UFAK ŞEYLERİ DERT ETMEYİN (Richard Carlson)
Bu mütevazı başlığın altında hayatımızın en önemli meseleleri irdeleniyor.
Her ne kadar para, güç, statü ve şöhret gibi sahte hedeflerin peşinden koşsak da gerçekte en çok aradığımız şey huzurdur. Huzur dediğimiz o tatlı gizemin önündeki engeller ise insanlardır. Sokakta azgın bir köpeğin saldırısına uğradığımızda bile kızdığımız yine insandır. Yazar ve psikoterapist Richard Carlson, işte bu meseleye dair derinlemesine analiz yapmış.
Kıl, gıcık ya da sorunlu tipler olarak sınıfladığımız bazı insanların yaşam enerjimizi düşürdüğü, huzurumuzu kaçırdığı bir gerçek. Ama bu sorunun çözümüne yönelik attığımız adımların etkin olduğunu söylemek zor.
Bu kitap size çok şey vadediyor. Birkaç tutum değişikliğiyle ilişkilerinizin haliyle de hayatınızın değişeceğini anlatıyor. “Dünyada sözümüzün geçeceği yegâne kişi kendimiz,” ilkesine yaslanan yazar harika çözüm önerileri sunuyor. Öyle ki, “Neden bunu şimdiye kadar denemedim?” dedirtecek şeylerden bahsediyor Carlson.
Altını çizdiğim onca satır, çıkardığım sayfalar dolusu özetten sonra şunu samimiyetle söyleyebilirim. Baştan sona yaşam pratiğine aktarılacak bir kılavuz duruyor karşınızda. Artık sorunlu tiplerden kaçmanıza gerek yok. Hatta biriyle karşılaşıp egzersiz yapmak, bu ilkeleri denemek isteği uyandırıyor yazar. Her bir uygulamayla huzur ölçeğinizin yükseleceğini hissediyorsunuz. Ama ben yine de rutinimi bozmadan eserden birkaç alıntı paylaşmak istiyorum:
İnsanların çoğunluğu yaşam enerjilerinin büyük bir kısmını ufak şeylere takılmaya harcadıkları için, hayatın sihri ve güzelliği ile olan bağlantıları zayıflar.
Düşünce sürecinizdeki çığ gibi büyüme etkisini fark edin. Zihinsel bir kartopu yapmaya başladığınızı ne kadar erken anlarsanız, durdurmak da o kadar kolay olur.
Sizin göreviniz, yaşamınıza giren insanların size ne öğretmeye çalıştıklarını çözmektir. Eğer bunu becerebilirseniz, diğer insanların yaptıkları ile kusurları sizi daha az kızdıracak, rahatsız edecek ve sinir edecektir.
Kendinize sormanız gereken en önemli sorulardan bir tanesi “Haklı olmak mı, yoksa mutlu olmak mı istiyorum?” sorusudur. Genelde aynı anda ikisi birden mümkün değildir.
Bir şey sizi üzdüğünde ya da öfkelendirdiğinde kendinize, “Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?” diye sorun.
Hayatınızdaki insanları minik çocuklar veya yüz yaşında insanlar olarak hayal edin. İnsanlara karşı olan öfkenizden kurtulmakta son derece başarılı bir tekniktir.
En sinir bozucu davranışları sergileyen kişi aslında merhamet için yalvaran, sıkıntısı olan bir insandır.
Haklı olma duygunuzu bastırıp, nazik olmayı her seçtiğinizde, içinizde huzurlu bir duygunun geliştiğini hissedeceksiniz.
Eleştirmek, tıpkı küfür etmek gibi kötü bir alışkanlıktan başka bir şey değildir.
Eleştiriye tepki vermek eleştiriyi ortadan kaldırmaz. Gerçek şu ki, eleştiriye olumsuz tepki verdiğimizde, bizi eleştiren kişi, hakkımızdaki değerlendirmesinin doğru olduğundan emin olur.
İstediklerinizi değil, elinizdekileri düşünün. Yeni arzular için yanıp tutuşurken mutlu olmak mümkün değildir.
Başkalarını suçlamayı bıraktığınızda hayat çok daha eğlenceli ve idamesi çok daha kolay bir hale gelecektir.
Dünyayı değiştiremeyiz. Zaten buna gerek de yok. Gereken tek şey şu an yapabileceğimiz küçük iyiliklere odaklanmaktır.
Kendinizi bir tartışmanın içinde bulursanız, kendi görüşünüzü savunmak yerine önce karşı tarafın bakış açısını anlamaya çalışın.
Kendinize olumsuz olanın hayatınız değil, düşünceleriniz olduğunu hatırlatın.
Hayatın nasıl olması gerektiği konusunda önceden belirlediğimiz fikirlerimizin olması, içinde bulunduğumuz andan keyif ve ders almamıza engel olur.
Birçoğumuzun, diğer insanların yetersizliklerine ya da sorunlarına odaklanmamızın en baş nedenlerinden biri de kendimizi incelemekten kaçınmamızdır.
Amacınız, çevrenizdeki insanlarda, işinizde ve genel olarak dünyada kusur bulmaksa kesinlikle bu konuda başarılı olursunuz. Fakat bunun aksi de geçerlidir.