Bir gün Nasreddin Hoca, eşeğine binmiş, insanlarla birlikte yolculuk etmektedir. Birdenbire durur, hayvandan iner ve eşeğe ters biner. Bunu görenler nedenini sorarlar.
Hoca şöyle der:
“Siz önden yürürseniz arkanızı bana dönmüş olacaksınız. Ben önde gitsem, size arkamı dönmüş olacağım. Böyle ters bindiğim zaman ise yüz yüze oluruz!”
Çocukluğumda bir resim görmüştüm. Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters binmiş. Komik bulmuştum. Sonra yukarıdaki nahif yorumu okuyunca işin içinde nezaket gibi bir hassasiyet olduğunu görmüştüm. Ama meselenin üçüncü boyutu da varmış…
Bir başka rivayete göre Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters bindiğini gören komşuları bunun nedenini sormuşlar. Hocanın cevabı:
“Eşekle aynı yöne gittiğimi görmemek için…”
İşte bu yanıt beni biraz güldürürken çok fazla düşündürüyor. Sahiden kimlerle aynı yönde yürüyoruz?
Kendimize karşı dürüst olalım. Pek çok insan yalnız kalmaktan korktuğu için başkalarının peşinden koşuyor; kendi biricik hayatının aktörü olmaktansa başkalarının hayatında figüran olmayı tercih ediyor.
En çok vakit geçirdiğimiz beş kişinin ortalaması olduğumuz söylenir. Pek çoğumuz bunu deneyimlemişizdir. Daha ilkokulda başlayan arkadaş grupları bu minik grubun üyelerinin geleceğini şekillendirmeye başlar.
Sigara gibi alışkanlıkların kurbanı gruplar olduğu gibi dijital oyun grupları da var. Diğer yandan dersle, sanatla ve sporla meşgul olanlar var.
Sırf yalnız kalmamak adına yanlış insanlarla birlikte olmak bizi biz olmaktan uzaklaştırır. Çünkü birlikte olmak bazen aynı şeyleri düşünmek, aynı şeyleri yapmak demektir. Ekranları açtığınızda bu yanlış tercihin kurbanlarıyla karşılaşırsınız.
Bilgi birikimi, düşünce tarzı, yaşam felsefesi gibi sağlık, mutluluk ve başarı düzeyimiz üzerinde de çevremizin büyük etkisi var. En çok da sürekli birlikte olduğumuz insanlar pay sahibidir bu süreçte.
Yol bilen kervana ihtiyaç duymaz. Sırf yalnızlıktan korktuğumuz için bir guruba katılmaktansa kendi özgür irademizi kullanarak nitelikli insanlarla ve kendimiz olmaya devam ederek vakit geçirebiliriz.
Pek çok filozof yalnızlığıyla bilinir. Yaşadığı dönemde çevresinde iki elin parmakları kadar insan yoktur. Ama öldükten sonra hatta asırlar boyunca milyonlarca insan bu yalnız filozofların fikirlerine değer vermiştir.
Kendinle baş başa kalabilmek, cesaret ister. Bilgi güçtür. Doğru bilgilerin şekillendirdiği düşünceler -gerektiğinde- yalnız kalabilme cesareti verir bize. Peki, bu ne işe yarar?
“Kendi ışığını bulmuş insanlar bir başkasının yörüngesinde dönüp durmaz,” diyor Seneca (MÖ 4-MS 65).
Yanlış gruplara katılıp güruhla sürüklenmekten kurtuluruz bu bilgelik ve cesaretle. Kendimiz olarak yani özgürce yaşamaya devam ederiz.
Ve unutmayalım:
Gerçek özgürlük hayatımızdaki en önemli şeylerden biridir.