Ülkemin spor dallarındaki başarılarıyla gurur duyuyorum. Sporcularımızın şampiyon olduğunu duymak sevindiriyor beni. Ama hiç duymak istemediğim bir şampiyonluk haberi var:
“Türkiye, Avrupa’nın obezite şampiyonu olmuş.”
Günümüzde en ciddi sağlık sorunlarından birisi şişmanlık ve onun neden olduğu bir dizi hastalıktır. Diyalizden iyileşmeyen ayak yaralarına varıncaya kadar aklımıza bile getirmek istemediğimiz tablolardan bahsediyorum.
Beden sağlığı yetmez, ruh sağlığımız da iyi olsun isteriz. Başarılı ve zengin olmak ya da daha önemlisi zengin hissetmek isteriz. Krallar gibi özgür olmak isteriz. Başka?
Yaşam kalitemizi artıracak özel bir etkinlik olan sanatı hayatımızın bir parçası yapmak isteriz. Hobi olarak başlayan uğraşımızda gerçek bir sanatçı olma hevesine düşeriz. İşte burada ilham ve motivasyona ihtiyacımız var.
Sanki bir çırpıda hayattaki en büyük isteklerimizi özetlemiş gibi oldum. Peki, bu isteklerimiz nasıl gerçekleşecek?
Şayet bu sorunun net ve basit bir yanıtı olsaydı bambaşka bir dünyada yaşıyor olurduk. Ama yukarıda saydığım tüm güzel şeylere ulaşmayı kolaylaştıracak neredeyse garantili bir yol var: Yürümek.
Felsefe profesörü Frederic Gros (1965), “Yürümenin Felsefesi” isimli kitabında hayatımızın bu çok özel etkinliğini bambaşka boyutlara taşıyor.
Şahsen ben okuduğumda çok etkilenmiştim ve o gün bu gündür yürüyorum. Fiziksel sağlıktan ruhsal aydınlığa pek çok faydasını gördüğüm için bu eseri ulaşabildiğim herkese öneriyorum. Yine de ikna olmadıysanız birkaç inci paylaşabilirim eserden:
Şöyle bir dolaşmaya çıkmak bile endişelerin ağırlığını hafifletmeyi, işleri bir süreliğine unutmayı sağlar.
Özgürlük, bir lokma ekmek, bir yudum su, uçsuz bucaksız kırlardır.
Sadece elimizle yazarız evet ama sadece ayağımızla iyi yazarız.
Bir gayret, kayanın tepesine tırmandıktan sonra oturup manzarayı seyre daldığımızda yaşadığımız sarhoşluk… O araziler, evler, ormanlar, patikalar, hepsi bizimdir, bizim içindir. Bakmak, sahip olmak demektir. Hem de mülkiyetin külfetleri olmadan…
Yürüdüğümüzde sadece mesleğimizi, komşularımızı, ilişkilerimizi, alışkanlıklarımızı, tedirginliklerimizi değil, kaotik kimliklerimizi, yüzlerimizi ve maskelerimizi de geride bırakırız.
Zenginliğin bedeli birçok insan için haddinden fazladır gerçekten. Oysa mutluluğun bedeli daha azdır.
Yürümek, kenara çekilmektir. İlkbahar esintisinin tazeliğini hissetmekten daha önemli işleri olan ciddi insanların kenarından uzaklaşmaktır.
Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil (ders verenlerin hüzünlü görevidir bu), içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır.
Yürüyen kraldır, dünya da onun krallığı.
Yürüyüşe, bedeni en eski doğal eylem içinde hissetmenin getirdiği basit neşe hâkimdir. İlk adımlarını atan bir çocuğun bir ayağını diğerinin önüne koyarken ışıldayan yüzüne bakın.
Yürümek bedeni gevşetir. Fakat asıl bayram eden zihindir. Çünkü yürümek insanın ruhunu dinlendirir.
Aklınızı kurcalayan bir sorun varsa kalkıp yürüyebilirsiniz. Bedenin hareketi zihninizi bir parça canlandırınca sıkıntıyı çözer, kusursuz düzenlemeyi bulur, doğru sunumu oluşturur, güzel fikri yakalarsınız.
Yürümek, öfkeyi söküp alır, insanı arındırır.
Kitabı okudunuz ve yürüme isteğiniz arttı. Hatta düzenli olarak yürümeye bile başladınız. Peki, bu ne işe yarayacak?
Öncelikle kilolarınız azalacak yürüyerek. Sindirim sisteminiz daha iyi çalışacağı için bağırsak sorunlarınız azalacak.
Çalışan kaslarınız güçlenecek ve kalp atışınız düzenlenecek. Sonuç olarak enerjiniz artacak.
Yürüyüş sırasında salgılanan seratonin gibi hormonlar sayesinde daha huzurlu ve neşeli hissedeceksiniz.
Tek başınıza yürüyüşe çıktığınızda zihniniz çok daha arı duru çalışacak. Sorunların çözüm yolları berrak bir şekilde belirecek gözünüzün önünde.
Bir sanat dalıyla uğraşıyorsanız esinle dolacaksınız yürüyüşler sırasında.
Yürüdüğünüz için size para vermeyecekler. Ama en ekonomik konforun yürüyüş olduğunu göreceksiniz. Bankada yüklü hesapları olan zenginlerden daha zengin hissedeceksiniz.
Huzurlu yaşam felsefemi özetleyen bir mottoyla bitireyim:
Gezip tozmak, oturup yazmak…