Şimdi size okuduğum en ince kitaptan bahsetmek istiyorum. Hepi topu 64 sayfa…
İki saatte okuyabileceğiniz bu minik dev eser bir bütün olarak yaşamınızı etkileyecek derslerle doludur.
Ülkemde ve dünyada her on kişiden biri yaşlı sınıfında yer alıyor. Diğerleri de bu gruba dahil olmak için yaşamaya devam ediyor. Yani ölmezsek hepimiz için kaçınılmaz bir sondan bahsediyorum.
Unutmaya çalışsak da çevremizde gördüklerimiz bize yaşlılığı hatırlatıyor. Pek çok insanı endişelendiriyor bu final. Neden?
Yaşlanmak sadece fiziksel sağlığı yitirmek, güçsüz düşmek, işe yaramamak gibi olumsuz şeylerden ibaret değil, biraz da yalnızlık olarak algılanıyor. Güzel ülkemde bir milyondan fazla insan -çoğu yaşlı elbette- yalnız yaşıyor.
Bu kadar karamsarlık yeter. Çünkü yaşlılıkla ilgili içimize su serpecek harika bir eser duruyor karşınızda. Cicero, çarpıcı tespitleriyle yaşlılığı bambaşka boyutlara taşıyor. İsterseniz yazarımızın kim olduğunu hatırlayalım.
Cicero, MÖ 106 yılında Roma’da doğdu. Roma kralı Sezar’a muhalif bir devlet adamıydı. Platon gibi güncel politikadan uzak durmaya çalışmıştır ama idam edilmekten kurtulamamıştır (MÖ 43).
Kitapta anlatıcı olarak kurgulanan Marcus Porcius Cato (MÖ 234-149) ise yazardan bir asır daha önce doğmuş Romalı bir devlet adamıdır.
Şimdi bu eserden birkaç alıntı yapalım:
İnsanların çoğu yaşlılığa ulaşmayı ister, umut eder ama ulaşınca da onu suçlar.
Bazı yaşlılar, onlarsız yaşamı düşünemedikleri bazı hazlardan yoksun kaldığı ve geçmişte kendisine saygı duyan kimseler artık kendisine aldırış etmediği için sızlanıp durur. Bu tür sızlanmaların suçu yaşta değil, karakterdedir. Huysuz ve geçimsiz değil, aksine ılımlı olan yaşlılar katlanılabilir bir yaşlılık sürerler. Arsızlık ve geçimsizlik yaşamın her çağında bunalıma sebep olur.
Büyük işler kuvvet, hız ya da çeviklikle değil, düşünce, otorite ve karar verme yeteneğiyle yapılır; bunlar da yaşlılıkta azalmak şöyle dursun, daha da artar genellikle.
En büyük devletler gençler tarafından çökertilmiş, yaşlılar tarafından kurtarılmış ve ayağa kaldırılmıştır.
Şimdi gençlikteki o kuvveti arzulamıyorum, keza gençken de boğa ya da fil gücünde olmayı arzulamıyordum.
Haz arzusunun insanı göze almaya zorlamadığı hiçbir suç, hiçbir kötü eylem yoktur.
Madem muhakeme ve bilgelik yoluyla hazdan uzaklaşamıyoruz, o halde sonuç itibariyle uygun olmayan hazza izin vermediği için yaşlılığa büyük saygı duymalıyız.
Hep kendi çıkarını düşünmeyi yani yaşlı açgözlülüğünü anlamıyorum. Öyle ya, yol kısaldıkça yolluğu arttırmaya çalışmaktan daha saçma ne olabilir?
Yaşlı, gençten daha iyi durumdadır zira gencin umut ettiği yere varmıştır. Genç uzun yaşamayı ister, yaşlı ise uzun yaşamıştır.
Ölümü umursamamak için bunu gençliğimizden itibaren düşünmeliyiz. Bu düşünce olmadan kimse zihnen huzurlu olamaz.
Madem ruhlarda bir kavrayış hızı, geçmişteki olayları hatırlama, gelecekteki olaylara dönük bir sağduyu, bunca sanat, bunca bilgi, bunca buluş var, bütün bunları kapsayan unsur doğası gereği ölümlü olamaz.
İnsanın ruhunun ölümsüz olduğuna inanmakla yanılıyorsam, mutlu bir şekilde yanılıyorum. Beni mutlu eden bu yanılgının, yaşadığım sürece elimden alınmasını istemiyorum.
Bir kitabı nadiren tekrar okurum ama bu tekrar tekrar okumak isteyeceğim türden bir eser. Çok kısa olduğu için değil, her gün hatırlamak isteyeceğimiz türden değerli yaşam ilkelerini barındırdığı için.
İki saatte okuyup bitirebileceğiniz eser iki bin yıl geçse de insan doğasının değişmediğini hatırlatıyor. Hayatın her devrini olduğu gibi yaşlılığı da harika geçirmenin sırlarını paylaşıyor. Huzurlu bir yaşlılığın kapısını aralıyor adeta. Sadece yaşlılık değil devamındaki sonsuzluğa dair de ruhumuza su serpecek tespitler yapıyor.
Telafisi olmayan bu hayatın finalini unutmadan bilinçli ve huzurlu yaşamak dileklerimle…