Anasayfa » Katır Nereye Götürürse

Katır Nereye Götürürse

Halil ÇIKRIKLAR

 

Nasreddin Hoca’nın huysuz bir katırı varmış.  Hayvan yanına kimseyi yaklaştırmaz ve üzerine kimseyi bindirmezmiş.

Hoca günün birinde -çok zor şartlarda da olsa-katırın sırtına binmeyi başarmış. Ama sonrasında kontrolden çıkan hayvan rastgele koşmaya başlamış. Durumu gören komşusu uzaktan bağırmış:

“Hocam, hayırdır nereye böyle?”

Katırın üzerinde söylenenleri yarım yamalak duyan Hoca giderken yanıt yetiştirmeye çalışmış:

“Vallahi komşu ben de bilmiyorum, katır nereye götürürse oraya…”

 

Hocanın halini gözümün önüne getirirken önce gülüyor, sonra muhtemel sonuçları düşününce de tedirgin oluyorum.

Sadece Nasrettin Hoca mı?

Neredeyse hepimiz bir huysuz katırın sırtında gibiyiz. Düşünmeden, rastgele bir istikamet tutturmuş gidiyoruz. Ve gidişimiz pek tekin değil!

Netanyahu ve ekibi, ipleri tamamen içindeki huysuz katıra bırakmış bir topluluktur. Dünyayı ateşe veriyorlar.

Mesele bundan ibaret değil. Her toplumda minik minik Netanyahu’lar var. İş yerinde dedikodu yapandan çalışma arkadaşına mobing uygulayana; trafik magandalarından sosyal medyadaki klavye kahramanlarına varıncaya kadar, hak hukuk dinlemeyen bir sürü insan içindeki katırın sürüklediği yere doğru gidiyor.

Kısaca “kötü” diye tanımladığımız bu insanlar için yapabileceklerimiz sınırlıdır. Erdemli bir insan olmak için gereken nasihatlere muhatap olmamış birisini bulmak zordur. Ama belli ki her zaman işe yaramıyor tavsiyeler. O zaman da Ziya Paşa’nın meşhur dizesine başvuruyoruz:

“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”

 

Kötüleri yani düşünmeden hareket eden insanları tanımak kolaydır, eleştirmek de… Ama her birimizin içinde -minik de olsa- böyle bir potansiyel olduğunu unutmayalım.

Yalan ve dedikodularla duygularımızı kabartanlar bizi tahrik ediyor. İşin doğrusunu araştırmadan insanlara kin ve nefret besliyor, gereksiz tartışmalara giriyoruz.

Reklamlar, hayatımıza yön veriyor. İhtiyacımız olup olmadığını düşünmeden sağlıksız gıdalarla midemizi dolduruyoruz. Neye yaradığını düşünmeden daha şık kıyafetlere bolca para harcıyoruz.

“Hoca, tamam, anladık. Zaten bildiğimiz şeyleri söylüyorsun. Peki, bu meselenin bir çözümü var mı?”

Bazı dostlarımın bu türden bir serzenişte bulunduğunu duyar gibiyim. Bir hekim olarak teşhis koymanın yeterli olmadığını biliyorum. Bir çözüm de önermeliyim. Ama sunduğum reçeteyi kabul etmek ve ilaçları kullanmak sizin seçiminiz…

Naçizane ilk önerim, sorunu kabullenmektir. Harika donanıma sahip beynimizin yanılma ve bizi yanlışa sürükleme potansiyeli olduğunu fark etmek ilk ve en önemli adımdır.

İkinci adım, başına buyruk davranıp bizi kendi bildiği yere doğru sürükleyen bilinçaltını ehlileştirmektir. İrade terbiyesinden bahsediyorum.

Bir kurumu, bir şehri hatta bir ülkeyi yönetebiliriz ama en önemlisi ve de zoru kendimizi yönetmektir. Bilinçaltını kontrol etmek zor ama mümkündür. “İrade Terbiyesi (Jules Payot)” isimli eserden tutun bu konuda yazılmış sayısız metinle karşılaşacaksınız. Yeter ki bunu isteyin ve yola çıkın. Adım adım mesafe kat ettiğinizi görecek ve daha iyi hissedeceksiniz.

İyi eğitilmiş bir atın sırtında güvenle ve hızla yol alırken kendi koyduğunuz hedeflere daha kolay ulaşırsınız. Bu da başarılı ve huzurlu bir yaşam demektir.

Akıl denen özel yeteneğini etkin kullanan, bilinçaltını denetim altında tutan, her gün iradesini biraz daha güçlendiren başarılı ve mutlu insanlardan biri olabilmek dileklerimle…

 

İlgili Yazılar

Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x