İnternet hatta bilgisayarın bile olmadığı bir devirde Fransız sosyolog Gustave Le Bon (1841-1931) tarafından kaleme alınan bu eser -Kitleler Psikolojisi- günümüz sorunları için geçerliliğini sürdüren harika tespitler yapıyor.
İletişim kanallarının hatta ilişkilerin dijitalleştiği çağımızda kitleler de bu gelişmelerden nasibini alıyor. Özellikle bilgi paylaşımını kolaylaştıran teknolojiler sayesinde daha büyük kitlelere ulaşıp insanları daha kolay ve ekonomik bir şekilde manipüle etmek mümkün olabiliyor.
Kitlelerin psikolojisine dair can alıcı tespitler anlam vermekte zorlandığımız tuhaf davranışları daha anlaşılır hale getiriyor. Münzevi yaşamı sürmüyorsak yani toplumla iç içe yaşıyorsak güvenli ve huzurlu bir yaşam için bu eseri okumak iyi gelecektir. Sizi ikna edeceğini umduğum birkaç tespiti paylaşmak istiyorum:
Kitlelerin bilinçsiz hareketinin, bireylerin bilinçli faaliyetlerinin yerine geçmiş olması, çağımızın özelliklerinden biri haline gelmiştir.
Kolektif ruhta, insanların entelektüel yetenekleri ve dolayısıyla bireysellikleri silinir; bilinçaltı nitelikleri baskın gelir.
En dikkatli tahlilci, en keskin gözlemci bile kendisini yönlendiren bilinçaltı güdülerin yalnızca çok azını keşfetmeyi başarır.
Kitle çoğunlukla telkine hazır bir dikkatle bekleme halindedir.
Kalabalığın telkinlere karşı koyacak kadar güçlü bir kişiliğe sahip olan fertleri sayıca çok azdır ve akıntı onları da beraberinde sürükler.
Yalnız olduğunda kültürlü, terbiyeli bir insan, kitle halinde olduğu vakit içgüdüleriyle hareket eden, kaba saba, yabani bir yaratığa dönüşerek ilkel varlıkların spontanlığına, şiddetine, gaddarlığına, ayrıca coşku ve kahramanlıklarına sahiptir.
Bugün kitlelerin tehditkâr hallerinden, çıkarabilecekleri yıkım ve isyanlardan ötürü endişe içindeyiz.
İnsana inanç aşılamak, gücünü on katına çıkarmaktır.
Tüm akıl yürütmelerden ve tüm ispatlardan arınmış saf ve basit iddia, bir fikri kitlelerin zihnine yerleştirmenin kesin bir yoludur.
İddia mümkün olduğu kadar aynı terimlerle, yalnızca sürekli tekrarlanması koşuluyla gerçek bir etki oluşturur. Bir süre sonra tekrarlanan iddiayı ortaya atanın kim olduğunu unutarak sonunda o iddialara inanırız.
Kelime ve formülleri nasıl kullanacağını bilen bir hatip, kitleleri dilediği gibi yönlendirir.
Nasıl ki kasırgalarla tartışılmazsa, kitlelerin inançlarıyla da tartışılmaz.
Yukarıdaki tespitlere itiraz edecek nokta bulmak zor görünüyor. Mesele şu: Ne yapacağız?
Modern dünya monarşiden cumhuriyete geçmeyi tercih etti ve geri dönüş yok gibi görünüyor. Bu durumda toplumların akıbetinde kitlelerin etkisi inkâr edilemeyecek boyuttadır.
Kanaatimce çözüm, kitlelerin telkinlerle sürüklenen güruh olmaktan çıkıp bilinçli fertlerden oluşan ve iyilik için birlikte hareket eden toplumlara dönüşmesidir. Bunun yolu da kitleyi oluşturan fertlerin güçlü bireyler olmasından geçiyor.
“Bilgi güçtür,” demiş Bacon. Öyleyse güçlü olmanın yolu doğru bilgiyi kuşanmaktır. Bilgeler ve kitaplar bu harika donanım için en verimli ve ekonomik kaynaklardır.
İnanıyorum ki; doğru bilgiyi algının önünde tutan, duygularıyla değil aklıyla ve mantığıyla hareket eden insanların sayısı arttıkça kitleler tehlike olmaktan uzaklaşacaktır.
“Karanlığa küfredeceğine bir mum yak,” demiş Konfüçyüs (M.Ö. 551-M.Ö. 479). Biz de kitlelerin yıkıcı etkisinden şikâyet edecek yerde bir adım atabiliriz. Paylaşacağımız bir doğru ya da hediye edeceğimiz bir güzel eser mum yakmak kabilinden bir adım olacaktır.
Doğru bilginin aydınlattığı yolda huzurlu bir dünya dileklerimle…