullanırken önüne bir canlı çıktığında düşünme fırsatı bile bulamadan frene basarsın.
Ama düşünmeden gelen tepkilerimizin hepsi gerekli ve faydalı değildir. Mesela, aynı trafikte bir terörist sinirlerini hoplattı. El frenini çekip kapıyı açmak, adamın üstüne yürümek, biraz da söylenmek istiyorsun. İşte bu ilk gelen misafire -yani duyguya- dikkat et!
Psikologlar öfkelerin kabardığı böyle durumlarda durup derin bir nefes almanızı ve içinizden ona kadar saymanızı önerir. Bu birkaç saniye, aşırı duyguların nedeni olan hormonların dizginlendiği ve bilinç merkezinin devreye girmesi için fırsatın doğduğu kritik bir zaman dilimidir.
Her şey bir zaman meselesidir. Bilinçli zihnimizin mantıklı analiz yapıp doğru karar vermesi için birkaç saniyeye ihtiyacı vardır. İşte bu birkaç saniyeyi geçiştirmek için de sabır ve irade adı verilen yeteneklerimizi geliştirmemiz gerekir.
Tam da bu durumun önemini anlatan bir aforizmayla bitirelim yazımızı. Ünlü yazar Tolstoy (1828-1910) diyor ki;
“En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.”