Anasayfa » Dünyanın Merkezi

Dünyanın Merkezi

Halil ÇIKRIKLAR

 

Sivrihisar’dan yolu geçenleri koca bir tabela karşılar:

“Dünyanın Merkezine Hoşgeldiniz.”

Dünyanın Merkezi, Sivrihisar. Nereden mi biliyoruz?

Nasrettin Hoca’dan elbette.

Gerçi Akşehir halkı da bu özel statüyü sahiplenir ama sorun değil. Nasrettin Hoca bu iki güzide kasabaya -hatta dünyaya- yeter. Biz bu tatlı rekabeti bir kenara bırakıp o meşhur fıkrayı hatırlayalım isterseniz.

 

Hoca’ya dünyanın merkezinin neresi olduğu sorulur. O da “Eşeğimin ayağının bastığı yerdir,” diye yanıtlar.

İtiraz edenlere; “İnanmazsanız ölçün,” der.

 

İddia büyük, aksini ispat etmek zor.

Ama ben daha çok bu ince nüktenin altındaki felsefi mesaja odaklanmak istiyorum.

Dünyanın Merkezi dediğinizde karşınıza pek çok bölge çıkar. Coğrafi, ekonomik, kültürel, politik ve teolojik açıdan baktığınızda herkesin merkez kabul ettiği yer farklıdır. Ve tıpkı fıkrada olduğu gibi iddia kolay ama aksini ispat etmek zordur.

Merkez anlayışı bununla da sınırlı değildir. Mesela pek çok insanın kendisini dünyanın merkezi sandığını siz de gözlemlemişsinizdir.

“Benim inancım en doğrusudur, öyleyse herkes beni takip etmeli.”

“Benim ideolojim dünyanın tek kurtuluş yoludur, herkes beni desteklemeli.”

Dahası da var: Doğrudan dile getirmese de pek çok insan için kendi çıkarlarıdır merkezde olan.

Bu arada çok önemli bir şeyi sormayı unutuyoruz: Peki, her birimizin bizzat kendi hayatının merkezinde ne var?

Stephen Covey, yirminci yüz yılın en değerli kitaplarından biri sayılan “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” isimli eserinde hayatımızın merkezini belirlemeyi öneriyor bize. “Yaşantımızın merkezinde ne varsa güvenlik, rehberlik, bilgelik ve gücümüzün kaynağını da o oluşturur,” diyor.

Ve ilke merkezli bir yaşamı öneriyor Stephen Covey:

“İlke merkezliyseniz size nereye gitmek istediğinizi ve oraya nasıl erişeceğinizi gösteren bir pusula rehberlik eder. Olaylar, durumlar, duygular ve koşulların uzağında durup, dengeli bütüne bakarsınız. Başkalarının tutum ve davranışları sizi kısıtlamaz.”

Sevgi, bilgi ve erdem gibi güzel kavramlarla hayatımızın merkezini tanımlamak kolaydır. Ama iş uygulamaya gelince sapır sapır dökülüyoruz. Erdemden bahsediyor ama önce kendimizi kandırıyoruz.

“Hayatımın merkezinde gerçek var,” diyor ama kesin gerçeği aramaktansa dedikodularla harekete geçiyoruz.

“Hayatımın merkezinde bilgi var,” diyor ama her gün bize hediye edilen yirmi dört saatin bir saatini bile bu iş için ayırmıyoruz.

“Hayatımın merkezinde özgürlük var,” diyor ama bizim gibi düşünenlerden başkasına özgürlük tanımıyoruz. Henry Ford’un otomobiller hakkında sarf ettiği söz bu durumu anlatmak için çarpıcı bir örnektir sanırım: “Siyah olmak kaydıyla istediğiniz rengi seçebilirsiniz.”

Konuşmaya gelince en güzel kelimelerle ilkelerimizi ifade etmekte mahiriz çoğu kez. Ama uygulamaya baktığımızda pek çok insanın merkezini para, çıkar, kariyer ya da güç oluşturmaktadır. Bunu nereden mi biliyorum?

Bir insanla oturup on dakika sohbet ettiğinizde en çok duyduğunuz kelimelere bakın önce. Sonra da o insanın zaman ve enerjisinin en büyük kısmını ayırdığı şeylere… Ne demek istediğimi kolayca anlayacaksınız.

Bana en zavallı görünenler ise hayatının merkezine kin ve düşmanlığı yerleştirenlerdir. Kendi merkezini bulamamış bu insanlar bir ideoloji ya da insana olan düşmanlığını yaşam amacına dönüştürmüştür. Yani kendi merkezleri bile başkalarına bağlıdır bu insanların; yani gerçekte hayatlarının bir merkezi yoktur.

Bu insanların durumu acınasıdır, çünkü düşman belledikleri hedef olmasa pusulasız kalırlar. Artık merkezleri kalmayan bu insanlar; amaçsız ve anlamsız bir hayatın girdabında boğulurlar.

Kendi hayatının merkezine bilgi ve erdemi yerleştirip samimiyetle bunu takip edenlerden biri olmak dileklerimle…

 

 

İlgili Yazılar

Subscribe
Bildir
guest

2 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Alim Selim Sönmez

Yine güzel bir yazı. Emeğinize sağlık Sayın Hocam.

2
0
Would love your thoughts, please comment.x