<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlginç Şeyler arşivleri - Halil Çıkrıklar</title>
	<atom:link href="http://www.halilcikriklar.com/kategori/ilginc-seyler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.halilcikriklar.com/kategori/ilginc-seyler</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Jan 2026 07:31:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>Dunning-Kruger Etkisi</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3421.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3421.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 07:30:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3421</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İsim yabancı gelebilir ama tespit çok tanıdık&#8230; “Dunning-Kruger Etkisi” ismini iki bilim insanından alıyor.&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3421.htm">Dunning-Kruger Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>İsim yabancı gelebilir ama tespit çok tanıdık&#8230;</p>
<p>“Dunning-Kruger Etkisi” ismini iki bilim insanından alıyor. Birlikte çalışan bu iki sosyal psikolog hayati önemde bir tespit yapıyorlar. Aslında aşina olduğumuz bir gerçeği bilimsel araştırmalarla destekleyip anlaşılır bir şekilde ifade ediyorlar.</p>
<p>Lisans öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalarda mizah duygusu, dil bilgisi ve mantıksal çıkarım gibi konularda öğrencilere testler uygulanıyor. Çıkan sonuç tam bir paradoks!</p>
<p>Araştırma sonuçları, bilgi ve yeteneği en az olanların özgüveninin en yüksek olduğunu gösteriyor. Bu insanlar yeteneklerini biraz abartıyor yani.</p>
<p>Diğer yandan test sonuçları daha iyi çıkan insanlar ise yeteneklerini küçümseme eğilimindeymiş. Yani bu insanların özgüveni daha düşükmüş.</p>
<p>Sonuç olarak Dunning-Kruger Etkisi “Yetersiz olanların da yeterli olanların da durumunu tam olarak fark etmemesi” olarak özetlenebilir.</p>
<p>Hayatımızın her alanında karşımıza çıkabilecek bir fenomenden bahsediyorum. Araba kullanmaya yeni başlayan bir gencin özgüveni buna çarpıcı bir örnektir. Şoförlük denilen şeyin direksiyonu kavramak ve gaz pedalına yüklenmekten ibaret olduğunu sanan genç adam sahip olduğu özgüvenle yollarda terör estirir. Kazaların en çok yaşandığı dönem de budur zaten.</p>
<p>Meslek hayatımdaki gözlemlerim de bunu gösteriyor. Bir önceki asrın sonlarında göreve başladığım yer güzel yurdumun ücra bir kasabasıydı. Genç meslektaşlarım hayal etmekte zorlanacaktır ama gerçek şu: Ne röntgen filmi çekme imkânımız ne de kan tahlili yapacak laboratuvarımız vardı. Kalp grafisi çekecek cihazımızın bile olmadığı bu kasaba il merkezine de uzak olunca hemen her hastayı tedavi etmeye çalışıyorduk.</p>
<p>Saçlarımı ağarttığım, emekliliği hak ettiğim, yüz binden fazla hasta gördüğüm en deneyimli dönemimde zaman zaman mesleğe başladığım o yılları hatırlarım ve içim ürperir. “Ne cesaret!” der ve kendi gençliğime hayret ederim.</p>
<p>“Deli cesareti” içinde bulunduğum ruh halini güzel anlatır sanırım. Hatta siz buna cahil cesareti de diyebilirsiniz. Çünkü bilgi, birikim ve deneyim olarak en donanımlı olduğum bugün beni gençlik yıllarımda çalıştığım o kasabaya gönderseniz aynı cesareti gösteremem.</p>
<p>Başka?</p>
<p>Hayatımızın vazgeçilmezi tartışmalara dikkat edin! En ateşli müzakereciler bilgi ve birikimi en az olanlardır çoğu kez.</p>
<p>Aslında hayat denilen serüvenin kendisi bu paradoksun en güzel örneğidir. Ergenlik döneminde yani deneyim olarak daha yolun başında olduğumuz yıllarda pek çok şeyi bildiğimizi sanırız. Özgüvenimizin tavan yaptığı bu dönem en büyük hataları işlemeye de meyilliyiz.</p>
<p>Dunning Kruger etkisi çok önemli bir tespittir. Çünkü komplo deşifre olduğunda komplo olmaktan çıkar. Böylece çözüm için bir adım atmak mümkün olur.</p>
<p>Her ne yapıyor olursak olalım, tüm bildiklerimiz sonsuz bilgi deryasından bir katre nispetindedir. Her şeyi bilmemiz mümkün değildir yani. İşte bu önemli gerçeği hatırladığımızda abartılı özgüvenimizin aslında sandığımızın aksine eksikliğin işareti olduğunu fark ederiz. Böylece daha mütevazı oluruz.</p>
<p>Bilmediğini fark etmek bilgelik yolunda atılan ilk ve en önemli adımdır. Artık bilgi düzeyimizi artırmak için yola çıkarız. Peki, bu yolculuk bizi nereye götürür?</p>
<p>Şu ilginç çalışmayı yapan bilim insanlarının tespitine göre tuhaf bir şey oluyor: Bilgimizi ve yeteneklerimizi artırmaya başladığımızda abartılı özgüvenimiz duruluyor önce. Sonra düşüşe geçiyor. Bu da bizi harekete geçiriyor. Eksiklerimizi tamamlamaya başlıyoruz. Peki, ya sonra?</p>
<p>Sonra cesaretimiz bir miktar artıyor ama bu dengeli bir artıştır. Yani hiçbir zaman en cahil olduğumuz dönem kadar zirveye ulaşmıyor özgüvenimiz. İşte bu da bizi daha dengeli bir yaşama kavuştururken hata yapmaktan koruyor.</p>
<p>Şu önemli gerçeği ne kadar erken fark edersek o kadar iyi!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3421.htm">Dunning-Kruger Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3421.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ilık Suda Kurbağa</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/3000.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/3000.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 04:31:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=3000</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Her devrin kendine has sorunları vardır. Tanrı’ya insanları kurban etmekten cadı avına, cehaletin tetiklediği&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3000.htm">Ilık Suda Kurbağa</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Her devrin kendine has sorunları vardır.</p>
<p>Tanrı’ya insanları kurban etmekten cadı avına, cehaletin tetiklediği batıl inançlar binlerce masumun ölümüne sebep olmuştur.</p>
<p>Tarih boyunca insanlar kuraklıklarla, salgınlarla, depremlerle, din adına çıkarılan savaşlarla mücadele etmiştir. Son bir asra kadar insanların yanlış tutumu çoğu kez başkalarının ölümüne sebep olmuştur.</p>
<p>Bilim ve teknolojide akıl almaz ilerleme kaydedilen yirmi birinci asırda tüm bu acılar daha az yaşanır diye ummak istiyorum. Ama gel gör ki, günümüzün de kendine has ve aslında daha ölümcül sorunları var. Ve günümüz insanı başkasından çok kendi bedenine ve ruhuna -hiçbir asırda olmadığı kadar çok- zarar veriyor.</p>
<p>Teknolojinin her şeyi kolaylaştırdığı günümüzde konfor arayışı paradoksal bir şekilde sağlığımızı bozuyor. Kanserlerden ruh hastalıklarına pek çok rahatsızlığın gün geçtikçe arttığı devrimizde hastaneler ve hapishaneler dolup taşıyor.</p>
<p>Ilık su ve kurbağa hikâyesini duymuşsunuzdur. Teoriye göre bir kurbağayı sıcak suyun içine atarsanız tepki olarak kendini hemen dışarı atar. Ancak, aynı kurbağayı ılık suyun içine koyarsanız öylece durur. Suyu yavaş yavaş ısıtırsanız kurbağa hiçbir şey yapmaz tersine keyif bile alır. İlk deney kabındaki kritik sıcaklığa erişildiğinde artık kurbağanın kendisini dışarı atacak hali kalmaz.</p>
<p>Hikâyenin tarihini biraz karıştırdığınızda farklı bir şeyle karşılaşırsınız. Alman psikolog Friedrich Goltz (1869 yılında) yaptığı bir deneyde beyni alınmış kurbağanın yavaşça ısıtılan suda kaldığını, fakat sağlıklı kurbağaların kaçmayı denediklerini gözlemlemiştir.</p>
<p>İç içe geçmiş matruşka bebekler misali biraz daha derine indiğinizde başka şeyler çıkar karşınıza. Mesela, bu kurbağa deneyinin sonuçları daha sonraki yıllarda pek çok bilim insanı tarafından çürütülmüştür.</p>
<p>Fakat bu hikâyenin mesajı en çok da günümüz insanı için geçerliliğini korumaktadır. Büyük çoğunluğun -ılık suya atılmış kurbağa misali- bir umursamazlık ve yılgınlık içinde olduğu gerçeğini çürütmedi bu bilim insanları.</p>
<p>Göğsümüzde bir ağırlık nedeniyle hastaneye gidiyoruz. Doktor, kalp krizi geçirdiğimizi söylediğinde kulaklarımıza inanamıyoruz. Ama biz her gün sigara tüttürürken bu hastalığı adeta davet ediyoruz.</p>
<p>Doktor ayağımızın kesileceğini söylediğinde dünyamız başımıza yıkılıyor. Oysa her gün iştahla yemek yiyip televizyon başında geç saatlere kadar keyifle otururken aldığımız kilolarla biz bu hastalığa zemin hazırlıyoruz.</p>
<p>Sosyal medya ve dijital oyunlara dalıp gidiyor ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Bir anda kendimizi yaşlılık denen bir dünyanın içinde buluyoruz. Hastalıklar bir yana ölüm korkusu sarıyor benliğimizi. İşte o gün en büyük pişmanlığımız yapabileceğimiz halde yapmadığımız güzel şeyler oluyor ama çoğu kez iş işten geçmiştir.</p>
<p>Şunu söylediğinizi duyar gibiyim:</p>
<p>“Sorunu biliyoruz zaten. Peki, bunun bir çözümü var mı?”</p>
<p>Milattan önce yaşamış olan Cicero (MÖ 106-43) diyor ki; “Felsefeye uyan biri ömründeki her çağı sıkıntısız geçirebilir.”</p>
<p>Ben de bu iddianın ardına düşünüyorum. Yirmi bir asır sonrasında bile iyi biliniyorsa bu aforizma, günümüz sorunlarına şifa olabilir mi?</p>
<p>Bunun için binlerce yıllık kadim felsefenin birikimi olan eczaneye giriyor ve tam da şimdi bahsettiğim soruna tedavi olabilecek ilaçlar arıyorum.</p>
<p>İlk karşıma çıkan, Delphi&#8217;deki Apollon Tapınağı&#8217;nın girişinde altın harflerle yazılı söz oluyor:</p>
<p>“Kendini bil!”</p>
<p>Ben de kendimi anlamak için minik bir beyin fırtınası yapıyorum:</p>
<p>Karar vermemizi sağlayan düşüncemizin çalışma mekanizmasını bir şirkete benzetebiliriz. Nihai kararı veren patronu temsil eden bilinç merkezi küçük bir yer kaplar beynimizde. Çalışanları temsil eden bilinçaltı ise daha geniştir.</p>
<p>İyi bir yönetici şirketin geleceğini düşünerek uzun vadeli planlar yapar. Ama bu şirketin istikbaliyle ilgili endişesi olmayan çalışanlar günün tadını çıkarmaya bakar.</p>
<p>Tıpkı bu toplantıda olduğu gibi bedenimizin isteklerini ön planda tutan bilinçaltı; iştah, zevk, rahatlık ve konfor arayışıyla şirketi iflasın eşiğine sürükler. Şirket battığında ise sadece patron değil her bir çalışan bunun bedelini öder.</p>
<p>Kendimizi bilmek yani bilinç ve bilinçaltı dediğimiz kavramların çalışma mantığını kavramak güzel bir çıkış yoludur. Çalışanların temel ihtiyaçları göz ardı edilmemeli elbette ama aşırı ve gereksiz isteklerine sınırlama getirilmelidir. Böylece şirketin daha uzun vadede ve daha başarılı olması sağlanır.</p>
<p>Başka neler var bu eczanede?</p>
<p>“Gerçek ölüm, mücadele tutkusundan yoksun bir hayattır,” diyen Muhammed İkbal (1877-1938) milyonların içinde bulunduğu durumu güzel özetliyor.</p>
<p>“Aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir,” diyen Einstein’a (1879-1955) kulak verdiğimizde artık farklı bir şeyler yapmamız gerektiğini hatırlıyoruz.</p>
<p>“Uçamıyorsan, koş; koşamıyorsan, yürü. Eğer yürüyemiyorsan, sürün; ama hareket etmeye devam et.” İşte bu yüreklendirici sözler de Martin Luther King’e ait (1929-1968).</p>
<p>“Gerçek yaşam, küçük değişiklikler olduğu sırada yaşanır,” diyen ünlü yazar Tolstoy (1828-1910) bizi bir adım atmaya davet ediyor.</p>
<p>“Bütün değişimler başlangıçta zor, ortasında karmaşık, sonunda muhteşemdir,” derken Robin Sharma (1964-) içimizi coşkuyla dolduruyor.</p>
<p>Aslında felsefe eczanesinde vakit geçirdikçe bundan çok daha fazlasını bulursunuz. Ama verdiğim birkaç örnekten sonra siz de felsefenin bir şifa olabileceğine kanaat getirdiyseniz bu eczane hepimize açık. Üstelik ücretsiz!</p>
<p>Sigortanız olmasa bile…</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/3000.htm">Ilık Suda Kurbağa</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/3000.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Timur ve Filler</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/timur-ve-filler.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/timur-ve-filler.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 09:14:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2994</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Hikâyeyi biliyorsunuz… Timur, ordusundaki fillerden birini Nasreddin Hoca&#8217;nın yaşadığı memlekete gönderir. Hayvan o kadar&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/timur-ve-filler.htm">Timur ve Filler</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Hikâyeyi biliyorsunuz…</p>
<p>Timur, ordusundaki fillerden birini Nasreddin Hoca&#8217;nın yaşadığı memlekete gönderir.</p>
<p>Hayvan o kadar oburmuş ki, yiyecek namına ne bulursa silip süpürmüş. File yiyecek yetiştirmekte zorlanan köylüler daha fazla dayanamaz. Nasreddin Hoca&#8217;yı önlerine katarak  durumu anlatmak üzere Timur&#8217;un sarayına doğru yola çıkarlar.</p>
<p>Gel gör ki, köylüler yolda birer ikişer sıvışır. Timur’un sarayına vardığında geri dönüp bakan Hoca ne görsün?</p>
<p>Arkasında kimse kalmamış!</p>
<p>Timur&#8217;un huzuruna alınan Nasreddin Hoca saygı ve hürmetlerini bildirdikten sonra şunları söyler:</p>
<p>“Köylülerimiz gönderdiğin filden çok memnun kaldılar. Fakat zavallı hayvan tek başına yaşıyor. Zatıalileri uygun görürse köylülerimiz bu hayvanın yanında bir de dişi fil istiyorlar.”</p>
<p>Nasreddin Hoca geri döndüğünde köylüler Timur&#8217;un fili ne zaman geri alacağını sorarlar. Nasreddin Hoca gülümser.</p>
<p>“Ne geri alması,” der. “Timur hizmetinizden öyle memnun kalmış ki, hediye olarak bu filin dişisini de göndermeye karar vermiş.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerçekte yaşayıp yaşamadığı kesin olarak bilinmiyor Nasreddin Hoca’nın. Ama on üçüncü asırda (1208 – 1284) Akşehir&#8217;de bu isimde bir halk bilgesinin yaşadığını söyler kaynaklar.</p>
<p>Dönemi hesaba katınca tarihi bir vesika gibidir bu fıkra. Aradan neredeyse sekiz asır geçtiği halde insanlığın sorunlar karşısındaki genel tepkisinin değişmediğini görüyoruz.</p>
<p>Akıl veren çok ama yola çıkan yok.</p>
<p>Dünyada savaşlar olmasın, masum bebekler öldürülmesin, istiyoruz. Peki, bunu kim yapacak?</p>
<p>Nasreddin Hoca misali birilerini öne sürüyor ve kuru sözle destek oluyoruz. Sıra harekete geçmeye geldiğinde bu insanların yanında bile durmuyoruz.</p>
<p>Kötülerin başlattığı savaşları bitirmek için iyilerin dayanışma içinde ve güçlü olması gerekir. Sözüm ona çocuk ve kadınların öldürülmesinden rahatsız olduğunu yüksek sesle dile getirenler, önce kendi toplumlarında birlik için mücadele edebilirler.</p>
<p>Dünya barışına hizmet için somut adım atanlar -kendilerini yarı yolda bıraksa bile- diğer insanlardan intikam almak için Timur’dan ikinci fili istemez elbette. Ama her birimiz üzerimize düşen görevi yerine getirmezsek şartlar bize ikinci hatta üçüncü fili dayatır.</p>
<p>Komşuda yanan ateşe seyirci kaldığımızda o ateş bizim evimize de ulaşır.</p>
<p>Savaş ve çatışmalar önlenebilir aslında ama bunun için her birimizin işin bir ucundan tutması gerekir. İhmalkâr davrandığımızda -yani Hoca’yı Timur’un huzurunda tek başına bıraktığımızda- sorunlar büyür. İkinci fil gelir. Artık daha çok çalışmak ve daha çok acı çekmek zorunda kalırız.</p>
<p>“Mücadeleden kaçanlar, mücadele edenlerden daha çok yara alırlar,” demiş Oscar Wilde (1854-1900).</p>
<p>Günümüz gençliğinin içine düştüğü duruma üzülüp bundan şikâyet eden çoktur. Ama sıra bir şey yapmaya gelince işi devlet yetkililerine havale eden insanların tutumu fil hikayesindeki köylülerden farklı değildir. Bu ihmallerinin bedellerini çok daha ağır öderler ama iş işten geçer.</p>
<p>Zengin bir ülkede yaşamak istiyor ama çalışmıyor, tasarruf etmiyoruz. Bu işleri başkaları yapsın, biz sefasını sürelim istiyoruz. Ama yaşanan ekonomik sıkıntılardan hepimiz etkileniyoruz.</p>
<p>Temiz bir çevrede yaşamak istiyor ama elimizdeki çöpü yere atıyor, görevlilerin temizlemesini bekliyoruz.</p>
<p>Eğitimli ve kültürlü bir toplumda yaşamak istiyor ama kendimiz kitap okumuyoruz.</p>
<p>Oturduğu yerden akıl veren spor yorumcuları gibi davranıyoruz bazen. Bizi görevlendirmişler gibi kimin ne yapması gerektiğini söylüyor, başkalarının yaptıklarını yorumluyoruz. Tüm bunları öylesine ciddi bir tavırla yapıyoruz ki, gören de dünyayı kurtaran kahraman olduğumuzu sanır.</p>
<p>Şunu unutmayalım!</p>
<p>Herkes başkalarının ne yapması gerektiğini söylemekle yetinirse işler yürümez. Daha güzel bir dünya için her birimiz kendi üzerimize düşen göreve odaklanmalıyız.</p>
<p>Dünyamızın daha güzel ve yaşanılabilir bir yer olması için yorum yapandan çok yorulana; juri görevlisinden çok yarışmacıya; patrondan çok çalışana ve amirden çok memura ihtiyaç vardır.</p>
<p>Akıl verenlerin çok olduğu şu dünyada -minik de olsa- işe yarar bir adım atanlardan olmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/timur-ve-filler.htm">Timur ve Filler</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/timur-ve-filler.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkesi Memnun Etmek…</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2939.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2939.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 05:52:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2939</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yine bilinen bir fıkrayla karşınızdayım: Nasrettin Hoca oğluyla yolculuk etmektedir. Eşek de arkalarından yürümektedir.&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2939.htm">Herkesi Memnun Etmek…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Yine bilinen bir fıkrayla karşınızdayım:</p>
<p>Nasrettin Hoca oğluyla yolculuk etmektedir. Eşek de arkalarından yürümektedir. Yolda kendilerini gören bir adam söylenir:</p>
<p>“Hocam eşeğiniz boşken siz neden yürüyorsunuz?”</p>
<p>Adama hak veren Hoca oğlunu eşeğe bindirir ve bir süre bu şekilde yolculuğa devam ederler. Fakat karşılaştıkları bir başka adam bu durumu yadırgar:</p>
<p>“İhtiyar adam yürürken gencecik çocuk eşeğe binmiş!”</p>
<p>Bunun üzerine Hoca eşeğe kendisi biner. Oğlu da yürüyerek seyahate devam eder. Bir süre sonra karşılarına bir kadın çıkar ve gördüklerini beğenmez.</p>
<p>“İnsaf et Hocam. Koskoca adam eşeğe binmişsin, el kadar çocuğu yürütüyorsun&#8230;”</p>
<p>Hoca kadının tespitini yerinde bulur. Oğlunu da arkasına oturtur ve bu şekilde yolculuğa devam ederler.</p>
<p>Fıkra bu ya, yol da bitmez insanlar da. Bu sefer karşılaştıkları bir ihtiyar çok haklı görünen şu serzenişte bulunur:</p>
<p>“Şu sıcakta zavallı eşeğe ikiniz birden binmişsiniz. Hiç insafınız yok mu?”</p>
<p>Bu eleştiri de doğru görünüyor. Ve final sahnemiz…</p>
<p>Hoca eşeği sırtlanır ve bu şekilde yolculuğa devam ederler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aradan asırlar geçse, bilgi ve teknolojide devrimler yaşansa da insan davranışı değişmiyor. Görünen o ki kıyamete kadar değişmeyecek bu durum. Bu fıkradan aldığım en güzel ders şudur:</p>
<p>“Ne yaparsan yap herkesi memnun etmen münkün değildir. Her zaman eleştirecek bir şeyler bulur insanlar. Bazı insanlara doğru görünenler diğer insanlara eğri görünebilir.</p>
<p>Mesela, mütevazı kıyafetine bakıp paspal olduğunu düşünebilirler. Ertesi gün biraz özenerek giyindiğinde ise gösteriş düşkünü olduğunu söyleyenler çıkacaktır.</p>
<p>Ciddi dursan suratsız olduğunu düşünebilir insanlar. Ama biraz neşeli davranıp gülmeye kalksan bu sefer de ciddiyetten uzak olduğunu söyleyip yadırgayanlar çıkacaktır. Neyzen Tevfik’in de söylediği gibi:</p>
<p>Üzülüyorsun, takma diyorlar&#8230;</p>
<p>Kızıyorsun, değmez diyorlar&#8230;</p>
<p>Boş veriyorsun gamsız diyorlar&#8230;</p>
<p>Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar&#8230;.</p>
<p>Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar&#8230;</p>
<p>Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Jung (1875-1961) diyor ki; “Kimse bir başkasını yargılayabilecek kadar kusursuz değildir ama kendinde bu hakkı görebilecek kadar hadsizdir.”</p>
<p>Eleştiri hastalığından kurtulmak zor, eleştirilerden etkilenmemek daha da zordur. Huzur denen gizem de zaten bu zorlukları aşarak ulaşacağımız bir aydınlık dünyadır.</p>
<p>Boş konuşanın çok olduğu dünyada eleştiri taşlarının altında ezilmektense bu taşlardan duvar örmek bilgelerin izlediği yoldur.</p>
<p>Tüm eleştirilere kulak tıkamaktan bahsetmiyorum elbette. Hiç söz dinlemeyip burnunun dikine gitmekle her rüzgarla yolunu değiştiren bir yaprak olmak arasında altın bir orta var:</p>
<p>“Her sözü dinlemek ama sadece doğru olana uymak…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2939.htm">Herkesi Memnun Etmek…</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2939.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Truman Show</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2905.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2905.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 04:46:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Truman Show &#160; Truman Show, 1998 yılında gösterime giren ilginç bir filmdir. Daha önce izlemeyen&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2905.htm">Truman Show</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Truman Show</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Truman Show, 1998 yılında gösterime giren ilginç bir filmdir. Daha önce izlemeyen ya da çok eskiden izleyip unutanlar için bazı bilgileri hatırlatarak başlamak istiyorum.</p>
<p>Filmin kahramanı Truman Burbank, istenmeyen gebelik sonucu doğmuş ve bir televizyon şirketi tarafından yasal yollarla evlat edinilmiştir.</p>
<p>Truman için dev bir film stüdyosu minik bir dünya olarak tasarlanmıştır. Bu ortamda büyütülen kahramanımızın her hareketi binlerce kamera tarafından takip edilerek canlı olarak yayımlanmaktadır. Çevresindeki herkes oyunun bir parçasıdır. Yani kahramanımızın kendisi dışında herkesin bildiği bir film oynanmaktadır.</p>
<p>Truman açısından bakılınca başta pek sorun görünmüyor. Gerçek dünyadaki insanların çoğunun özendiği ve ideal sayılabilecek bir yaşam tasarlanmış kahramanımız için. Her gencin özlediği masa başı bir iş, güzel bir eş, güvenli bir yaşam ortamı…</p>
<p>Ama ciddi bir sorun var!</p>
<p>Truman’ın annesi, babası, yakın dostu hatta eşi bile kurgudan ibarettir.</p>
<p>Bir gün gelir başka bir kadına Truman âşık olur. Bu genç kadın (Lauren) sadece âşık değil aynı zamanda vicdan sahibidir. Truman’ın içinde bulunduğu durumdan rahatsız olmaktadır ama bilgi vermesi yasaklanmıştır.</p>
<p>Lauren, bir fırsatını bulduğunda tam kendisine gerçekleri açıklamak üzereyken şovun yapım ekibi tarafından yaka paça uzaklaştırılır. Truman’ın şüphelerini gidermek için de kendisine bu kadının şizofren olduğunu söylerler.</p>
<p>Truman, parçaları birleştirdikçe bir şeylerin doğru olmadığını sezinlemeye başlar. Hayatının birbirinin benzeri günlerden ve benzer ritüellerden ibaret olduğunu fark eder.</p>
<p>İlk bakışta istediğini yapmakta özgür gibi görünüyor Truman. Ama kendisi için kurgulanan hayatın dışına çıkma girişimleri değişik oyunlarla engelleniyor. Rastlantı görüntüsü verilen bu tezgâhları fark ettiğinde bu sefer zor kullanılarak kendisi için belirlenen çerçevenin içinde tutulmaya çalışılıyor.</p>
<p>Aradan çeyrek asır geçtikten sonra bu filmi bir kez daha izledim. Elbette ben artık eski ben değildim. Dikkatimi çeken şeyler de farklı oldu.</p>
<p>Bu sıra dışı filmin beni bu sefer daha çok etkilemesinin nedeni hemen her toplumda sahnelenen oyunların bir demosu gibi olduğunu fark etmemdi.</p>
<p>Dikkatli bir gözlem yaptığınızda kendisi için kurgulanan bir yaşamı sürdüren -Truman gibi- milyonlarca insan olduğunu göreceksiniz. Filmdeki gibi devasa bir film seti yok elbette ama pek çok insanın yaşamı, kendileri için dizayn edilmiş bir düşünce dünyası çerçevesinde sürüyor.</p>
<p>Kafası karışanlar -tıpkı filmde olduğu gibi- güvenli görünen bir ortamla oyalanmaya çalışılıyor. Farklı dünyaları merak edenlerin önüne engeller konuluyor. Farklı düşünen insanların kitaplarını okumaları bile çeşitli oyunlarla engelleniyor bazı insanların.</p>
<p>İçinde bulunduğu ortamdan şüphelenmeye başlayan, duvarları aşıp yeni dünyalara açılmak isteyen, haliyle kendisini sınırlayan kalıpları kırmaya çalışanları zapt etmek için din, millet, hizmet ve aile gibi duygusal kancalar alet ediliyor oyuna.</p>
<p>Truman bir şekilde yapım ekibini atlatıp kaçmayı başarınca herkesin organize bir şekilde onu aramaya çıkması bir başka etkileyici sahnedir. Tüm bu yaşananlar size de tanıdık gelecektir.</p>
<p>Bir şeylerin yanlış gittiğini sezinleyip ait olduğu grubun içinden sıyrılmak isteyenlerin karşılaştığı tepkileri düşünün. İhanet, aforoz ya da sapkınlık gibi ürkütücü ithamlarla psikolojik baskı altına alınır bu insanlar.</p>
<p>Ekibin içindeyken sadece birkaç iyi insanla birlikte çalıştığını sananlar özgürlüğe adım atma girişiminde bulununca çevresinde kalabalık bir örgüt ve organize bir sistem bulurlar. Dini ya da ideolojik çemberin dışına çıkmaya çalışanlar adeta linç edilir.</p>
<p>Truman bu ekosistemden kaçmasın diye her türlü tezgâh düzenlenir. Hatta finalde denize açılan genç adamın hayatını tehlikeye atma pahasına bazı önlemler alınır.</p>
<p>Filmin sonunda ortam sakinleşir ve Truman’ın teknesi duvara toslar. Sınırsız gökyüzü sandığı açık mavi manzara meğer boyanmış bir duvardan ibaretmiş. Kendisini sınırlayan engeller artık elle tutulur hale gelmiştir.</p>
<p>Truman duvarları aşıp kapıdan çıkarken hayatında ilk kez iletişime geçtiği yönetmenin kendisine söyledikleri dikkate değer:</p>
<p><em>“Dışarıda senin için yarattığım bu dünyada olandan daha fazla gerçek yok. Aynı yalanlar, aynı ikiyüzlülük… Ama benim dünyamda korkacak hiçbir şey yok.” </em></p>
<p>Film eski ama tespitleri hiç eskimeyecek gibi görünüyor. Truman’lar hep var çünkü. Kendisi için belirlenen yaşam kalıplarını aşabilecek, takip ettiği liderin söylemlerine itiraz edebilecek kaç insan tanıyorsunuz?</p>
<p>Size isim vermeyeceğim elbette. Çünkü isim verdiğimde bir gruba karşı olduğum izlenimi ortaya çıkar. Ve hemen akabinde rakip gruba dâhil edilirim. Şu dünyada tüm gruplardan bağımsız bir insan hayal etmek ne kadar zor, değil mi? Peki, Truman’ın dünyasından ne farkı var bizimkinin?</p>
<p>Tüm gruplara karşı olduğum şeklinde yanlış bir kanaat oluşmasını da istemem. İyi insanların birlikte hareket etmesi gerektiğine inanıyorum çünkü. Ama kitle içinde düşünmeden itaat eden bir figüran olmakla iyi bir amaç için toplanmış kalabalıklarda güçlü birey olmak çok farklı şeyler…</p>
<p>Kahramanımız tüm korkularına rağmen ilk bakışta belirsiz gibi görünen bu haliyle de korkutucu olan gerçek dünyaya adım atmak üzere dışarı çıkar. Duvarları aşar yani. Yıllardır bu filmi izleyen seyirciler kurtuluşu coşkuyla karşılar.</p>
<p>Ne diyeyim?</p>
<p>Darısı tüm Trumanlara…</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2905.htm">Truman Show</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2905.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Arar Gibi</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2861.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2861.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 06:31:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2861</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Düşünce ve akıl; elle tutulmayan, anlaşılması zor ve birbirine benzeyen kavramlardır. Ama bu ikisi&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2861.htm">Altın Arar Gibi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünce ve akıl; elle tutulmayan, anlaşılması zor ve birbirine benzeyen kavramlardır. Ama bu ikisi aynı şey değildir!</p>
<p>Düşünce; algılarımız ve bilgilerimizi sentezleyerek olaylar arasında bağlantı kurmak ve bir sonuç üretmek şeklinde özetleyebileceğim geniş kapsamlı bir süreçtir. Bu haliyle doğru veya yanlış her algı ve bilgi bizi düşünmeye sevk edebilir. Dolayısıyla düşünme sürecinde elde edilen ürün yani düşünce doğru da olabilir yanlış da.</p>
<p>Oysa akıl bu sürecin küçük ama çok özel bir parçasıdır. Bu Arapça kelimenin kökenine baktığımızda dizginlemek ve gem vurmak kavramlarıyla karşılaşırız. İşte o zaman da felsefedeki akıl tanımına ulaşırız.</p>
<p>Filozoflara göre akıl, insan zihnini yanıltıcı bilgiden koruyan ve algıları denetleyen bilinçli düşünme işlevidir. Yani aklımızı kullanmak, algılarımızın ve duygularımızın bizi yanıltmasına izin vermeden düşünce yığını içinde gerçeği aramaktır.</p>
<p>Ben bu süreci altın aramaya benzetiyorum biraz. İzninizle açıklayayım:</p>
<p>Eğer henüz böyle bir şey yapmadıysanız öncelikle amatör bir altın arayıcının yaptığı işlemleri izlemenizi öneririm. İnternete girdiğinizde bu konuda çok sayıda görsel bulabilirsiniz. Neler yapıyor bu insanlar?</p>
<p>İlk iş olarak zengin akarsu yataklarını araştırıyor altın arayıcıları. Verimli kabul edilen bir kaynakta beklenen altın oranı yüz binde bir civarındadır. Bir kamyon dolusu çakılın içinde bir kaşık altın bulmaktan bahsediyorum.</p>
<p>Aynı oranlarda olmasa da düşücelerimiz arasında aklın ürünü olan gerçek fikirlere ulaşma ihtimali biraz buna benzer. Ortalama bir insan zihni günde elli binden fazla düşünce üretebilir. Ama bu düşüncelerden sadece az bir kısmı aklın ürünü yani gerçektir.</p>
<p>Akarsu yatağının zemininde bol miktarda çakıl vardır (düşüncelerimiz gibi). Altın, çok ağır olduğu için çoğu kez derindedir (hakikat gibi). Bu değerli hazinelere ulaşma ihtimalini artırmak için mümkün olduğunca derinden kazılarak malzeme toplanır.</p>
<p>Toplanan çakıllar bir tepsiye doldurulur. Sonra da ağzına kadar suyla doldurulan tepsi dairesel hareketlerle çalkalanır. Bu işlem altının dibe çökmesini sağlar. Çünkü dedim ya, altın ağır bir elementtir.</p>
<p>İlk aşamadan toplanan malzemeler geniş gözenekli bir elekten geçirilerek çok büyük parçalar ayrılır. Bu parçaların arasından nadiren de olsa altın çıkar. İlk işlemde ortaya çıkan büyük çakıl taşlarını parlak görünen, yüksek sesle dillendirilen ve hamaset barındıran fikirlere benzetirim ben. Ama aralarında gerçeğin olma ihtimalini de göz ardı etmem.</p>
<p>Büyük parçalar elenince geride kalan malzeme artık değerli kumdur. Çünkü bu malzemenin içinde altın bulunma ihtimali daha yüksektir. Ama işimiz bitmez. Tepsiyi çalkalamaya devam ederiz.</p>
<p>Artık elimizde malzemenin en ağır olanları vardır. Siyah kum olarak tanımlanan bu malzeme minerallerden zengindir. Bazen gözle görülebilecek kadar büyük ve cımbızla ayırabileceğiniz altın parçaları bulabilirsiniz bu malzemenin içinde.</p>
<p>Kalan az miktardaki malzeme için bu sefer de mıknatıs kullanılır. Siyah kum dediğimiz bu malzeme çoğunlukla manyetik özellikte olduğu için mıknatıs tarafından çekilir. Ancak altın soy metal grubunda olduğundan mıknatıs tarafından çekilmez. Bu aşamadan sonra geride kalan malzemenin içinde altın oranı daha yüksektir.</p>
<p>Dere yatağından kamyona yüklediğiniz çakılla sağlam beton bile yapamazsınız. Bu kalabalık malzemeyi işe yarar hale sokmak için bir seri işlemden geçirmek gerekir. Düşüncelerimiz de biraz böyledir.</p>
<p>Sağdan soldan duyduklarımız ya da zihnimize düşen yığınla düşünce gerçeğin ancak hammaddesi olabilir. Hakiki bilgiye ulaşmak için altın arayıcıların yaptığı türden arama, eleme ve mıknatıslama süreçlerinden geçirmek gerekir.</p>
<p>Bilinçaltımız, bize hız kazandırma ve enerji tasarrufu sağlama potansiyeline sahiptir. Bu madalyonun bir yüzüdür. Diğer taraftan arzu ve hırs gibi yoğun duygularla bizi ayartma potansiyeline de sahiptir bilinçaltı.</p>
<p>İdeolojik hatta bazı dini inançlarımız aşk gibi yoğun duyguların çekim alanındadır. Bu ise tıpkı aşk gibi yanılma potansiyeli taşır. Bilinçaltının etkisindeki bu düşünceleri mıknatıslama işleminden geçirdiğimizde geriye duygulardan arınmış saf bilgi kalacaktır. İşte şimdi hakikate daha yakınız.</p>
<p>“Aşktan, paradan, şöhretten ziyade hakikati verin bana,” diyor Henry David Thoreau (1817-1862).</p>
<p>Bir kamyon dolusu çakılı yorucu bir süreçten geçirdiğimizde elimizde kalan muhtemelen iki kaşık altın olacaktır. Peki, bilgi ve düşüncelerimizi böylesine zorlu bir süreçten geçirdiğimizde elimizde ne kalır?</p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Kendini bil!</em></p>
<p><em>Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir.</em></p>
<p><em>Kesin olmayan bilgiden uzak dur. </em></p>
<p><em>Belki de kesin olan tek şey hiçbir şeyin kesin olmadığıdır.</em></p>
<p><em>Kimse erdem olmadan mutlu olamaz.</em></p>
<p><em>Başkalarının günahı bizi aziz yapmaz.</em></p>
<p><em>Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma. </em></p>
<p><em>İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.</em></p>
<p><em>İnsan ne kadar az bilirse, o kadar şiddetle savunur.</em></p>
<p><em>Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar çok kusur ararız.</em></p>
<p><em>Zekânın ölçüsü, değişme yeteneğidir.</em></p>
<p><em>Hiçbir saadet yoktur ki bedeli daha önce ödenmiş olmasın.</em></p>
<p><em>Mücadeleden kaçanlar, mücadele edenlerden daha çok yara alırlar.</em></p>
<p><em>Doğru yolda bile olsanız, eğer oturuyorsanız sizi ezip geçerler.</em></p>
<p><em>İrade eksikliğinden başka şifasız hastalık yoktur.</em></p>
<p><em>Konuşmak bir ihtiyaç ise susmak bir sanattır.</em></p>
<p><em>Soğumuş demiri, çürümüş eşyayı düzeltmeye çalışma!</em></p>
<p><em>Güçlü beyinler fikirleri tartışır, vasat beyinler olayları, zayıf beyinler insanları…</em></p>
<p><em>Kimseye kirli ayaklarıyla beyninizde gezme fırsatı vermeyin.</em></p>
<p><em>Binlerce kilometrelik yolculuk bir adımla başlar.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Sizi bilmem ama iki dakikada okuyabileceğim bu özlü sözlerin hayatıma katkısı, iki yılda okuyamayacağım kadar çok sayıdaki bazı kitaplardan fazladır.</p>
<p>Altın arama işleminin zorluğunun farkındayım. Ama birileri bu işi bizim için yapmışken ve bu bilgeliği karşılıksız hizmetimize sunmuşken faydalanmamak için hiçbir mazeretim yok.</p>
<p>“Bazen iyi bir öğüt, bir armağandan daha değerlidir,” der Montaigne (1533-1592).</p>
<p>Bilgelik yolumuzu aydınlatan ışık olduğunda daha güzel bir dünya için umut hep var olacaktır.</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2861.htm">Altın Arar Gibi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2861.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıl Oyunları</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2842.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2842.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 03:18:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2842</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; John Forbes Nash… Nobel ödüllü bilim insanı, hayatı romanlara ve filmlere konu olmuş bir&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2842.htm">Akıl Oyunları</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>John Forbes Nash…</p>
<p>Nobel ödüllü bilim insanı, hayatı romanlara ve filmlere konu olmuş bir matematik dehası…</p>
<p>Filmin orijinal adı “A Beautiful Mind.”</p>
<p>Bu ifadenin tam Türkçe karşılığı aslında “Güzel Bir Zihin.” Fakat dilimize “Akıl Oyunları” şeklinde çevrilmiş.</p>
<p>Gerçeklerden esinlenen bu biyografik filmin kahramanı Nash, 1928 yılında doğmuştur (Amerika). Princeton Üniversitesi&#8217;nde henüz yirmi bir yaşındayken hazırladığı &#8220;Oyun Teorisi&#8221; isimli doktora tezi ona yıllar sonra (1994) Nobel Ekonomi Ödülünü kazandırmıştır.</p>
<p>Otuz yaşına kadar hızla yükselip matematik camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Nash daha sonra MIT&#8217;de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) profesör olarak görev yapmıştır.</p>
<p>Otuzlu yaşlarının başında hayali oda arkadaşıyla başlayan sohbetleri çevresindeki insanların dikkatini çekmiştir. Başka tuhaf davranışlar da sergileyen bu matematik dahisine paranoid şizofreni teşhisi konulmuştur.</p>
<p>Nedeni kesin olarak bilinemeyen ve doğrusu tedavisi de kolay olmayan şizofreni; halüsinasyonlar ve paranoyak düşünceler içeren ciddi bir ruh hastalığıdır. Halüsinasyon, var olmayan şeyleri görme veya duyma (varsanı) şeklinde bir algılama kusurudur. Paranoya ise herkese şüpheyle yaklaşma ve kendini tehdit altında hissetme şeklindeki bir ruhsal durumdur. Filmi izlediyseniz karmaşık görünen bu kavramlar size daha anlaşılır gelecektir.</p>
<p>Nash, düzenli tedaviye ek olarak kendi zekâsını da kullanarak bu hastalıkla mücadele etmiştir. Bir yandan aile ilişkilerini yürütmüş diğer yandan bilimsel çalışmalarına devam etmiştir. Sıra dışı dehasına zorlu hastalıkla mücadelesi de eklenince anlatılmaya değer bir yaşam hikâyesi çıkmıştır ortaya.</p>
<p>Film seyirciyle buluştuğunda (2001) yetmiş iki yaşında olan Nash, 2015 yılında -yani seksen yedi yaşındayken- bir trafik kazasında ölmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok iyi bilinen bir film ve anlaşılması zor bir hastalıktan bahsetmemin önemli nedenleri var. Birincisi, yeryüzünde gözümüzün gördüğü en muhteşem canlı insan ve insanın en özel parçası bir buçuk kiloluk beynidir.</p>
<p>Tam olarak tarif edemediğimiz ama varlığını da inkâr edemeyeceğimiz “düşünce” denilen çok özel yetinin at oynattığı sahadır beyin. Gününüz teknolojisiyle bile henüz tam olarak anlaşılamayan ve muhtemelen uzun bir süre kapasitesine ulaşılamayacak bir bilgisayardan bahsediyorum.</p>
<p>Dakikada yüz düşünce üretme kapasitesine sahip olan insan beyninin bir özelliği de yanılma potansiyelidir. Makine arıza yaptığında insan, olmayan şeyleri gördüğünü ve duyduğunu iddia edebilir (halüsinasyon). Ya da gerçek olmayan bir düşünceye ısrarcı şekilde inanabilir (hezeyan) bazı insanlar.</p>
<p>Algılarımızın ve duyularımızın kusurlu olma potansiyelini göz ardı ettiğimizde başımız beladadır. Ama John Nash gibi, aklını kullanır ve algılarının kusurlarıyla yüzleşirse bu insanların hayatı roman olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu konuyu gündeme alma nedenlerimden ikincisini çok daha fazla önemsiyorum. John Nash gibi bir matematik dehası olmanız sizi algısal yanılgılardan ve yanlış düşüncelerden muaf tutmuyormuş. Algı kusuru ve ruhsal rahatsızlıkların neden olduğu düşünce bozuklukları ortalamadan daha zeki insanların bile karşılaşabileceği bir durumdur.</p>
<p>Aslında belirgin halüsinasyonları olan insanların şizofren olduğunu anlamak için psikiyatrist olmaya bile gerek yok. Üstelik bu tür hastalıkların sayısı neyse ki çok değildir. Esas sorun daha büyük bir kalabalığı oluşturan ikinci gruptur. Zeki ve statü sahibi bir insanın hastalıklı düşüncelere (hezeyan) sahip olduğunu anlamak psikologlar için bile zor olabilir.</p>
<p>Psikozlu insanların çok önemli bir özelliği, hasta olduklarını reddetmeleridir. Kendisini dünyadaki en zeki ve bilge insan sanan dolayısıyla düşüncelerini sorgulamaktan bile kaçınan ruh hastaları hem kendileri hem de çevresindeki insanlar için hayatı zorlaştırmaktadır.</p>
<p>Mark Twain tarafından çok çarpıcı bir şekilde ifade edildiği gibi; “Başınızı derde sokan bilmedikleriniz değil, bildiğinizden kesin bir şekilde emin olduğunuz halde aslında öyle olmayanlardır.”</p>
<p>Fikirlerimizi ateşli bir şekilde savunurken geri adım atmamakta ısrarlı görünüyorsak bu çoğu kez çok bilmekten değil aksine bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dilimize çevrilen haliyle filmin ismi etkileyici görünüyor ama kanaatimce bazı anlam sorunları var. Mesela, aklımız bize oyun oynamaz. Bize oyun oynayan zihnimizdir. Aklımız, zihnimizin oynadığı oyunları denetlemek için vardır.</p>
<p>İnsanoğlunun en büyük dramı ise düşünmeyle aklı kullanmanın farklı şeyler olduğunu unutup düşündüğü her şeyin gerçek olduğu yanılgısına düşmesidir.</p>
<p>Peki, düşüncelerimiz arasında aklın ürünü olanları yani hakikati nasıl anlayacağız?</p>
<p>Aslında bahsettiğim filmi izlediğinizde ciddi ipuçları bulacaksınız. Bizim gördüğümüz şeyleri başkaları görmüyorsa ve duyduğumuz şeyleri başkaları duymuyorsa bunun halüsinasyon olduğunu anlamak zor değil. Ama kesinlik derecesinde yapıştığımız düşüncelerdeki tutarsızlıkları görmekte zorlanıyoruz.</p>
<p>Bizim düşüncelerimizi herkes benimsemiyorsa kesin yanlıştır, diyemeyiz. Ama bilimsel bir yaklaşımla fikirlerimiz her zaman ve her zeminde tutarlı çözümler üretmiyorsa doğruluğunu sorgulamak gerekir. Çünkü bilimsel gerçek her şartta aynı sonucu veren tutarlı bilgilerdir.</p>
<p>Ortada bir kova dolusu anahtar var. Hangisinin doğru olduğunu tartışmaktansa deneyebiliriz. Kilidi açan doğru anahtardır. Düşüncelerimizi bu minik teste tabi tuttuğumuzda hezeyanlardan kurtulma şansımızı artırırız. Dünyanın en ideal yaşam felsefesi ve kurtuluş reçetesi olduğunu iddia ettiğimiz ideolojilerimiz her devirde ve her ortamda işe yaramıyorsa belki bu da bir hezeyandır.</p>
<p>Algılarımızın ve duygularımızın yanılma potansiyelini kabullenmek, hakikate ulaşma yolunda atılacak çok değerli bir adımdır. Eğer unutmazsak bu yaklaşım bizi fikirlerimizde körü körüne diretmekten koruyacaktır. Ayrıca farklı düşünen insanlara karşı daha hoşgörülü olmamıza yardımcı olacak olan bu tutum, bizi tartışma ve çatışmalardan uzak tutacaktır.</p>
<p>Ne dersiniz?</p>
<p>İnsanların barış içinde yaşadığı bir dünya için bize ilham veren bu filmi izlemeye değmez mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2842.htm">Akıl Oyunları</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2842.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gordion Düğümü</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2810.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2810.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 04:32:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2810</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Önce minik bir hatırlatma… Frigler, Antik Çağ&#8217;da Orta Anadolu&#8217;da yaşamış Hint-Avrupa kökenli bir halktır.&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2810.htm">Gordion Düğümü</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Önce minik bir hatırlatma…</p>
<p>Frigler, Antik Çağ&#8217;da Orta Anadolu&#8217;da yaşamış Hint-Avrupa kökenli bir halktır.</p>
<p>Efsaneye göre, Frigler yeni bir lider arayışındadır. Akıl danıştıkları bir kahin, şehre giren ilk adamı kral ilan etmelerini önerir.</p>
<p>Şehre gelen ilk kişi Gordios isimli yoksul bir köylüdür. Ama anlaşma anlaşmadır.</p>
<p>Gordios kral olunca kağnı arabasını Frig tanrısı Sabazios tapınağına adar. Araç, karmaşık bir düğümle tapınağa bağlanır. Bu düğümü çözecek kişinin gelecekte Asya&#8217;nın hâkimi olacağı söylentisi yayılır.</p>
<p>Büyük İskender, Gordion&#8217;a geldiğinde önce düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser.</p>
<p>İskender, gerçekten de Pers İmparatorluğu&#8217;nun fatihi ve Asya&#8217;nın hâkimi olma yolundadır. &#8220;Gordion düğümünü kesmek&#8221; ifadesi böylece karmaşık görünen sorunların cesur, özgün ve gerekirse kaba kuvvetle çözülmesi anlamında bir metafor olarak kullanılır. Hikâyede ilk akla gelen yorum budur.</p>
<p>Bizde bu konuyla ilgili özlü sözler var biliyorsunuz. “Akıllı köprü arayana dek deli suyu geçer,” derler. Sahiden de kusursuzu aramak ve hata yapmaktan korkmak elimizi kolumuzu bağlar bazen.</p>
<p>Kafkas Kartalı İmam Şamil (1797-1871); “Sonunu düşünen kahraman olamaz!” demiş. Efsane kahramanın cesareti ve kararlılığı dillere destandır. Demek oluyor ki, yeri geldiğinde ince hesap yapmadan harekete geçmek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak bilindiği üzere İskender henüz otuz üç yaşında iken ateşli bir hastalıktan ölür. Bilgeler bu durumu da İskender&#8217;in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlar. “Sonunu düşünen kahraman olmaz,” tamam. Ama kahramanlar da uzun yaşamaz. Yani acele edip çok hızlı karar da vermemek gerekir.</p>
<p>Gördüğünüz gibi aynı efsane iki farklı şekilde yorumlanmıştır. Haliyle İskender’in tutumunun doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu anlamak zor görünüyor.</p>
<p>İnsan karakterinin renklerine dair deneyimlerim bana şunu düşündürüyor: İlk yorumu yapanların hızlı karar veren cesur insanlar olduğunu tahmin etmek zor değil. Aynı hikayeyi tam tersine yorumlayan ikinci gruptakilerin de tedbirli ve temkinli insanlar olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki, üçüncü bir yol olabilir mi? Mesela, felsefenin bu mesele için bir çözümü var mı?</p>
<p>Hesap kitap yapmadan gözümüzü karartıp eyleme geçmek bize zaman kazandırıyor gibi görünse de başımızı belaya sokma riski var. Diğer yandan şartların kusursuz olmasını beklersek hiçbir iş için girişimde bulunamayız. Ben olsam Aristo gibi altın ortadan bakardım.</p>
<p>Cesaretle aptallığı, tedbirle de korkaklığı birbirinden ayırmak gerekir. Eyleme geçmeden önce zamanım varsa araştırma yaparım. Yazılı plan yaparak atacağım adımların faydalarını ve zararlarını hesaplarım. Sahiden gerekiyorsa harekete geçmek için zaman kaybetmem. Çünkü kararsızlık en büyük zaman hırsızıdır.</p>
<p>Ama beni esas düşündüren dördüncü yol…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kusurlu algılarımız bizi sürüklüyor. Gordion, düğüm, İskender, kılıç gibi parlak ifadelere odaklanırken hakikati gözden kaçırıyoruz.</p>
<p>Kahin de olsa hiçbir insanın geleceğe dair kesin haber veremeyeceğini unutup efsanelerin ardına düştüğümüzde faydasız şeylerle uğraşırız. Hiçbir işe yaramayacağı halde örneğin zorlu bir düğümü çözmek için zaman ve enerji harcarız. Oysa bu değerli hazineleri -zaman ve enerji- bizi doğru hedeflere ulaştıracak adımlar atmak için tasarruf ettiğimizde başarı ihtimali çok daha yüksektir.</p>
<p>Lütfen dikkat edin!</p>
<p>Felsefe ve sahih din, takipçilerini okumaya, düşünmeye ve gerçeğin peşinden koşmaya teşvik eder. Durum böyleyken gizemin peşinden koşan bazı insanların ne işe yaradığını düşünmeden bir sürü şey yaptığını göreceksiniz.</p>
<p>Birilerinin bağladığı düğümü çözmenin dünyanın önemli meselelerini halletmekle nasıl bir illiyet (nedensellik) bağı olduğunu düşünmeye bile gerek duymuyor bazı insanlar. Hamster çarkında yürüyen sevimli canlı gibi sürekli hareket halindedirler ama hedefe doğru bir metre bile yol kat etmezler. En acısı da yerinde saydıklarından habersiz bir şekilde zaman ve enerjilerini tüketmeye devam ediyorlar.</p>
<p>Uyanmak, kısır döngüden çıkmak, aklın ve bilginin ışığında hareket etmek ve daha güzel bir dünya için işe yarayacak adımlar atarak mesafe kat edenlerin arasında olmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2810.htm">Gordion Düğümü</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2810.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denizyıldızı Hikâyesi</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2795.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2795.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 08:31:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2795</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Denizyıldızı, adı üstünde denizde yaşayan yıldız şeklinde bir canlıdır. Vücutlarına yayılan su kanalları sayesinde&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2795.htm">Denizyıldızı Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Denizyıldızı, adı üstünde denizde yaşayan yıldız şeklinde bir canlıdır. Vücutlarına yayılan su kanalları sayesinde besinlerin vücut içinde taşınması sağlanır.</p>
<p>Kollarından bir ya da ikisini kaybettiğinde yenileyebilme yeteneği var denizyıldızının. Doğal ortamında -yani suyun içinde- onlarca yıl yaşayan denizyıldızı, sudan çıktığında birkaç günde ölür.</p>
<p>“<em>Kurutulmuş doğal denizyıldızı uygun fiyata satılmaktadır.</em>”</p>
<p>İnternette bu türden satış ilanlarıyla karşılaşabilirsiniz. Ya da hediyelik eşya dükkânlarından satın alınabiliyor. Peki, ne için?</p>
<p>Mesela takı için kullanılıyor kurutulmuş denizyıldızı. Duygusal yenilenmeyi, korumayı ve denizle sağlam bir bağ kurmayı sembolize ettiğini düşünenler var. Okyanus yaşamı koleksiyoncuları da ilgileniyor bu kurutulmuş hayvanlarla. Kurutmak için de bir dizi karmaşık işlemden geçiriliyor denizyıldızları.</p>
<p>Plaj düğünlerinde süslemeden tutun ev dekorasyonuna varıncaya kadar pek çok amaçla kullanılıyor bu hayvanın ölüsü. Ama benim bahsetmek istediğim hikâye tam tersine bu estetik canlının yaşatılmasına dair:</p>
<p><em>Adamın biri sabaha karşı güneşin doğuşunun keyfini çıkarmak için sahile iner. Uzakta birini görür. Yaklaştığında bir çocuğun sahile vuran denizyıldızlarını okyanusa attığını fark eder. Yanına yaklaşıp sorar:</em></p>
<p><em>“Denizyıldızlarını neden okyanusa atıyorsun?”</em></p>
<p><em>Çocuk yanıtlar: “Güneş yükseldiğinde sular çekiliyor. Onları suya atmazsam susuzluktan ölecekler.”</em></p>
<p><em>Adam şaşırır. “Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı… Hangi birini kurtaracaksın? Birkaç tanesini kurtarsan ne fark edecek?”</em></p>
<p><em>Çocuk, adamı dinledikten sonra eğilip bir denizyıldızını daha alır ve okyanusa atar.</em></p>
<p><em>“Bu denizyıldızı için fark etti…”</em></p>
<p>Çevremizde bir sürü denizyıldızı var.</p>
<p>Bir öğretmen için öğrencisidir denizyıldızı, bir doktor için hastası. Bazen umut aşılanacak karamsar bir ihtiyardır denizyıldızı, bazen başarı için motive edilecek bir genç.</p>
<p>Bazen evin güvenli ortamında büyütülüp sonra da hiç hazır olmadığı sokağa atılmış bir kedidir denizyıldızı, bazen sakat bir köpek.</p>
<p>Mesela temiz tutulacak çevredir bazen denizyıldızı, yangından korunacak bir orman ya da…</p>
<p>“Hangi biriyle ilgileneyim?” demeyelim. Ulaşabildiğimiz herhangi birinin hayatına dokunabiliriz.</p>
<p>Dünyayı kurtaramayabiliriz ama minik bir dünya için çok anlam ifade edebilir yaptıklarımız.</p>
<p>El uzatabileceğimiz sadece bir denizyıldızı olsa bile harekete geçenlerden olmak dileklerimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2795.htm">Denizyıldızı Hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2795.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelebek Etkisi</title>
		<link>http://www.halilcikriklar.com/2779.htm</link>
					<comments>http://www.halilcikriklar.com/2779.htm#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil ÇIKRIKLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 07:50:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç Şeyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.halilcikriklar.com/?p=2779</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Amazon Ormanları&#8217;nda bir kelebeğin kanat çırpması, Amerika’da fırtına kopmasına neden olabilir.” Kelebek etkisini bu sözle&#8230;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2779.htm">Kelebek Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Amazon Ormanları&#8217;nda bir kelebeğin kanat çırpması, Amerika’da fırtına kopmasına neden olabilir.”</em></p>
<p>Kelebek etkisini bu sözle hatırlarız hepimiz. Minik değişikliklerin tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük sonuçları olabileceğini ifade etmek için kullanılır bu aforizma.</p>
<p>Sahiden de öyledir. Mesela, kötü alışkanlıklar küçük de olsa zamanla hayatımızı enkaza çevirebilir.</p>
<p>“Bir gram ağırlığındaki sigaranın dumanını içimize çekmekle ne olur?” demeyin. Yıllar sonra akciğer kanserinin insanı düşürdüğü zorlu tabloyu hatırlayın.</p>
<p>“İki lokma ekmekten ne olacak?” demeyin. Göz açıp kapanıncaya kadar geçip giden yılların ardından gelişen obezite, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, diyaliz, iyileşmeyen yaralar ve kesilen bacakları hatırlayın.</p>
<p>Madem küçük şeylerin böylesine büyük sonuçları oluyor, bu mekanizmayı avantaja çevirmek elimizdedir. İyi alışkanlıklar –minik de olsa- hayatımızı bir sanat eserine dönüştürme potansiyeline sahiptir.</p>
<p>Mesela her gün on sayfa kitap okumak, on bin adım atmak, sosyal medyanın zincirlerinden bir saat olsun özgür kalıp faydalı bir şey yapmak…</p>
<p>Küçük gibi görünen tüm bu adımlar bir araya geldiğinde yaşam kalitemizi artırır. Daha nitelikli, daha başarılı ve daha mutlu bir hayatımız olur.</p>
<p>Sadece kendi hayatımız için değil, dünya için de geçerlidir bu teori. Küçük büyük demeden, daha güzel bir dünya için attığımız her adım hayal bile edemeyeceğimiz değişimlerin bir parçası olabilir.</p>
<p>Dünyayı ateşe verenler bazı devletlerin liderleri olabilir; bu liderleri insanlar seçiyor. Savaşları körükleyenler para babaları ve silah baronları olabilir; biz insanlar zengin ediyoruz bu adamları. Sağlıklı düşünüp doğru karar veren bilinçli insan sayısı arttıkça bu kötülükler azalacaktır.</p>
<p>Öyleyse “Haydi!” diyorum. “Daha güzel bir dünya için bugün minik bir adım atalım.”</p>
<p><em>Zamanımızın sonsuz olmadığını hatırlatalım kendimize. </em></p>
<p><em>Gözümüzü açtığımız her günü hediye gibi değerlendirelim. </em></p>
<p><em>Çözüm önermeyen eleştirilerle çevresine karamsarlık aşılayanlardan uzak duralım.  </em></p>
<p><em>Doğru ve faydalı bir bilgiyi paylaşalım. </em></p>
<p><em>Bir dostumuzu arayıp sürpriz yapalım. </em></p>
<p><em>Karamsar bir gencin derdini dinleyelim.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne dersiniz? Hiçbiri zor görünmüyor, değil mi?</p>
<p>Bir kelebeğin kanat çırpışı gibi kolay ve minik adımlar hepsi. Ama bir araya geldiğinde Amerika’da fırtına koparabilir!</p>
<p>Daha nitelikli bir yaşam, daha güzel bir dünya için hadi biz de kanat çırpalım. Narin bir kelebeğin minik çabaları kadar cılız olsa da yapalım bunu.</p>
<p>Madem işin ucunda fırtına ihtimali var…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.halilcikriklar.com/2779.htm">Kelebek Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="http://www.halilcikriklar.com">Halil Çıkrıklar</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.halilcikriklar.com/2779.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
