Şimdi sırada önemi gittikçe artan bir kitap var.
Adından da tahmin edeceğiniz gibi kansere bazı şeyler anlatılıyor bu kitapta.
Kanser önemli ve zorlu bir hastalıktır. Gittikçe de önemi artmaktadır, çünkü gün geçtikçe daha çok sayıda insan kansere yakalanmaktadır.
Sigaradan çevre kirliliğine, radyasyondan kötü beslenmeye pek çok etken kanser sıklığını artırmaktadır. Ama özellikle önemli bir etken var ki, o da strestir.
Aslında kanser tedavisinde modern tıp epeyce mesafe kat etmiştir. Buna rağmen kanser, zorlu bir hastalık olarak varlığını sürdürmekte, binlerce insanın yaşamını kabusa çevirmeye devam etmektedir.
Kimsenin karşılaşmak bile istemediği bu vahim hastalığı önlemenin, eğer geç kalmış ve yakalanmışsak da bundan kurtulmanın mümkün olduğunu söylesem…
Tıpta hiçbir şeyin yüzde yüz garantisi yok elbette. Ama saçlarımı ağarttığım ve artık emekliği hak ettiğim, yüz binden fazla hasta gördüğüm bu meslek hayatının bana öğrettiği bir şey varsa; “Evet, kanserden korunmak ve geç kalıp yakalananlar için de iyileşmek yüksek oranda mümkündür.”
Sakın ola ki, alternatif tedavilere sizi yönelteceğimi sanmayın. Ben bir tıp profesörüyüm. İçinde bulunduğum bilimsel ortama alternatif bir yöntem önerdiğimde işimi bırakmam gerekir.
Modern tıp ameliyattan kemoterapiye, radyoterapiden akıllı ilaçlara gittikçe gelişen yöntemlerle kanseri tedavi etmeye çalışmaktadır. Ama onkolog meslektaşlarımın da bildiği ve kabul ettiği bir gerçek var; sonuçlar her zaman yüz güldürücü değildir. İşte bu durumda, uzmanlarımızın tedavisiyle çelişmeyen hatta iyileşme sürecine katkı sunan bir şeyler yapmak mümkündür.
Sadece bir kez yaşayacağımız bu hayatı en güzel şekilde geçirmek isteriz. Kanserin yaşam kalitemizi bozmasını istemeyiz. Öyleyse kanser denen bu illetten korunmaya ve iyileşmeye katkı sunacak her şey değerlidir.
Alternatif tıptan biraz daha kabul edilebilir kavram var, destekleyici tıp… Yani modern tıbbın önerdiği tedaviye destek olacak şeylerden bahsediyorum. Ama bahsettiğim kitapta bundan daha ötesi var.
Aslında bizzat yaşanmış bir hikaye okuyacaksınız bu kitapta. Roman tadında yazılmış bu eser sıkılmayadan okuyacağınız bir tür otobiyografik denemedir. Ve sıkı durun!
Beyin tümörü tanısı konan ve kendisine aylarla sınırlı bir ömür biçilen doktorun on dört yıl kadar sonra yayımladığı bir eser var elimizde. Hayır, öte dünyalardan gönderilmedi bu kitap. İyileşme sürecinde modern bilimin istatistiksel verilerini alt üst eden adamın gerçek hikayesini okuyacaksınız.
Servan-Schreiber, aynı zamanda bir psikiyatristtir. Yani aynı zamanda hem doktor hem de hasta…
Henüz otuz yaşındayken başka bir çalışma sırasında tesadüfen çekilen filmde kanser teşhisi konan Schreiber, modern tıbbın yanında ilave olarak yaptığı etkinlikleri ve çalışmaları da aktarıyor eserinde. Sıklıkla göz ardı edilen bu yöntemler hiçbir zarara neden olmadan doğal savunma mekanizmalarını harekete geçirerek kansere karşı mücadele ediyor.
Kanserle karşılaşan herkese önerdiğim bu kitaptan şimdi de birkaç alıntı yapmak istiyorum:
Ölüm korkusu denen şeyin büyük bir bölümü, hayatımızın hiçbir anlam taşımamasından, boşu boşuna yaşamış olmaktan, varlığımızın hiç kimse ya da hiçbir şey açısından bir fark yaratmamış olmasından duyduğumuz korkuyla bağlantılıdır.
Diabetli hastalarda kanser riski, ortalamanın üzerindedir.
Et, soğuk et ve süt ürünlerinin tüketimi arttıkça kanser oranları artmakta, sebze bakımıdan diyetle beslenme ortanı arttıkça da azalmaktadır.
Sigara içenler, kanser için 20-30 kat daha fazla risk taşır.
Kanserin gelişmesini kamçılayan, stresini kendisi –hayatın kaçınılmaz olarak verdiği şoklar- değil, bireyin hissettiği ve bedenin hastalığa karşı tepkisini etkileyen çaresizlik ya da kontrol algısıdır.
Tıpkı küçük bir yaranın iz bırakmadan kapanması gibi, beyin de duygusal yaraları iyileştirecek doğal mekanizmaya sahiptir.
Kanserle savaşmayı öğrenmek, içimizdeki yaşamı beslemeyi öğrenmek demektir.
Bazı insanlar hayatın gerçek değerini takdir etmeden yaşar.
Ne kadar yaşayacağınızı bilemezsiniz. Ama hayatınızın kalan kısmını olabildiğince iyi yaşamak için fırsatınız var.
Bağışıklık hücrelerini teşvik ederek, vücudumuzun kanserler ve diğer hastalıklara karşı direncini arttıran etkenler: Sağlıklı beslenme, dinginlik, neşe, antioksidanlar, aile ve arkadaş desteği, kendini kabullenme ve düzenli fiziksel egzersiz.
Yapılan çalışmalar, egzersizin, kanserin nüksetme ihtimalini %50-60 azalttığını göstermiştir.
Uzun süreli fiziksel çabanın yararlarından birisi de, derin düşüncelerin durmak bilmeyen akışını en azından geçici olarak yok etmeye yardımcı olmasıdır.
Bitter çikolata (%70%in üzerinde kakao), kanser gelişimini önleyici etkiye sahiptir.
Huzurlu ve sağlıklı bir hayat için, çevrenin de etkilerini hesaba katarak, birlikte zaman geçireceğimiz kişileri özenle seçmeliyiz.
Tüm bu yaptıklarınızın sonunda belki hayatınız uzamaz ama kesinlikle hayatınıza derinlik katarsınız. Ömrünüzün kalan kısmını daha huzurlu geçirirsiniz.
Ameliyat, antibiotikler, radyoterapi, olağanüstü ilerlemelerdir. Ama bunlar bizi bedenin kendi şifa gücünü hafife almaya yöneltiyor. Hem tıbbi yeniliklerden faydalanmak hem de bedenin doğal savunmalarından yararlanmak mümkündür.
Hayatımızı gerçekten ciddiye alıp güzelliğini algılamak için kanserli olmamız gerekmez.
Kendimiz kanser değilsek dost ve aile çevresinde mutlaka bir kanser hastası vardır. Kendi sağlığımıza özen gösteriyor olsak da çevremizde kanser için riskli yaşam süren bir sürü insan var. Madem kanser hayatımızda göz ardı edemeyeceğimiz bir realite, öyleyse kanser için sıra dışı bir tedavi ve korunma yaklaşımı öneren bu kitap elimizin altında bulunmalıdır. Çevrenizde hiç eksik olmayan kanser hastalarına vereceğimiz en değerli hediyelerden biri bu kitap olabilir.
Kanserin olumsuz etkilerinden uzak sağlıklıklı bir yaşam dileklerimle…